<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>sol kanat</title>
	<atom:link href="http://solkanat.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://solkanat.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Jan 2012 20:26:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='solkanat.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>sol kanat</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://solkanat.wordpress.com/osd.xml" title="sol kanat" />
	<atom:link rel='hub' href='http://solkanat.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>küba devrimi&#8217;nin ideolojisini incelemek için notlar</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2010/01/01/kuba-devriminin-ideolojisini-incelemek-icin-notlar/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2010/01/01/kuba-devriminin-ideolojisini-incelemek-icin-notlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 23:52:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[ernesto che guevara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=724</guid>
		<description><![CDATA[ernesto che guevara devrimimiz, bazılarının, devrimci hareketin en doğru sayılan temel ilkelerinden biriyle, lenin&#8217;in: &#8220;devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz,&#8221; sözleriyle dile getirdiği ilkeyle çelişkili bulmaya çalıştığı kendine özgü bir olaydır. toplumsal bir gerçeğin anlatımı olan devrimci teorinin, tüm sözlerden üstün olduğunu söylemek yerinde olur; yani, tarihi gerçek doğru biçimde yorumlanır ve orada yer alan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=724&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ernesto che guevara</strong><br />
<a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/ernestocheguevara.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-689" title="ernestocheguevara" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/ernestocheguevara.jpg?w=510" alt=""   /></a>devrimimiz, bazılarının, devrimci hareketin en doğru sayılan temel ilkelerinden biriyle, lenin&#8217;in: &#8220;devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz,&#8221; sözleriyle dile getirdiği ilkeyle çelişkili bulmaya çalıştığı kendine özgü bir olaydır. toplumsal bir gerçeğin anlatımı olan devrimci teorinin, tüm sözlerden üstün olduğunu söylemek yerinde olur; yani, tarihi gerçek doğru biçimde yorumlanır ve orada yer alan güçler uygun biçimde kullanılırsa, teori bilenmese bile devrim yapılabilir.<br />
<span id="more-724"></span><br />
tüm devrimlerde çok çeşitli eğilimleri temsil eden kitlelerin katılımı görülmüş, bunlar eylemde düşünce birliğine varmıştır. teorinin iyi bilinmesi çabayı kolaylaştırır, tehlikeli yanlışlara düşmeyi önler, ancak bu teorinin gerçeğe uyması koşuluyla. devrimimizin liderleri, tam anlamıyla kuramcılar olmamakla birlikte, büyük toplumsal olayları ve bunları yöneten yasaları biliyorlardı. bugün tüm dünyada tartışılan tarih, toplum, ekonomi ve devrim görüşlerinin yabancısı değillerdi. bazı kuramsal bilgilere ve gerçeğin iyice bilinmesine dayanarak kademeli bir gelişim süreci içinde devrim teorisini kendileri yarattılar. gerçeği çok iyi anlamaları, halkla yakın ilişkileri, hedefi hiçbir zaman gözden kaçırmamaları ve devrimci pratiğin kazandırdığı deneyim, bu liderlerin tam bir kuramsal görüş oluşturmalarında yardımcı oldu.</p>
<p>bu söylediklerim, küba devrimi gibi tüm dünyayı meraklandıran bir olayın açıklanmasına giriş sayılmalıdır. nasıl ve niçin, teknik ve donanım bakımından kendisinden kat kat üstün bir düşman tarafından darmadağınık edilen bir grup insan önce sağ kalmayı, sonra güçlenmeyi, sonra savaş bölgelerinde düşmandan daha güçlü olmayı, sonra yeni savaş bölgelerine yayılmayı ve sonunda, yine kendisinden sayıca kat kat üstün düşman birliklerini düzenli savaş içinde bozguna uğratmayı başarmıştı? çağdaş dünya tarihi için ele alınıp incelenmeye değer bir konu.</p>
<p>çoğu kez, teoriden gerektiği biçimde yararlanamamış olan bizler, küba gerçeğini, sanki onun sahipleriymişiz gibi ortaya atacak değiliz. yalnızca, gerçeği yorumlayabilmek için zorunlu temelleri saptamakla yetineceğiz. gerçekte, küba devrimi&#8217;nin kesinlikle farklı iki aşamasını birbirinden ayırdetmek gerekir; 1 ocak 1959&#8242; a kadar süren silahlı eylem ve o tarihten sonraki politik, ekonomik ve toplumsal dönüşümler.</p>
<p>bu iki aşama da kendi içinde kısımlara ayrılır, ama biz bunları tarihi araştırmak açısından ele almayacağız. devrimin yöneticilerinin, halkla bağlantı halinde geliştirdikleri devrimci atılımın evrimi bakış açısından, kendimizi gerekli konuma yerleştireceğiz.</p>
<p>bu amaçla, bugünkü dünyada en çok tartışılan terim olan marksizm karşısındaki genel tutumumuzu belirlememiz gerekmektedir. bize, siz marksist misiniz, evet mi, hayır mı? diye sorulsa, tutumumuz, newton&#8217;cu olup olmadığı sorulan bir fizikçinin, ya da pasteur&#8217;cü olup olmadığı öğrenilmek istenen bir biyologun göstereceği tutuma benzer. artık üzerinde tartışmayı gereksiz kılan apaçık gerçekler vardır. yeni olayların yeni görüşler getirmesinin yanı sıra, eski görüşlerin de gerçek payını koruduğu unutulmayarak, fizikte &#8220;newton&#8217;cu&#8221;, biyolojide &#8220;pasteur&#8217;cü&#8221; olunduğu gibi doğal biçimde &#8220;marksist&#8221; olunmalıdır. örneğin, einstein&#8217;ın görelilik kuramının, planck&#8217;ın quantum teorisinin yanında newton&#8217;un buluşlarının durumu böyledir, yeni kuramlar, ingiliz bilginine büyüklüğünden kesinlikle hiçbir şey kaybettirmez. newton sayesinde fizik ilerleyebilmiş, yeni uzay görüşleri geliştirilmiştir. ingiliz bilgini bu gelişmenin gerektirdiği basamaklardan biridir.</p>
<p>insan, elbetteki, düşünür olarak, toplumsal doktrinler araştırıcısı olarak, ya da içinde yaşadığı kapitalist sistemi bilen biri olarak marx&#8217;a bazı yanlışlarını gösterebilir. örneğin biz latin amerikalılar, onun bolivar&#8217;la ilgili yorumuna, engels ile birlikte meksika konusunda yaptığı incelemesine katılmayabiliriz. marx, bu yazılarında, günümüzde geçerliliğini yitiren bazı ırk ve ulus teorilerini kabul ettiğini belirtiyordu. [*] fakat büyük adamların bulduğu parlak gerçekler, küçük yanlışlara karşın yaşar, küçük yanlışlar, insan düşüncesinin bu devlerinin eriştiği yüce dorukların tam anlamıyla bilincinde olsak bile, onların da insan olduğunu, yanılabileceklerini gösterir yalnızca. bu nedenle, marksizmin başlıca doğrularını, halkların kültürel varlıklarının ve bilimsel bilgilerinin bir parçası sayıyor, artık tartışılmasına gerek kalmayan tüm değerler gibi doğal olarak kabul ediyoruz.</p>
<p>toplumsal ve politik bilimlerdeki ilerlemeler, başka alanlarda da olduğu gibi, ilmikleri zincir oluşturan, biriken, birbirine bağlanan ve sürekli mükemmelleşen uzun bir tarihsel evriminin parçasıdır. insanlık tarihinin ilk çağlarında, çin, arap ve hint matematik bilimleri vardı. bugün, matematiğin sınırı yoktur. bilim tarihinde, bir yunanlı pitagoras, bir italyan galilei, bir ingiliz newton, bir alman gauss, bir rus lobaçevski ve bir einstein vs. vardır. aynı şekilde, toplumsal ve politik bilimler alanında, demokrit&#8217;ten başlayarak marx&#8217;a kadar uzun bir düşünürler zinciri orijinal araştırmalarını biriktirmiş, deney ve doktrinlerini dağ gibi yığmışlardır.</p>
<p>marx&#8217;ın değeri, toplumsal düşüncede birdenbire niteliksel bir değişme meydana getirmiş olmasından ileri gelir. tarihi yorumlar, dinamiğini anlar, geleceği önceden görür, böylece bilimsel görevini yerine getirmekle de kalmayıp, ayrıca devrimci bir düşünce de ortaya atar: dünyayı yorumlamak yetmez, değiştirmek de gereklidir. ancak o zaman, insan kölelikten, çevresinin aleti olmaktan kurtulup kaderinin mimarı haline gelir. o gün bu gündür, marx eski düzeni korumaktan çıkar sağlayanların boy hedefi oldu. tıpkı köleci atina aristokrasisinin ideologları olan platon ve çömezleri tarafından eserleri yakılan demokritus gibi.<br />
devrimci marx&#8217;tan başlayarak, marx ve engels adlı devlere dayanan, lenin, stalin, mao tse-tung gibi, yeni sovyet ve çin yöneticileri gibi büyük kişilikler sayesinde gelişim aşamalarını aşarak, izlenecek doktrinlerin ve örneklerin tümü oluştu. marx&#8217;ın devrimci silahı eline almak üzere bilimi terkettiği noktada küba devrimi ona sahip çıkar. düşüncelerini revizyondan geçirmek, marx&#8217;tan sonra gelenlere karşı çıkmak ya da &#8220;saf&#8221; marx&#8217;ı yaşatmak için değil, bilim adamı marx orada tarihin dışına çıktığı, geleceği incelediği ve önceden gördüğü için küba devrimi bu noktada marx&#8217;a sahip çıkar.</p>
<p>bundan sonra devrimci marx, tarihin bir parçası olarak savaşa katılacaktır. biz pratik devrimciler, mücadeleye girişirken bilim adamı marx&#8217;ın önceden gördüğü yasalara uyarız. ayaklanma yolunda, eski iktidar yapısına karşı mücadele ederken, bu yapıyı yıkmak için halktan dayanak alırken mücadelemizin temelini bu halkın refah ve mutluluğu üzerine kurarken bilim adamı marx&#8217;ın öngörüşlerini doğrulamaktan başka birşey yapmayız. demek istediğim, marksizmin yasaları küba devrimi&#8217;nin gerçeklerinde vardır -bir kez daha altını çizelim en iyisi- bu olgu, devrimin yöneticilerinin kuramsal açıdan bu yasaları bilip bilmediğinden, uygulayıp uygulamadığından bağımsızdır.</p>
<p>küba devrimci harekelini daha iyi anlamak için, 1 ocak&#8217;a kadar yaşadığı aşamaları birbirinden ayırdetmek yerinde olur: granma çıkarması öncesi; granma çıkarmasından, la plala ve arroyo del infierno zaferine kadar olan tarihi dönem; bu günlerden başlayarak el uvero ve ikinci gerilla kolu&#8217;nun kurulmasına kadar geçen zaman aralığı; bundan sonra üçüncü ve dördüncü gerilla kollarının oluşmasıyla ve sierra crisial&#8217;in işgaliyle ikinci cephe&#8217;nin yaratılma aşaması; başarısızlığa uğrayan nisan grevi; büyük saldırıya karşı direniş; las villas&#8217;a doğru ilerleme ve kentin işgal edilmesi.</p>
<p>gerilla savaşımızın bu dönemlerinden herbiri ayrı bir toplumsal görüşün, küba gerçeğinin ayrı bir değerlendirilişinin sınırlarını belirler. bu aşamaların temsil ettiği bu kavram ve değerlendirmeler, devrimin askeri şeflerinin düşüncesini oluşturmuş, zamanla politik şeflere dönüşmeye koşullandırılmalarını gerçekleştirmiştir.</p>
<p>granma çıkarmasından önce, bir ölçüye kadar çok özenelci denilebilecek bir kafa yapısı egemendi: birçok kişi, hızlı bir halk patlamasına körü körüne inanıyor, kendiliğinden oluşan grevlerle birleşik bir silahlı ayaklanmayla hızla batista iktidarının devrilebileceği düşüncesiyle heyecanlanıyordu. onlara göre, bunlar diktatörün düşürülmesine yetecekti. bu hareket, geleneksel partinin ve onun &#8220;paraya karşı onur&#8221; sloganının doğrudan doğruya mirasçısıydı. başka bir deyişle, yeni küba hükümeti yönetiminin dürüstlüğüne dayanmalıydı.<br />
bununla birlikte, fidel castro &#8220;tarih beni haklı çıkaracaktır&#8221; da, devrimin bugün hemen hemen tümüyle eriştiği hedefleri saptamıştır. devrim, ekonomik alandaki mücadelenin şiddetlenmesi sayesinde, bu hedefleri aşmış, buna paralel olarak ulusal ve uluslararası politika planlarında kökleşme ve radikalleşmeye varmıştır.</p>
<p>çıkarmanın hemen ardından, devrimci güçler yenilgiye uğradı, neredeyse tümü dağıtıldı; sonra yine birleşip gerilla birliklerini oluşturdular. hayatta kalan ve savaşmaya kesinlikle kararlı olan birkaç kişi, tüm adada kendiliğinden patlama şemasının yanlışlığını anlamışlardı. savaşın uzun süreceğini, köylülerin katılmasının zorunluluğunu da anlamışlardı.<br />
işte o sıralarda, ilk köylüler gerillacılara katıldı. iki savaş verildi, gerçi birliklerimiz sayıca fazla değildi, fakat kentlerden gelip gerilla çekirdeğini kuran kişilerin köylülere karşı güvensizliğini yoketmesi açısından psikolojik önemi büyüktü. köylüler de merkez gerilla grubuna güveniyor, özellikle hükümetin gerilla hareketini bastırmak için barbarca öç alma eylemlerine girişmesinden çekiniyorlardı. bu durumda iki kesin gerçek ortaya çıktı, birbirine bağlı olan bu gerçeklerin ikisi de çok önemliydi: köylüler, ordunun canavarca gaddarlığının gerilla savaşlarına son vermeye yetmeyeceğini, hükümet askerlerinin gelip köylü evlerini yakacağını, ürünlerini ellerinden alacağını, ailelerini öldüreceğini anlamışlar, en iyi çözümün gerilla birliklerine sığınmak olduğunu, orada hayatlarının korunduğunu görmüşlerdi. öte yandan, gerillacılarsa köylülüğü kazanmanın giderek daha da zorunlu hale geldiğini biliyorlardı. köylü kitlelerine yürekten istedikleri birşey vermeliydik. köylünün en çok özlemini duyduğu şeyse topraktı.</p>
<p>daha sonra, direniş ordumuzun giderek artan oranda etki alanları zaptettiği göçebelik aşamasına geçildi. ordumuz bu bölgelerde uzun süre kalamıyordu, ama düşman ordusu da buraları yeniden ele geçiremiyor, hatta bu yerlere giremiyordu bile. savaşlar sürüp giderken iki ordu kampı arasında bir çeşit belirsiz sınır çizgisi oluştu.</p>
<p>28 mart 1957 belirleyici bir gündür; bir kilometre taşıdır. iyice tahkimatlandırılmış, iyi silahlandırılmış, kısa zamanda takviye alabilecek biçimde deniz kenarında kurulmuş, bir uçak alanına da sahibolan el uvero garnizonuna saldırımızın tarihidir bu. savaşa giren güçlerin %30 oranında kırıldığı, en kanlı çarpışmalarımızdan biri olan bu savaşın direniş ordumuza getirdiği zafer durumumuzu tümüyle değiştirmişti. o günden sonra, direniş güçleri serbestçe hareket edebilecekleri, haberleri düşmana sızdırmayacak bir toprak parçasına sahibolmuştu. oradan da, hızla ve aniden ovalara inebilecek, düşman konumlarına saldırabileceklerdi.<br />
kısa bir süre sonra güçlerimiz iki kısma ayrıldı, böylece iki gerilla kolu oluştu. sırf düşmanı yanıltmak, güçlerimizi olduğundan büyük göstermek gibi basitçe bir gizlenme manevrası ikinciye 4. kol adını verdirtti. iki kol da hemen eyleme geçti. 26 temmuz&#8217;da estrada palma&#8217;ya, beş gün sonra da, yaklaşık 30 km uzaklıktaki bueycito&#8217;ya saldırdık. bundan sonra daha büyük kuvvet gösterileri görüldü. bir milim gerilemeden düşman baskı güçlerine göğüs gerdik. düşman askeri birliklerinin sierra&#8217;ya tırmanma girişimleri birçok kez başarıyla savuşturuldu, savaşan her iki yanın cepheleri arasında içinde kimsenin bulunmadığı geniş araziler oluştu. bu arazilerde iki tarafın da savaşçıları zaman zaman ceza eylemlerinde bulunmak üzere yürüyüş yapıyorlardı. cepheler hemen hemen sabitti.</p>
<p>bu sırada, gerilla birliklerimiz, bölge köylülerinin, kentlerden gelen 26 temmuz hareketi üyesi bazı elemanların katılmasıyla ek güçler kazanıyor, gerilla ordusunun savaş yeteneği, savaşmada kararlılığı artıyordu. 1958 şubatında, bazı saldırıları püskürttükten sonra juan almeida&#8217;nın 3 nolu gerilla kolu, santiago yakınlarındaki bölgeyi işgal etmeye gitmişti, raul castro&#8217;nun, birkaç ay önce ölmüş olan kahramanımız frank pais&#8217;in adını taşıyan 6 nolu hareket kolu yürüyüşe geçmişti. martın ilk günlerinde, raul anayolu baştanbaşa aşmak gibi elde edilmesi zor bir başarıya erişip mayare tepelerine çıktı ve frank pais ikinci doğu cephesi&#8217;ni kurdu.</p>
<p>direniş güçlerimizin büyüyen başarısıyla ilgili haberler sansür engelini aşıp halka ulaşıyor, devrimci eylemler hızla doruk noktasına tırmanıyordu. tam bu sırada, havana&#8217;dan tüm ulusal topraklar üzerinde mücadelenin başlaması için devrimci genel grev önerisi geldi. bundan sonrada, aynı anda tüm noktalardan saldırıya geçilerek düşman kuvvetleri yokedilecekti. bu durumda, direniş ordumuzun rolü, hızlandırıcı güç ya da hareketi başlatmak için &#8220;mahmuz&#8221; görevi yapmaktı. o dönemde, güçlerimiz etkinliklerini arttırdılar, efsanevi gerillacı camilo cienfuegos&#8217;un kahramanlığı dillere destan oldu: büyük savaşçı, oriente ovalarında ilk kez olmak üzere, merkezi yönetime karşı sorumlu olarak, tam bir örgütçü zihniyetiyle dövüşüyordu.</p>
<p>fakat devrimci grev uygun biçimde örgütlenememiş, işçi birliğinin önemi yeterince hesaba katılmamış, devrimci çalışmaların içinde bulunan işçilerin grev için elverişli anı seçmelerine izin verilmemişti. radyodan grev çağrısı yapılarak, yasadışı, hızlı ve ani bir harekette bulunulmak istenmiş, saptanan gün ve saatin, halktan çok önce batista&#8217;nın hafiyelerince öğrenildiği düşünülememişti. grev başarısızlığa uğradı, pek çok değerli devrimci yurtsever acımasızca öldürüldü.</p>
<p>devrim tarihimizin bu dönemiyle ilgili ilginç bir nokta, amerika birleşik devletleri tekellerinin dedikodu satıcısı jules dubois&#8217;nın bile grevin başlayacağı gün ve saati önceden bildiğiydi.</p>
<p>o sıralarda, savaşın gidişinde en önemli niteliksel değişimlerden biri meydana geldi: gerilla güçleri kademe kademe büyüyüp düzenli savaşlarla düşman ordusunu yenmedikçe zaferin kazanılamayacağı kesin bir gerçek olarak hepimizce kabul edilmişti.</p>
<p>derhal köylülükle çok sıkı bağlar kuruldu; direniş ordusu ceza yasasını ve medeni yasayı kaleme aldı; adaleti geçerli kıldı, yiyecek maddeleri dağıttı, yönettiği bölgelerde vergi topladı. komşu bölgeler de direniş ordusunun etkisinde kaldı. düşman geniş çapta saldırılara hazırlandı, fakat iki aylık çarpışmanın bilançosu, tümüyle morali bozulan istilacı orduya verdirilen 1000 kayıp ve savaş kapasitemizi arttıran 600 silah oldu.</p>
<p>artık düşmanın bizi yenemeyeceği kanıtlanmıştı. bundan böyle, sierra maestra tepelerine ya da frank pais ikinci oriente cephesi makiliklerine sokulup buraları ele geçirebilecek güç küba&#8217;da kesinlikle yoktu. zorba hükümetin askeri birlikleri için oriente yolu geçilmez olmuştu. düşman saldırısı bozguna uğratılınca, 2 nolu koluyla camilo cienfuegos ve 8 nolu ciro redondo koluyla bu satırların yazarı camagüey bölgesini aşıp las villas&#8217;a yerleşme, düşmanın haberleşme bağlantılarını kesme görevini üstlendik. camilo ilerlemeyi sürdürecek, kendi yürüyüş kolunun ad aldığı kahraman antonio maceo&#8217;nun olağanüstü başarılı eylemini yineleyecek, doğudan batıya tüm adayı işgal edecekti.</p>
<p>bu noktada, savaş yeni özellikler gösterdi: güçler ilişkisi devrimin lehine dönüştü. biri 80, diğeri 140 adamdan oluşan iki küçük hareket kolu, binlerce askeri savaşa sokan ordu tarafından sürekli çevrilip hırpalanarak camagüey ovalarını aşıp las villas&#8217;a ulaştı. adayı ikiye bölme eylemi başlamıştı.</p>
<p>bugün, böylesine küçük iki gerilla kolunun, iletişim ve taşıt araçlarından, modern savaşın en basit silahlarından bile yoksun olarak, iyi eğitimli, süper donanımlı, kendisinden kat kat üstün silahlı birliklere karşı nasıl savaşabildiği şaşırtıcı, inanılmaz, hatta akıl almaz gelebilir. herşeyden önemlisi bu iki grubun belirleyici nitelikleriydi: gerilla savaşçısı ne denli rahatsız edici koşullar altında bulunuyorsa, doğal çevreye o denli iyi uyum sağlar, kendini ne denli evinde hissederse rnorali, güvenlik içinde bulunduğu duygusu o denli güçlenir. aynı zamanda, koşullar ne olursa olsun, gerillacı hayatını ortaya koymaya, gerekirse canını vermeye gelmiştir. genellikle, birey olarak bir gerillacının ölmesinin ya da sağ kalmasının savaşın sonucu üzerinde büyük bir etkisi yoktur.</p>
<p>şimdi incelemekte olduğumuz küba örneğinde, düşman askeri diktatörün aşağılık bir ortağıdır, wall street&#8217;ten başlayıp kendisine kadar uzanan uzun zincirde, bir öncekinin kalıntısı kırıntıları toplar. ayrıcalıklarını savunmaya isteklidir, ancak, önem taşıdıkları ölçüde. ücreti ve çıkarı, bazı acılara ve bir takım tehlikelere değer, ama hayatını vermeye hiç değmez. eğer bu çıkarları korumak için ölmesi gerekliyse, bunlardan vazgeçmesi, yani gerilla tehlikesi karşısında geri çekilmesi daha akıl kârıdır.</p>
<p>bu iki görüşten ve bu iki ahlak anlayışından 31 aralık 1958&#8242;de patlak veren bunalımı yaratan farkları çıkarabiliriz.</p>
<p>direniş ordusunun üstünlüğü giderek apaçık ortaya çıkmıştı. gerilla kolumuzun las villas&#8217;a varışı, 26 temmuz hareketi&#8217;nin bütün diğer gruplardan daha çok sevildiğini gösterdi. devrimci direktuara, las villas ikinci cephesine, sosyalist halk partisi ve özgün örgüte bağlı bazı küçük gerilla birliklerine kıyasla daha popülerdi. bunda, lideri fidel castro&#8217;nun mıknatıs gibi çekici kişiliğinin rolü büyüktü, ama devrimci çizgimizin dürüstlüğü de etkenlerden biriydi.</p>
<p>ayaklanma böylece bitti. fakat sierralarda, oriente ve camagüey ovalarında, las villas dağlarında, ovalarında ve şehirlerinde iki yıl amansız bir savaş verdikten sonra havana&#8217;ya dönen adamlar ideolojik bakımdan, las coloradas kıyılarında karaya ayak basıp mücadelenin ilk günlerinde harekete geçenlerle aynı değillerdi artık. köylülere karşı güvensizlikleri dostluğa ve köylünün niteliklerine saygıya, köy hayatı konusundaki bilgisizlikleri, köylünün ihtiyaçlarının yakından bilinmesine dönüşmüştü. istatistik ve teorik uğraşları, yerini pratiğin beton sağlamlığına bırakmıştı.</p>
<p>sierra maestra&#8217;da uygulanmaya başlanan tarım reformunun bayrağı altında, bu adamlar emperyalizmle çarpışıyorlar. yeni küba&#8217;nın bu tarım reformunun temeli üzerinde kurulması gerektiğini biliyorlar.</p>
<p>tarım reformunun topraksızlara toprak vereceğini, haksız yere toprak sahibi olanların elinden bunların geri alınacağını biliyorlar. en büyük toprak sahiplerinin hükümet çevrelerinde ve abd yönetim kademelerinde de etkili olduklarını biliyorlar. güçlükleri cesaretle, cüretle, herşeyden önce halkın desteğiyle yenmeyi öğrendiler. acıların ötesinde, bizi bekleyen kurtarılmış geleceği şimdiden görüyorlar.</p>
<p>hedeflerimizin bu son kavramına varmak için uzun bir yolu aşmak, uzun süre evrimleşmek gerekti. savaş cephelerinde ardı ardına beliren değişimlere paralel olarak, gerilla örgütümüzün toplumsal bileşiminde de farklılaşma oluşmuş, şeflerin ideolojik dönüşümü gerçekleşmişti. bu değişimlerin herbiri, bileşimde, güçte, ordumuzun devrimci olgunluk derecesinde niteliksel farklılıklara yol açtı. köylülük dayanıklığını, acıya karşı direncini, arazi bilgisini, toprak sevgisini, tarım reformu isteğini gerilla ordumuza aşıladı. aydının, kim olursa olsun bu teori yaratılırken çorbada tuzu oldu. işçi, örgütçülüğüyle, içten gelen birleşme eğilimiyle, birlik kurma becerisiyle katılımda bulundu. tüm bunların üzerinde, &#8220;mahmuz&#8221;dan daha fazla bir anlam taşıdığını artık kanıtlamış olan direniş güçlerimiz yeralıyordu. verdiğimiz ders kitleleri öylesine tutuşturmuş ve ayaklandırmıştı ki cellattan bile korkuları kalmamıştı. bu karşılıklı etkileşim kavramı hiç o günlerdeki kadar kafalarımızda netleşmemişti. bu karşılıklı etkileşimin nasıl olgunlaştığını hissedebilmiştik, silahlı ayaklanmanın etkisini, bir insanın kendisini savunacak başka insanlara, elinde bir silaha ve gözlerinde zafere erişme kararlılığına sahibolduğunda kazanacağı gücü gösteriyorduk. köylülerse sierra&#8217;da kurulacak tuzakları, orada yaşamak ve yenmek için, halkın kaderini ileriye götürmek için gereken gücü, gözüpekliğin, dayanıklılığın ve fedakarlığın dozunu gösteriyorlardı.</p>
<p>işte böylece kırların terine batarak, dağların ve bulutların ufku önünde, adamızın kızgın toprağı üzerinde, isyancı şef ve beraberindekiler havana&#8217;ya girdi. tarih, halkın ayaklarıyla yeni bir kışlık sarayın merdivenlerini tırmanıyordu.</p>
<p><strong>dipnot</strong><br />
[*] marx&#8217;ın simon bolivar hakkındaki görüşleri, karl marx ve frederick engels&#8217;in tüm eserler&#8217;inde &#8220;bolivar y ponte&#8221; adlı makalede bulunabilir (new york, ınternational publichers, 1982) c. 18, s. 219-33. engels&#8217;in 19. yy meksika&#8217;sıyla ilgili yorumları, marx ve engels&#8217;in &#8220;1847 hareketi&#8221; adlı yazılarında (tüm eserleri c. 6, s. 527) ve &#8220;demokratik pan islavizm&#8221;de bulunabilir (tüm eserleri c. 8 s. 365).</p>
<p>•	“küba devrimi&#8217;nin ideolojisini incelemek için notlar” 8 ekim l960&#8242;da verde olivo&#8217;da yayınlanmıştır.<br />
•	türkçe çevirisi: che guevara, politik yazılar, yar yayınları, ocak 1991)</p>
<br />Posted in ernesto che guevara  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/724/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/724/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=724&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2010/01/01/kuba-devriminin-ideolojisini-incelemek-icin-notlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/ernestocheguevara.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan&#8217;ı anıyoruz</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/05/05/deniz-gezmis-yusuf-aslan-ve-huseyin-inani-aniyoruz/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/05/05/deniz-gezmis-yusuf-aslan-ve-huseyin-inani-aniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 14:54:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=716</guid>
		<description><![CDATA[halklarımıza, kurum temsilciliklerine, idamlarının 37.yılında halklarımızın kurtuluşu mücadelesinin yiğit temsilcileri deniz gezmiş, yusuf aslan, hüseyin inan’ı anıyoruz&#8230; 6 mayıs 1972’de darağaçlarında son soluklarında bile devrime ve sosyalizme olan bağlılıklarını haykıran önderlerimizin devrimci düşünceleri ilk gün sıcaklığında yüreğimizde, bilincimizde, vicdanımızda yaşadı, yaşıyor… askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesi’nin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=716&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/09/thko_dyi1.jpg"><img src="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/09/thko_dyi1.jpg?w=510" alt="thko_dyi1" title="thko_dyi1"   class="aligncenter size-full wp-image-409" /></a><br />
halklarımıza, kurum temsilciliklerine,</p>
<p>idamlarının 37.yılında halklarımızın kurtuluşu mücadelesinin yiğit temsilcileri deniz gezmiş, yusuf aslan, hüseyin inan’ı anıyoruz&#8230;</p>
<p>6 mayıs 1972’de darağaçlarında son soluklarında bile devrime ve sosyalizme olan bağlılıklarını haykıran önderlerimizin devrimci düşünceleri ilk gün sıcaklığında yüreğimizde, bilincimizde, vicdanımızda yaşadı, yaşıyor…</p>
<p>askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesi’nin bir parçası olarak, denizleri idam sehpalarına çıkarıp katledenleri bir kez daha lanetleyeceğiz.</p>
<p>basın açıklamamıza kitlesel katılımınızı rica ediyor, saygılar sunuyoruz.</p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg"><img src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg?w=510" alt="6878dd" title="6878dd"   class="alignnone size-full wp-image-1641" /></a><br />
68’liler dayanışma derneği ve devrimci 78’liler federasyonu basın açıklaması:<br />
yeri: yüksel caddesi insan hakları anıtı önü<br />
tarihi: 05 mayıs 2009 salı günü saat: 12.30</p>
<p>ortak mezarlık anması: (tüm kurumlarla birlikte)<br />
tarih ve saat : 06 mayıs 2009 çarşamba<br />
toplanma saati: 12.00,<br />
anmaya başlama saati: 12.30<br />
buluşma yeri : karşıyaka mezarlığı 2 nolu kapı</p>
<br />Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/716/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/716/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=716&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/05/05/deniz-gezmis-yusuf-aslan-ve-huseyin-inani-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/09/thko_dyi1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">thko_dyi1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">6878dd</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>kıbrıs&#8217;ta kızıldere anması</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kibrista-kizildere-anmasi/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kibrista-kizildere-anmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 22:12:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=713</guid>
		<description><![CDATA[program: * sol anahtarı’ndan dinleti * kısa belgesel gösterimi konuşmacılar: * 12 mart darbesinin tanığı mahir sayın * “halkın devrimci yolu” yazarı çiğdem çıdamlı * cihan alptekin&#8217;in kardeşi nuran alptekin kepenek tarih: 30 mart 2009 pazartesi, saat: 19:30 yer: tabipler birliği lokali tüm halkımız davetlidir… yeni kıbrıs partisi, baraka kültür merkezi, asi kültür derneği, ktös [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=713&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg"><img src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg?w=128&#038;h=93" alt="kizildere" title="kizildere" width="128" height="93" class="alignleft size-thumbnail wp-image-1839" /></a>program:<br />
* sol anahtarı’ndan dinleti<br />
* kısa belgesel gösterimi</p>
<p>konuşmacılar:<br />
* 12 mart darbesinin tanığı mahir sayın<br />
* “halkın devrimci yolu” yazarı çiğdem çıdamlı<br />
* cihan alptekin&#8217;in kardeşi nuran alptekin kepenek</p>
<p>tarih: 30 mart 2009 pazartesi, saat: 19:30<br />
yer: tabipler birliği lokali</p>
<p>tüm halkımız davetlidir…</p>
<p>yeni kıbrıs partisi, baraka kültür merkezi, asi kültür derneği, ktös</p>
<p>daha fazla bilgi için: 0533 861 09 08</p>
<br />Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/713/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/713/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=713&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kibrista-kizildere-anmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg?w=128" medium="image">
			<media:title type="html">kizildere</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>kızıldere bize ne öğretir?</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kizildere-bize-ne-ogretir/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kizildere-bize-ne-ogretir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 22:10:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[mustafa lütfi kıyıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=710</guid>
		<description><![CDATA[mustafa lütfi kıyıcı maltepe askeri cezaevinden firar eylemi ile başlayan ve kızıldere’de katliamla sonuçlanan eylemin 37. yılındayız. burada yoldaşlarımızın yiğitçe direnişinden, sağ olarak ele geçirilmek istenmeyişinden, faşizmin bilinçli katliamından söz edebiliriz. bu yıllarca böyle oldu. ve “anısı önderimiz olsun!” diyerek sözlerimizi tamamladık. on’ları unutturmamak, sonraki nesillere on’ların ideallerini aktarmak, ”devrimci düşünceyi ve eylemi yaşatmak ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=710&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>mustafa lütfi kıyıcı</strong></p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/mustafalutfikiyici1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-809" title="mustafalutfikiyici1" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/mustafalutfikiyici1.jpg?w=510" alt=""   /></a>maltepe askeri cezaevinden firar eylemi ile başlayan ve kızıldere’de katliamla sonuçlanan eylemin 37. yılındayız. burada yoldaşlarımızın yiğitçe direnişinden, sağ olarak ele geçirilmek istenmeyişinden,  faşizmin bilinçli katliamından söz edebiliriz. bu yıllarca böyle oldu. ve “anısı önderimiz olsun!” diyerek sözlerimizi tamamladık. on’ları unutturmamak, sonraki nesillere on’ların ideallerini aktarmak, ”devrimci düşünceyi ve eylemi yaşatmak ve yaymak”, görevimizdi. bunu yeteneğimiz ölçüsünde gerçekleştirmeye çalıştık.<br />
<span id="more-710"></span><br />
yeterli miydi? tartışılır.</p>
<p>önderimiz olmasını dilediğimiz bu anıların, bizleri yeni sentezlere ulaştırması umudu ile irdelemek istiyorum. bu yazıyla <a title="oktay kaynak" href="http://simurg555.wordpress.com/2009/01/12/oktay-kaynak/" target="_blank">hale’nin kaleme aldığı</a>, oktay kaynak’ın maltepe’den firarla ilgili birinci dereceden tanıklıklarının/ anılarının birlikte değerlendirilmesinin daha verimli olacağı umudundayım.</p>
<p>maltepe askeri cezaevinde thkp-c ve thko istanbul militanlarının ağırlıkta olduğu, thkp-c sanıklarının savunma aşamasında olduğu günlere dönelim bir an için.</p>
<p>mahir selimiye’de tek başına hücrede tutulmaktadır. diğer sanıklarla ancak duruşmadan duruşmaya görüşebilmektedir. sanıklar mahir’in de savunma hazırlıklarında bulunması gerektiği, bu nedenle onun da maltepe’ye gönderilmesi gerektiği konusunda ısrarlı taleplerde bulunmaktadırlar. bu ısrarlı ve hukuki talep sonuçta mahkeme heyetince kabul edilir. mahir, maltepe’ye geldiğinde, uzun süre güneş görmeyen hücrede tutulduğundan bembeyazdır. mahir’in gelişi tutuklular arasında sevinçle karşılanır.</p>
<p>sevinçle karşılayanlar arasında istanbul thko’nun lideri cihan alptekin’i ayrı tutmak gerekir. çünkü thko sanıklarından gökalp’ın deyimi ile ” bilmesi gerekenlerin bildiği” bir giz vardır bazı tutuklular arasında: askeri garnizonun ortasında yer alan cezaevinden özgürlüğe ulaştıracak, en azından tutsaklıktan kurtaracak olan tünel&#8230; her mahkûmun hayali firardır. cezanın azlığı çokluğu pek fark etmez. cihan ve arkadaşları, idamı kuvvetle muhtemel olanlarla birlikte bir firarın önemli alt yapısını hazırlamışlardır. mahir ve ulaş’ı da dâhil edip önemli bir eyleme damga vurmak! faşizmin kalesinde bir gedik açmak&#8230; somut bir hedefte birlikte hareket etmek&#8230;</p>
<p>tünel olayının maddi ayrıntıları oktay’ın (kaynak) anlatılarını aktaran <a title="oktay kaynak" href="http://simurg555.wordpress.com/2009/01/12/oktay-kaynak/" target="_blank">hale’nin yazısı</a>nda vardır. benim burada üstünde durmak istediğim konu iki farklı örgütün, aynı amaçta birlikte hareket etmeleri, dayanışmalarıdır. devrimci hareketin önder kadrosunun bu dayanışması, örnek alınması gereken bir harekettir. ve ders alınması gerekecekse eğer geçmişten, kızıldere’nin eylem birliği yönü önümüzdeki pratiğe örnek olmalıdır.</p>
<p>bu çok uzun zamandan beri öne çıkartılmayan, unutturulan özlü bir teorik ve pratik tavırdır. anımsayın: tüm siyasi hareketler istisnasız birliği savundu, ancak doğal olarak kendisini “en doğru” kabul ettiği için kendi etrafında, kendi doğruları etrafında birlik için çalıştı. ve sonuç alınamadı. bu konu aşılamadı.  oysa daha basit, kalın çizgili hedeflerde beraber hareket edilebilir, 68’in “eylemde birlik”, “eylemde örgütlenme” belgilerini, ”kitle çizgisi” ilkesini yeniden hayata geçirebilirdik. olmadı.</p>
<p>pratikte, amip gibi bölünür olduk. bölündükçe, etkisizleştirildik. başlangıçta, fikir üretme merkezleri olarak düşündüğümüz 68 örgütlenmeleri bile kendi fikrimizin hâkim olmasını istediğimiz oluşumlara dönüştü. ya da bu yönde çabaları izledik. “en doğru benim!”  egosunu yenemediğimizi gördük.</p>
<p>30 martı bir de bu pratiğe dönük yanıyla görmek, eylem kılavuzu kabul etmek gerekmez mi?</p>
<p>kızıldere’de aslında ne oldu? bunu tek tanık ertuğrul’un kimilerine inandırıcı gelmeyen anlatılarından öğrenmeye çalıştık. bu anlatılara nihat yılmaz ile aynı adı taşıyan kardeşi <a href="http://simurg555.wordpress.com/2009/03/28/kizildere-katliami-arastirmasi/" target="_blank">abdullah nihat yılmaz</a>’ın itirazları var. ingiliz rehineleri on’ların öldürdüğüne dair ertuğrul’un anlatıları, saklandığı samanlığın asıl bina ile uzaklığı vs inandırıcı gelmiyor.<br />
ertuğrul’un cihan‘ın ablası nuran kepenek’in konuşmak ve bazı sorularına cevap aramak çabalarına olumlu cevap vermemesinin de kendince makul sebepleri olabilir. (<em>nuran alptekin kepenek, uy cihan bizim cihan, s.145 vd.</em>)</p>
<p>ancak selimiye’de aynı ortamda bulunduğu yusuf, bingöl, münir, nahit ile aynı inkâr ve itiraf tavrı içinde olmadığı da bir gerçek. (<em>selçuk şahin polat’ın ,”mahşerin beyaz atlısı sayfa 204–205</em>)</p>
<p>başka bir gerçek de selimiye’den bayrampaşa’ya biz hükümlüler arasına getirildiğinde soğuk karşılandığı ve çoğumuzun kendisiyle konuşmadığıdır. belki haksızlık. ancak, psikolojik bir tavır ve tespit&#8230;</p>
<p>bütün bunlar geride kaldı.</p>
<p>bu gün, bizim on’ların eylem birliğinden ve direnişinden ders alarak, daha üst sentezlere ulaşmamız ve kitle çizgisinde, demokratik kitle hareketlerine yoğunlaşmamız kaçınılmazdır.</p>
<p>eğer 68’li oluşumları, kitle özlemlerini dile getiren, kitleleri kucaklayıp harekete geçiren fikir üretme merkezlerine dönüştüremezsek on’ların ve nicelerinin anıları önderimiz olsun demeye hakkımız var mıdır? cevabı aranması gereken soru budur kanımca.</p>
<p>sevgiyle, dostlukla kalın.</p>
<br />Posted in mustafa lütfi kıyıcı  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/710/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/710/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=710&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/30/kizildere-bize-ne-ogretir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2008/10/mustafalutfikiyici1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mustafalutfikiyici1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8216;kızıldere katliamı&#8217; araştırması</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/28/kizildere-katliami-arastirmasi/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/28/kizildere-katliami-arastirmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2009 08:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[abdullah nihat yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=705</guid>
		<description><![CDATA[abdullah nihat yılmaz burada bir başkasının yaptığı araştırmayı sunmayacağım, çünkü olayın büyük bir bölümünün tanığıyım. eksik kalanları da süreç içinde araştırdım. söyleyeceklerim, şimdiye kadar söylenenlerin ve sözde belgeselcilerin ortaya koyduklarıyla taban tabana zıttır. bu araştırmayı yapmış olmamın sebebi, öldürülenlerin içinde sadece ağabeyimin de bulunması değildir. yapılan katliamı açığa çıkartmayı, insanlığın önüne koymayı bir borç biliyorum. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=705&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>abdullah nihat yılmaz</strong></p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1839" title="kizildere" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg?w=128&#038;h=93" alt="kizildere" width="128" height="93" /></a>burada bir başkasının yaptığı araştırmayı sunmayacağım, çünkü olayın büyük bir bölümünün tanığıyım. eksik kalanları da süreç içinde araştırdım. söyleyeceklerim, şimdiye kadar söylenenlerin ve sözde belgeselcilerin ortaya koyduklarıyla taban tabana zıttır. bu araştırmayı yapmış olmamın sebebi, öldürülenlerin içinde sadece ağabeyimin de bulunması değildir. yapılan katliamı açığa çıkartmayı, insanlığın önüne koymayı bir borç biliyorum.<br />
<span id="more-705"></span><br />
kızıldere olayı, deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idam edilmesinin engellenmesi için yapıldığına indirgenemez. evet, doğrulardan biri budur ama tamamı değildir. thkp-c’nin kendi programı ve bu program doğrultusunda yapacağı açılımlar vardı. </p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/hurriyet197203311.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1860" title="hurriyet197203311" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/hurriyet197203311.jpg?w=224&#038;h=300" alt="hurriyet197203311" width="224" height="300" /></a>25 kasım 1971 kartal maltepe firarlarından bir buçuk ay kadar önce, mahir çayan, ziya yılmaz, ulaş bardakçı, cihan alptekin ve ömer ayna’nın firar edeceğinden haberim vardı. çünkü ankara’daki arkadaşların adına ziya yılmaz’la soyadım tuttuğu için görüşebiliyordum. hapishane görüşmelerimin sonucunu, istanbul grubundaki arkadaşların sözcüsüne de anlatıyordum. eylem hazır olduğu zaman, yani tünelin kazılması bittiği zaman içerden çıkanların, hapishane dışından alınarak thkp-c örgüt evlerine götürülecekti. bu yapılmadı, çünkü istanbul’daki arkadaşlar buluşmayı gerçekleştiremedi. içeriden çıkanlar kendi güçleriyle, bir kısmı beşiktaş’taki barbaros parkı’nda sabahlamak suretiyle firar gerçekleştirilmiştir. örgüt içindeki ayrışmaya neden olan, bardağı taşıran olay bununla başladı.</p>
<p>tartışmalar yoğunlaşıp örgüt ikiye bölündükten sonra, polis baskınları da yoğunlaştı. levent ve kızılelma sokaklarına yapılan baskınlar, ulaş bardakçı’nın öldürülmesi, ziya yılmaz ve arkadaşlarının yaralı olarak yakalanmasına neden oldu. mahir çayan’ın ankara’ya geçişi ve örgütü toparlayıp yeni eylem hazırlıkları ankara’da da polis baskılarını arttırdı. bu durumda, mahir ve bir kısım arkadaşlarının ankara’da planladıkları yeni eylemler ortaya koymak yerine, zaten bir kısım arkadaşlarının fatsa ve ünye’de bulunması nedeniyle fatsa’ya geçmelerini gerektirdi.</p>
<p>mahir ve arkadaşlarının fatsa’ya geçişi duyulur duyulmaz baskın ve tutuklamalar yoğunlaştı, mahir ve arkadaşları örgüt eliyle ünye’ye aktarıldı.</p>
<p>firarlardan sonraki temel amaç, örgütü toparlamak ve devam ettirmek olduğu için, zaten daha baştan hedef olarak bilinen ünye radar üssü’ne eylem koyma hazırlıkları beraberinde geldi. benim tanık olduğum, örgütün beni fatsa’ya çağırması genel anlamda firarilerin saklanması, toparlanma gerçekleştikten sonra yeni eylemlerin yürürlüğe konacak olmasıydı. bu nedenle fatsa-ünye’den alın da, kastamonu’ya kadar birçok saklanacak yeni alanlar aradık, en son bulabildiğimiz ahmet atasoy’un, yüncü hasan vasıtasıyla adını öğrendiği kızıldere köyü oldu. kızıldere’ye ben, ahmet atasoy ve yüncü hasan birlikte gittik. köyün muhtarı olan emrullah aslan’la oturup, dört arkadaşın kendi evinde bir ya da bir buçuk ay kadar saklanması için anlaştık. bu dönem içinde yapılacak masraflar için, o zamanın parasıyla binbeşyüz lira ödedik. yaklaşık bir buçuk ay sonra, firari dört arkadaşı oradan alıp sivas istikametine götürecek, oradan da karadeniz’in dağlık bölgelerine çıkılacaktı. muhtar emrullah ile anlaşmamızda rehineler konusu hiç geçmedi. bu konuda bilgisi yoktu.</p>
<p>fatsa basıldı. ünye’nin de basılması kaçınılmaz görünüyordu. fatsa ve ünye köylerinde saklanacak yerler bilinen yerlerdi, yenisi bulunamamıştı. radar üssü’ne eylem koymak kaçınılmaz hale geldiği zaman, sadece gidilebilecek, benim ve ahmet’in üzerinde anlaştığı kızıldere köyü kalmıştı.</p>
<p>mahirler radar üssü’ne eylem koyduğunda, taleplerini içeren mektupları ki mektupların içeriğinin başında deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idamlarının durdurulması, tutuklu devrimcilerin serbest bırakılması, işkencelere son verilmesi konulmuş. eylem konmadan önce de deniz gezmiş ve arkadaşlarının kurtarılması planlanmıştı.</p>
<p>rehineler, radar üssü’ne ait bir araçla niksar üzerinden kızıldere’ye götürülürken, niksar-tokat yolunun kızıldere sapağında indirilmiş ve aracın tokat yönü istikametinde gitmesi öngörülmüş. </p>
<p>yeni kanıtlar</p>
<p>kızıldere ile ilişkin konferans vermedeki amacım şunlardır. bir, olay bir ihbar sonucu ortaya çıkmış değildir. iki, olayda teslim olmama direnci var, fakat karşılıklı bir çatışma yoktur. kızıldere olayı tek kelimeyle bir katliamdır. çünkü gerek mahkeme safhasında, gerekse mahkeme öncesi hükümet açıklamalarında ‘bir ihbar sonucu öğrenilmiş olan rehine kaçırma olayı ve çatışma sonucu ölümlerin gerçekleştiği’ ifade edilmişti. benimle, 1980’li yıllarında yapılan bir röportajda, bunun böyle olamayacağını söylemem, gerek mahkemede ifade verip ‘biz, rehineleri yarım saat önce öldürdük, ondan sonra bize asker ateş açtı‘ diyenleri ve diğer resmi ilgilileri öfkelendirdi. oysa hem eylem öncesi ertan saruhan’la ahmet atasoy’un bana ‘efraim elrom’u örgütümüzün kaçırıp öldürmesinin kamuoyunda tepki görmesi yüzünden, bir daha rehine öldürme yönüne gitmeyeceklerini’ ısrarla anlatmaları ve hem de olayın oluş biçimi, rehinelerin devrimci arkadaşlarımız tarafından öldürüldüğünü doğrulamıyor. devlet, kızıldere olayı’na bir çatışma süsü verip, katliam olayının üstünü örtmek istemiştir. oysa olayda çatışma yok, tek taraflı asker atışıyla katliam vardır. </p>
<p>olayın gerçeği şudur: rehinelerin kaçırıldığı ünye’deki amerikan radar üssü’ne ait aracın tokat yolunda bulunması, derhal araştırmaların da o bölgeye çekilmesine neden olmuştur. ardından benzini biten aracı tokat yoluna bırakıp, kızıldere’ye yönelen arkadaşların, yoldaki köylülerden yiyecek istemeleri, yüncü hasan’ın niksar’da yakalanması ve rehinelerin kızıldere köyünün ağıllarında bulunabileceğini söylemesi, muhtar emrullah aslan’ın almus’tan at yüküyle çokça yiyecek getirmesi rehinelerin adresini deşifre etmeye yetmiştir. burada ihbar olayı yoktur.</p>
<p>kızıldere’deki sığınılan ev bulunup asker tarafından çepeçevre sarıldıktan sonra, askerlerle thkp-c lideri mahir çayan arasında, karşılıklı tartışma başlamıştır. mahir binanın çatısında açtığı delikten çıplak sesle, askerin sözcüsü komutan da megafonla konuşmuşlardır. askerin ‘teslim ol!‘ çağırısına mahir ‘hayır teslim olmayız, isteklerimiz yerine getirildikten sonra konuşabiliriz‘ demiştir. bu pazarlık sabahtan akşama kadar sürmüştür. </p>
<p>olayın bundan sonrası, yeni edindiğim tanıklar ve belgelerle de ispat edeceğim biçimde cereyan etmiştir. bir kere, devrimcilerin ellerinde bulunan silahları -mahkeme zabıtlarında da var olan- bir sten, bir kısa namlulu tüfek, bir uzun şarjörlü tabanca ve iki sıradan tabancadan ibarettir. bunlar, karşılarındaki tam donanımlı birlikler hesaba katıldığında silah dahi sayılmazlar. tünel kazıp kaçmaları ise, ahırda bulunan bir kulaklı kazma, bir kürek, bir de sapı kırık çapa ile binlerce yılda bile mümkün olamaz. üstelik iki günlük yemek ile bir gün yetecek kadar suları kalmıştır. </p>
<p>subayların bulundukları harman yerinde, aralarındaki değerlendirme şudur. sığınılan evin çevresi boşaltılır, geniş bir tampon bölge yaratılır ve çepeçevre sarılmış haliyle beklenir. zaten, askerler açısından yapılması gerekli olan da budur. oysa olan bu değil. akşamüstü kızıldere köyü’nün yakınındaki tepeye, devrin içişleri bakanı ferit kubat helikopterle geliyor, komutan tuğgeneral vehbi parlar’la görüşüyor, almus’a geri dönüyor ve kısa süre sonra yeniden, helikopteriyle kızıldere’ye geliyor. işte, askerlerin de, komutanın da davranışları bu ikinci görüşmeden sonra değişiyor. o andan itibaren komutan, megafonla mahir çayan’a yarım saat süre tanıyarak ‘ya teslim olursunuz ya da ateş açtıracağım’ der.</p>
<p>ancak, bu yarım saatlik süre başlarken, o sırada damın ikinci bir yerinde görülmekte olan mahir çayan, köyün iç kısmından, uzun namlulu bir silahla başından tek kurşunla öldürülür. arkasından, yarım saatlik sürenin ilk onbeş dakikasında; önce, köyün yakınlarındaki bir mevziden aşırtma silahlarla ateş açılıyor, fakat her iki mermi de hedefine değil başka bir evin çatısına isabet ediyor. bu yüzden, roketatarlar yürürlüğe konuyor ve rehinelerin de içinde bulunduğu ev, ön cephedeki geniş kapı girişiyle yan pencerelerden yaylım ateşine tutuluyor. mahir’in tek kurşunla öldürülmesinden, askerin başlattığı yaylım ateşine kadar herhangi bir başka silah sesi duyulmamıştır. yani, rehineleri devrimcilerin öldürmüş olmaları mümkün değildir. yaylım ateşinin bitişinin hemen ardından, dört beş asker camlardan içeri el bombaları atıyor, sonrasında evin içinden, üstü çıplak bir şekilde saffet alp ‘ silahım yok beni öldürmeyin’ diyerek dışarıya yöneliyor, ama derhal askerler tarafından ateş edilerek öldürülüyor. bunun da sonrasında, dört sivil giyimli, ellerindeki tabancalarla içeri girip, içeride sağ ya da ölü herkesi tek tek kurşunluyorlar. örneğin, ağabeyim nihat yılmaz, sadece kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülmüştür. hemen sonra, ‘içeridekiler öldürüldü, operasyon bitmiştir’ diye bir bağırtı duyuluyor ve çevredeki tüm operasyona katılanlar eve üşüşüyor. bu sırada komutan tuğgeneral, olayı başından sonuna kadar yanlarında izleyen traktör şoförüne ‘ölülerin niksar’a taşınması’ emrini veriyor. ancak, traktör şoförü görevi reddedince, köyden tedarik edilen kağnılarla köyün alt başına kadar taşınıyor. ve oradan da niksar’a götürülüyor.</p>
<p>ölülerin, vuruldukları yerlerde otopsisi yaptırılmamıştır. mahkemeye gelen niksar savcısının raporu, ‘rehinelerin diğerlerinden yarım saat önce öldürüldüğünü’ söylüyordu. oysa ne savcı kızıldere’ye çıkmıştır ne de o sırada niksar’da görevli olan iki doktorun hiçbirisi böyle bir rapor tutmuştur. ayrıca, bir yaylım ateşi sırasında ölen üç rehinenin yarım saat önce öldüklerinin tespitinin tıbben mümkün olmadığını da söyleyelim. bu ölen rehinelerin ingiliz sahipleri tarafından da sorgulanmış, ‘ölülerimizin, öldükleri yerde otopsilerinin yapılması gerekirdi’ demişlerdir. zaten, bizim yasalarımızda da geçerli olan yöntem budur.</p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere2006.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1861" title="kizildere2006" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere2006.jpg?w=300&#038;h=183" alt="kizildere2006" width="300" height="183" /></a>yaylım ateşinden 24 saat kadar sonra samanlıkta yakalanan ertuğrul kürkçü, mahkemesindeki ifadesinde ve sonraki açıklamalarında ‘mahir vurulduğunda ben onun altında bir yerdeydim. kanı üstüme döküldü ve ben aşağı doğru kayarak samanlıkta saklandım’ diyor. ayrıca ‘bize askerin ateş açmasından yarım saat önce, biz rehineleri öldürdük, sonra da askerler bizimkileri öldürmüşler‘ demektedir. oysa kendisinin bu esnada bulunduğu yer, evin arkasında; elinde stenle nöbette olduğu ve yine oradan evle geçiş bağlantısı olmayan samanlığa geçtiği biliniyor. kısaca, ertuğrul, mahir’in vurulduğu yer olan çatıda değildi. mahir’in kanının üstüne akması da mümkün değildir. benim burada açığa çıkartmak istediğim şey çok açıktır. devlet bir katliam yapmıştır ve onu uyduruk belge ve yanlış tanıklarla 34 yıldır örtmeye çalışmaktadır. sanki çatışma olmuş da, karşılıklı ölümler yaşanmış gibi. güya, arkadaşlarımız rehineleri öldürmüş, askeri birlikler de devrimcileri öldürmek zorunda kalmış. böyle ucuzluk yok!</p>
<p>katliamı, ülke içinde ve dışında, her yerde, hukuk yolundan kovalayacağız.</p>
<blockquote><p>yer: türk eğitim birliği (teb), 2 newington green road, london n1 4rx.<br />
tarih: 7 ocak 2007 pazar, saat 13.30 – 15.00 arası.<br />
 (12.00- 13.15 arası geleneksel teb kahvaltısı ve a. n. yılmaz kahvaltıya katılacak.)<br />
 teb tel: 020 72268647 ya da    muharremaslan@hotmail.com</p>
<p>araştırmacı gazeteci, yazar abdullah nihat yılmaz’ın ‘kızıldere olayı’ araştırması konulu konferansında muharrem aslan tarafından tutulan notlar.<br />
londra, 07 ocak 2007</p></blockquote>
<br />Posted in abdullah nihat yılmaz  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/705/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/705/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=705&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/28/kizildere-katliami-arastirmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg?w=128" medium="image">
			<media:title type="html">kizildere</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/hurriyet197203311.jpg?w=224" medium="image">
			<media:title type="html">hurriyet197203311</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere2006.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">kizildere2006</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>kızıldere&#8230; on&#8217;ları anıyoruz!</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/27/kizildere-onlari-aniyoruz/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/27/kizildere-onlari-aniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 12:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=699</guid>
		<description><![CDATA[37. yılında bir kez daha on’ları anıyoruz! on’lar, kızıldere’nin kan çiçekleri, devrimci mücadelenin yiğit önderleri… thko militanları cihan alptekin ve ömer ayna, thkp-c militanları mahir çayan, sabahattin kurt, nihat yılmaz, saffet alp, sinan kazım özüdoğru, ertan saruhan, hüdai arıkan ve ahmet atasoy&#8230; on’lar, devrimci düşünceleriyle yüreğimizde, bilincimizde ve vicdanımızda yaşadı, yaşıyorlar. halklarımızın kurtuluş mücadelesinde devrim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=699&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1839" title="kizildere" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg?w=510" alt="kizildere"   /></a>37. yılında bir kez daha <strong>on</strong>’ları anıyoruz!</p>
<p>on’lar, kızıldere’nin kan çiçekleri, devrimci mücadelenin yiğit önderleri…</p>
<p><em><strong>thko</strong> militanları cihan alptekin ve ömer ayna, <strong>thkp-c</strong> militanları mahir çayan, sabahattin kurt, nihat yılmaz, saffet alp, sinan kazım özüdoğru, ertan saruhan, hüdai arıkan ve ahmet atasoy&#8230;</em><br />
<span id="more-699"></span><br />
on’lar, devrimci düşünceleriyle yüreğimizde, bilincimizde ve vicdanımızda yaşadı, yaşıyorlar. halklarımızın kurtuluş mücadelesinde devrim ve sosyalizm şiarını kanlarıyla yazdılar. eylem insanı olmayla önder olmanın bir ve aynı şey olduğunu öğrettiler bize. devrimci dayanışmaya duyduğumuz büyük özlemin kızıldere’den parlayan yıldızıydılar. devrimci kuşakların yaşamlarına bir fırtına gibi girdiler. yüreklerden meydanlara, sokaklara akan, sosyalizme koşan bir tufan oldular.</p>
<p>30 mart 1972’de, 12 mart faşizminin yaptığı kızıldere katliamı’nın üzerinden 37 yıl geçti. 12 martlardan 12 eylüllere uzanan askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesinin bir parçası olarak, kızıldere katliamını bir kez daha lanetleyeceğiz. gerçekleştireceğimiz etkinliklerde örgütünüzü temsilen mümkün olan en geniş katılımla yer almanızı arzuluyor, saygılar sunuyoruz.</p>
<p><strong>basın açıklaması</strong>:<br />
28 mart 2009 cumartesi günü, saat: 12.00<br />
yüksel cad. insan hakları anıtı önü</p>
<p><strong>mezarlık anması</strong>:<br />
30 mart 2008 pazartesi günü, saat: 12.30<br />
karşıyaka mezarlığı, 2 no’lu kapı</p>
<p><strong>salon etkinliği</strong>:<br />
30 mart 2009 pazartesi günü, saat: 16.00 – 19.00,<br />
tmmob / imo, teoman öztürk salonu, necatibey cad. no:57, kızılay</p>
<p>yılmaz demiral’in sunumuyla;</p>
<p>-sinevizyon gösterisi (kızıldere direnişiyle ilgili yeni bir çalışma)</p>
<p>-forum: bülent vargel’in moderatörlüğünde ‘<strong>kızıldere direnişi’nin önemi</strong>’</p>
<p>-konser: grup günyüzü  &#8211;   grup yeniden</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg"><img class="size-full wp-image-1641 aligncenter" title="6878dd" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg?w=510" alt="6878dd"   /></a></p>
<p style="text-align:center;"><strong>68&#8242;liler dayanışma derneği</strong> * <strong>devrimci 78&#8242;liler federasyonu</strong></p>
<br />Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/699/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/699/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=699&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/03/27/kizildere-onlari-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/kizildere.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kizildere</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">6878dd</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ulaş bardakçı’yı anma etkinliğinde okunan ortak metin</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/18/ulas-bardakci%e2%80%99yi-anma-etkinliginde-okunan-ortak-metin/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/18/ulas-bardakci%e2%80%99yi-anma-etkinliginde-okunan-ortak-metin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 14:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=691</guid>
		<description><![CDATA[kapitalizmin dünyayı kasıp kavuran krizinin akp hükümeti eliyle ülkemizde yokluğu, yoksulluğu, işsizliği en derin noktalara taşıdığını izliyoruz. egemenler azgın sömürü isteklerini giderebilmek için emek ve demokrasi güçlerine yönelik sömürü politikalarını baskı, terör ve yalanlar üzerinde sürdürüyor. emperyalizmin çıkarlarına göbeğinden bağlı faşist darbeler üzerine inşa edilmiş bu darbe düzeni halklarımızın başına yeni çoraplar örmek için çırpınıyor. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=691&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1641" title="6878dd" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg?w=510" alt="6878dd"   />kapitalizmin dünyayı kasıp kavuran krizinin akp hükümeti eliyle ülkemizde yokluğu, yoksulluğu, işsizliği en derin noktalara taşıdığını izliyoruz. egemenler azgın sömürü isteklerini giderebilmek için emek ve demokrasi güçlerine yönelik sömürü politikalarını baskı, terör ve yalanlar üzerinde sürdürüyor. emperyalizmin çıkarlarına  göbeğinden bağlı faşist darbeler üzerine inşa edilmiş bu darbe düzeni halklarımızın başına yeni çoraplar örmek için çırpınıyor.   12 mart, 12 eylül, susurluk, şemdinli provokasyonları yetmezmiş gibi ergenekon çetesiyle yeniden emekçilerin  kazanılmış haklarına, halklarımızın özgür, eşit ve kardeşçe bir arada yaşama isteğine saldırıyorlar.<br />
<span id="more-691"></span><br />
böyle bir türkiye ortamında ulaş bardakçı için bir aradayız. 37 yıl önce,  19 şubat 1972 de, çocuklarımıza adını verdiğimiz, yiğit devrimci ulaş bardakçı; 12 mart faşizmi tarafından katledildi. 12 mart 1971 ve 19 şubat 1972 ye doğru gelişen süreçte; ulusal kurtuluş mücadeleleri deneyimleriyle değişen dünya konjonktürünün katkısı, 68 gençliğinin estirdiği özgürlük rüzgârı, giderek daha da güçlenen toplumsal muhalefet dalgası sayesinde ülkemizde emekçilerin tekelci sermayeye ve abd emperyalizmine karşı mücadelesi sınıfsal bir temel üzerinde yükselmekteydi.</p>
<p>tarım üreticileri ve köylüler; büyük toprak sahipleri, ticaret burjuvazisi ve tefecilere karşı örgütlenmekte, direnmekte ve toprak işgalleri yapmaktaydı. işçi sınıfının mücadelesi hızla gelişmekte; grev ve direnişler yayılmakta, fabrika işgalleri büyük metropolleri sarmaktaydı. öğrenci gençliğin özerk-demokratik üniversite talepleri giderek bağımsız ve özgür bir ülke talebine evirilmekte, kitleselleşerek kendine yeni bir yol açma çabasındaydı.  kısacası, “tam bağımsız ve demokratik türkiye” ve “yankee go home” sloganları tüm yurdu sarmakta, anti-emperyalist mücadelenin devrimci ateşi bütün ülkede yükselmekte ve 68 hareketinin devrimci dinamikleri her fırsatta abd emperyalizmine ve egemen sınıflara yeni darbeler vurmaktaydı. devrimci mücadele, egemenlerin siyasal hâkimiyet alanlarını daraltmakta ve kendilerine karşı potansiyel bir tehdit oluşturmaktaydı. emperyalizm ve yerli işbirlikçileri ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması, toplumsal muhalefetin bastırılması için çözümü askeri faşist bir rejimde buldu. “genişletilmiş komuta konseyi” adlı askeri  cunta, 12 mart 1971’de yönetime el koydu.</p>
<p>ulaş bardakçı, böyle bir ülke koşullarında devrimci inancın onurlu bir temsilcisi, bir öncü savaşçı olarak sınıf mücadelesinde yerini aldı. o,  emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin yükseldiği, buna koşut olarak sosyalist bir devrim sürecinin düşünsel ve örgütsel planda belirmeye başladığı siyasi atmosfer içinde devrimcileşti. mahir çayan’ın yol arkadaşı oldu. thkp-c’nin kuruluş sürecinde ciddi fikri katkılarda bulundu. nihat erim hükümetinin  “balyoz harekâtı” sırasında esir düştü. kasım 1971’de askeri hapishaneden firar eden beş devrimciden biriydi. 19 şubat 1972’de arnavutköy’de kaldığı ev kuşatıldı. ulaş son kurşununa kadar çatıştı ve hunharca katledildi.</p>
<p>ulaş, teslim olmaktansa dövüşerek ölmenin devrimci mirasını yaratanlardandır. ulaşların, denizlerin, mahirlerin, kaypakkayaların şahsında yükselen bu devrimci tarih, bizlere bir kez daha devrim için savaşmayanın sosyalist olamayacağını anlatır. ulaşların şahsında, devrimci mücadelede öncü ile sıra neferi arasındaki farkın neredeyse ortadan kalkarak, söyleyenin eyleyen de olduğuna tanık oluruz.  yine bu devrimci tarz, faşizme karşı mücadelenin her aşamasında farklı derelerden akıp aynı ırmağa dökülen suyun buluşması gibi, devrimcilerin de dayanışma içinde buluşmasını, omuz omuza mücadele etmesini anlatır bize. 12 mart faşizmine karşı mücadelede, can dâhil her şeyin ortaya sürüldüğü bu devrimci dayanışmayı yaratan dinamik tarih bilinci bizim her şeyimiz olmalıdır. bir davaya baş koymanın, birlikte yürümenin ve yoldaş olmanın ne demek olduğunu onlardan öğrendik. onların canlarıyla yazdıkları devrimci tarih, 78 kuşağının yüz binlere varan kitleselliğinin ışığı oldu, bugünkü devrimci gençliğin ve halklarımızın mücadelesine rehber olmayı da sürdürüyor.</p>
<p>bizlere düşen en büyük görev, büyük bir moral ve ruh haliyle, on yıllardır onlardan yükselen devrim şiarının, devrimci eylemin, büyük bir devrimci pratiğin gündelik hayatımıza yeniden ışık tutacak bir büyük isyana dönüşmesini, daha özelde ise; cuntaların ve cuntacıların yargılanarak yaptıkları her şey için halka hesap vermesini; ergenekon dahil, 12 mart ve 12 eylül rejiminin tasfiye edilmesini sağlamaktır.</p>
<p>gün gelecek devran dönecek darbeciler halka hesap verecek.</p>
<p>devrim yolunda düşenler onurumuzdur.</p>
<p>ulaş bardakçı ölümsüzdür.</p>
<p><a title="68'liler" href="http://www.68liler.net" target="_blank"><strong>68’liler dayanışma derneği</strong></a> * <a title="78'liler" href="http://www.78liler.org/" target="_blank"><strong>devrimci 78’liler federasyonu</strong></a></p>
<br />Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/691/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=691&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/18/ulas-bardakci%e2%80%99yi-anma-etkinliginde-okunan-ortak-metin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/6878dd.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">6878dd</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ulaş bardakçı&#8217;yı anıyoruz</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/14/ulas-bardakciyi-aniyoruz/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/14/ulas-bardakciyi-aniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 19:56:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=686</guid>
		<description><![CDATA[37. yıl mezar başı anma toplantısına davet hele ulaş’a ulaş’a&#8230; ulaş benzerdi güneşe… sosyalizm ve devrimci mücadele tarihimizin öncü savaşçılarından ulaş bardakçı’yı, 12 mart askeri darbesi tarafından 19 şubat 1972 tarihinde katledilişinin 37. yıl dönümünde mezarı başında anmak için yapacağımız etkinliğe sizleri ve halkımızı davet ediyoruz… kahrolsun darbeler ve darbeciler! yaşasın devrim ve sosyalizm! toplanma [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=686&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>37. yıl mezar başı anma toplantısına davet</strong><br />
<img src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/02/ulasbardakci01s.jpg?w=510" alt="ulasbardakci01s" title="ulasbardakci01s"   class="alignleft size-full wp-image-695" />hele ulaş’a ulaş’a&#8230; ulaş benzerdi güneşe…</p>
<p>sosyalizm ve devrimci mücadele tarihimizin öncü savaşçılarından ulaş bardakçı’yı, 12 mart askeri darbesi tarafından 19 şubat 1972 tarihinde katledilişinin 37. yıl dönümünde mezarı başında anmak için yapacağımız etkinliğe sizleri ve halkımızı davet ediyoruz…</p>
<p>kahrolsun darbeler ve darbeciler!<br />
yaşasın devrim ve sosyalizm!</p>
<p>toplanma yeri: karşıyaka mezarlığı, kapı no.2<br />
tarih ve saat: 19 şubat 2009 perşembe, 12:30</p>
<p><strong>68’liler dayanışma derneği * devrimci 78’liler federasyonu</strong></p>
<br />Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/686/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/686/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=686&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/02/14/ulas-bardakciyi-aniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/02/ulasbardakci01s.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ulasbardakci01s</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>sosyalizm ve insan</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/21/sosyalizm-ve-insan/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/21/sosyalizm-ve-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2009 08:23:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[ernesto che guevara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=671</guid>
		<description><![CDATA[ernesto che guevara yar yayınları, haziran 1990 içindekiler 1. ideolojik anketler üzerine 2. üniversitenin zenciler, melezler, işçi ve köylülerle renklenmesi gereklidir 3. küba&#8217;nın ekonomisinin geleceğinde üniversitenin rolü 4. sendikal harekete saygı olarak 5. işçi sınıfı ve küba&#8217;nın sanayileşmesi 6. devrimci tıp 7. uluslararası gönüllü emekçi müfrezelerine veda söylevi 8. küba&#8217;da sosyalizm ve insan 1. ideolojik [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=671&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ernesto che guevara</strong><br />
yar yayınları, haziran 1990</p>
<h2>içindekiler</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-676" title="sosyalizmveinsan" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/sosyalizmveinsan.jpg?w=510" alt="sosyalizmveinsan"   />1. ideolojik anketler üzerine<br />
2. üniversitenin zenciler, melezler, işçi ve köylülerle renklenmesi gereklidir<br />
3. küba&#8217;nın ekonomisinin geleceğinde üniversitenin rolü<br />
4. sendikal harekete saygı olarak<br />
5. işçi sınıfı ve küba&#8217;nın sanayileşmesi<br />
6. devrimci tıp<br />
7. uluslararası gönüllü emekçi müfrezelerine veda söylevi<br />
8. küba&#8217;da sosyalizm ve insan<br />
<span id="more-671"></span></p>
<h2>1. ideolojik anketler üzerine</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“sanayi bakanlığının 19 mayıs 1959&#8242;da kabul ettiği 61¬127 no.lu karar. (marcha dergisinde, montevideo&#8217;da, 20 ekim 1967&#8242;de yayınlandı.) bu karar, ülke ekonomisinin yapısında etkili olan eski kp üyelerinin emekçiler arasında ideolojik anketler yaptıkları bir dönemde, sanayi bakanı olan guevara tarafından alınmıştır.”</em></p>
<p>mademki küba halkının onayını kazanan havana bildirisi, insan haklarını ve tüm yurttaşların toplumsal ve siyasî eşitliğini ilân etmektedir;</p>
<p>mademki toplumun sosyalist gelişimine yön veren yasalar herkesin özgürce gelişmesini ve herkesin ortaklaşalığın yararına en tam biçimde faydalı olmasını amaçlamaktadır.</p>
<p>mademki çalışma hakkı, anayasamızın[1] kabul ettiği bir ilkedir;</p>
<p>mademki bazı çalışma merkezlerinde, yönetimin, işçiler arasında ideolojik anketler düzenlediği, bunun uygulanmasının bireyin tam özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu verdiği öğrenilmiştir;</p>
<p>mademki bakanlık amaçlarına en uygun normları saptamakta tam bir yetki sahibidir.</p>
<p>bakanlığımız şu kararı almıştır:</p>
<p>1) bakanlığımıza bağlı iş merkezleri yöneticilerine, emekçiler arasında ideolojik soruşturmalar hazırlanması, ya da uygulanmasının yasaklanması.</p>
<p>2) ideolojik anketlerin, ancak bakanlığımıza bağlı emekçiler devrimci örgütlere girmek istediklerinde uygula-nabileceğinin; bu durumda anketlerin devrimci örgütlerin belirleyeceği kimselerce yönetileceğinin belirtilmesi.</p>
<p><em>[1] 1940 anayasası.</em></p>
<h2>2. üniversitenin zenciler, melezler, işçi ve köylülerle renklenmesi gereklidir</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“28 aralık 1959&#8242;da las villas merkez üniversitesinde verilen söylev.”</em></p>
<p>sevgili yoldaşlar, yeni üniversiteli iş arkadaşlarım ve küba&#8217;nın kurtuluşu uğruna mücadeledeki eski silâh arkadaşlarım, bu söylevime başlarken, bugün bana sunulan onur payesini ancak genel olarak halk ordumuza bir saygı nişanesi olarak kabul ettiğimi belirtmek isterim. bunu kişisel bir paye olarak kabul edemezdim; çünkü anlamına uygun bir içeriği olmayan hiçbir şeyin bugünkü yeni küba&#8217;da değeri yoktur. ernesto guevara olarak, pedagoji fakültesinin fahri doktorluk payesini nasıl kabul edebilirdim; öğrendiğim tek pedagoji, savaş alanlarının, kaba sözlerin, kan dökücülüğün pedagojisidir. bunlarla cübbe giymeyi hak ettiğimi sanmıyorum, bu nedenle direniş ordusunun üniformasını üzerimden çıkarmıyo¬rum, ancak, ordumuz adına ve onu temsil etmek üzere profesörler toplantısına gelip katılabilirim.</p>
<p>fakat hepimiz için bir şeref olan bu payeyi kabul ederken, halk ordusunun ve muzaffer ordumuzun selamını ve saygısını iletmek isterim.</p>
<p>bir gün, bu merkezin öğrencilerine, küçük bir konfe¬ransla, üniversitenin işlevleri konusunda düşündüklerimi açıklamaya söz vermiştim. işlerim, olayların yoğunluğu bunu gerçekleştirmemi önledi; bugün fahri profesörlük payemle onur kazanmış olarak sözümü yerine getireceğim.</p>
<p>her şeyden önce, yeni küba&#8217;nın hayatındaki temel işlevi konusunda üniversiteye ne söylemeliyim? yalnızca öğrenciler hakkında değil, profesörler hakkında da, üniversitenin, zencilerle, melezlerle, işçi ve köylülerle renklenmesi gerektiğini söyleyeceğim; çünkü üniversite kimsenin malı değildir. küba halkına aittir. bugün temsilcileri bütün hükümet görevlerine getirilmiş olan bu halk, silahlanarak ayaklandı ve gericiliğin engelini yıktıysa, bunun nedeni bu engelin esnek oluşu değildi. böyle bir esneklikten yararlanıp halkın atılımını durdurabilecek zekâyı gösteremediler; halk zafere ulaştı, fakat muzaffer bir halk olmasına rağmen yine eğitimsiz olarak kaldı. bugün, halk kendi gücünden emindir, kendini eğitebileceğini biliyor ve üniversitenin kapısına gelip dayanmıştır. üniversite esnek olmalı ve zencilerle, melezlerle, işçi ve köylülerle renklenmelidir, yoksa&#8230; halk kapılarını kıracak ve üniversiteyi istediği renklere boyayacaktır.</p>
<p>ilk mesajım budur. daha zaferin ilk günlerinde, ülkenin üç üniversitesine de bu mesajımı iletmek istiyordum, fakat bunu ancak santiago üniversitesinde yapabildim. benden halk olarak, direnme ordusu olarak ve pedagoji profesörü olarak bir öneride bulunmamı isteseler, halka gitmek için kendini halktan biri olarak hissetmek, halkın ne olduğunu, ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu, neler duyduğunu bilmek gerekir, derdim. biraz üniversite içinde analiz ve istatistik yapmak ve kaç isçinin, kaç köylünün, alın teriyle günde sekiz saat çalışanlardan kaçının bu üniversitede temsil edildiğini araştırmak gereklidir. bu konuda kendi kendine soruşturma yaptıktan sonra, kendini analizleme yöntemine başvurup, bugün küba&#8217;nın başında bulunan hükümetin, bu üniversitede halkın iradesini temsil edip etmediğini sormalıdır. hükümet nerededir ve ne yapıyor? o zaman, maalesef, bugün küba halkının hemen hemen mutlak çoğunluğunu temsil eden hükümetin, aracısız olarak halkın duygu, istek ve iradesini dile getirmek için, yöneliş kazandırmak, sözünü söylemek, uyarıcı çığlığını işittirmek için küba üniversitelerinde sesini duyuramadığını görürüz.</p>
<p>las villas üniversitesi bu durumu düzeltmek için ileriye doğru bir adım attı ve sanayileşme üzerine forum düzenlediğinde kübalı sanayicilerle birlikte hükümete de çağrıda bulundu. bizim, tüm devlet örgütlerinin ve devlete bağlanan örgütlerin teknisyenlerinin fikirleri soruldu; çünkü kurtuluşun bu ilk yılında şaşaalı biçimde hür teşebbüs denilen şeyin oldum olasıya yapamadığı kadar çok iş yaptığımızı öğünmeksizin söyleyebiliriz. yine, hükümet olarak, tarım reformunun doğrudan doğruya sonucu olan küba&#8217;daki sanayileşmenin, devrimci hükümetin yön verişiyle ve onun aracılığıyla yapılacağını, ülkenin gelişiminin bu aşamasında özel girişimin elbette ki ö-nemli bir rol oynayacağım, fakat normları hükümetin koyacağını bunun nedeninin yararlılıkları, bu bayrağı yükseltenin kendisinin olması, belki de kitlelerin en küçük bir etkisine karşılık vermek olabileceğini, fakat hal ne olursa olsun ülkenin sanayi sektörünün baskısı olmayacağını söyleyebiliriz. sanayileşme ve gerektirdiği çabalar doğrudan doğruya hükümetin eseridir, bu nedenle sanayiyi planlayacak ve yönlendirecek olan odur.</p>
<p>sözüm ona kalkınma bankasının verdiği yüklü krediler, bu ülkede ortadan kaldırılmıştır. bu banka, örneğin bir sanayiciye 16 milyon pesoluk bir kredi veriyor, sanayiciyse yalnızca 400.000 peso yatırıyordu -bunlar gerçek sayılardır- bu para da adamın cebinden çıkmıyor, makine satıcılarının, makine alımı için verdikleri yüzde 10 komisyondan geliyordu ve hükümet 16 milyon peso kredi verirken 400.000 peso yatıran bu bay, işletmesinin mutlak sahibiydi. ona, uygun ödeme zamanları tanınıyor ve ne zaman işine gelirse o zaman ödeme yapıyordu. yeni hükümet buna karşı çıkıyor, bu durumu kabul etmiyor, halkın parasıyla kurulmuş olan bu işletmenin kendisinin olduğunu ilan ediyor ve eğer hür teşebbüs, tümüyle küba ulusunun parasından yararlanan birkaç ayrıcalıklıdan oluşuyorsa kendisinin, ,yani hükümetin hür teşebbüse karşı olduğunu açıkça söylüyor: ne olursa olsun, sanayi işletmeleri devlet planlamasına bağlı olmalıdır. planlamanın çetin alanına yaklaştığımıza göre, bir baştan bir başa ülkenin sanayi gelişimini planlayan devrimci hükümetten başka hiç kimsenin ulusun gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayacak gerekli teknisyenlerin özelliklerini ve miktarını saptamaya hakkı yoktur ve ancak belirli bir miktarda avukat ve doktora ihtiyaç olduğunu, fakat beş bin mühendis ve on beş bin her türlü sanayi dalında çalışacak teknisyene ihtiyaç duyulduğunu söylediğinde hiç değilse devrimci hükümete kulak vermek ve bu elemanları yetiştirmek gerekir, çünkü gelecekteki gelişmemizin garantisi budur.</p>
<p>bugün tüm çabalarımızı küba&#8217;yı değişik bir küba yapmaya adıyoruz. fakat sizinle konuşan pedagoji profesörü hayal kurmuyor. kendisinde pedagoji profesör¬lüğünden de merkez bankası yöneticiliğinden de eser olmadığını ve eğer bugün onun bu görevlerden herhangi birini yerine getirmesi gerekiyorsa, kendisini buna zorlayanın halkın ihtiyaçları olduğunu çok iyi biliyor. halk için olsa da, bu ıstırap çekilmeksizin yapılamaz, çünkü her halükarda bir yandan öğrenirken bir yandan da çalışmak gereklidir. halktan yapılan yanlışların üzerine sünger çekmesi istenmelidir, çünkü yeni bir göreve geldiğinde, kimse yanılmaz değildir, kimse doğuştan bilgin değildir. bir zamanlar doktor olan, sonra koşulların zorlamasıyla silaha sarılmak zorunda kalan ve iki yıl sonra kendini gerillacı komutanı olarak kabul ettiren, daha sonra ise banka müdürü, ya da ülkenin sanayiinin yöneticisi olan, üstelik de pedagoji doktoru olabilen bu karşınızdaki profesör gibi, bu ülkenin öğrenci gençliğinin de, herkesin, yakın bir gelecekte, duraksamaksızın ve yolda öğrenmek zorunda kalmaksızın kendisine gösterilecek görevi kabul edebileceği şekilde hazırlanması gereklidir. fakat sizinle konuşan, halk çocuğu olan, halkın yarattığı bu profesör, yine aynı halkın da eğitim hakkına sahip olmasını, eğitimde duvarların yıkılmasını, eğitimin yalnızca çocuklarının eğitim yapmalarını sağlayacak paraya sahip olanların ayrıcalığı olmamasını, eğitimin küba&#8217;nın günlük ekmeği olmasını ister.</p>
<p>las villas üniversitesinin profesörlerinin ve şimdiki öğrencilerinin işçi ve köylü kitlelerini üniversiteye almak gibi bir mucizeyi gerçekleştirmelerini beklemiyorum, böyle bir düşünce hiç bir zaman aklımdan geçmez, mantıklı olan da budur. aşılacak uzun bir yol vardır, uzun hazırlık yıllarında, siz bunun denemesini yaptınız. fakat devrimci ve isyancı olarak benim küçük geçmişime dayanarak, las villas üniversitesinin şimdiki öğrencilerine eğitimin kimseye bırakılan bir miras olmadığını ve şimdi görev yaptığımız eğitim kurumunun kimsenin aldığı bir miras olmayıp tüm küba halkına ait olduğunu anlatabilirim. ya onu halka verirsiniz, ya da halk gelip onu alır. mesleğimin çeşitli aşamalarına üniversiteli olarak, orta sınıftan bir insan olarak, kuşkusuz sizin bugün sahip olduklarınıza benzer gençlik özlemleri olan bir doktor olarak başladığım için. mücadele sırasında değiştiğim için, devrimin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğuna ve halkın davasının son derece haklı olduğuna inandığım için, bütün bu sebeplerden dolayı, şimdi üniversitenin sahipleri olan sizlerin onu halka vermenizi isterdim. bunu halk yarın gelir alır diye bir tehdit olarak değil, yalnızca bu, küba ya vermekte olduğumuz güzel örnekler arasında fazladan bir örnek olacağı için, las villas merkez üniversitesinin sahipleri olan öğrencilerin devrimci hükümetleri aracılığıyla onu halka vermelerini söylüyorum. meslek arkadaşlarım olan üniversite profesörlerine de benzeri birkaç şey söylemek istiyorum, zenciler, melezler, işçi ve köylülerle renk kazanmaları gereklidir; halka gitmek, halkla uyum halinde olmak, yani tüm küba&#8217;nın ihtiyaçlarına karşılık vermek gereklidir. bu başarıldığında, kimsenin bir kaybı olmayacaktır. her şeyi kazanmış olacağız ve küba daha sert adımlarla geleceğe doğru yürüyüşünü sürdürebilecektir ve o zaman şimdi sizi selamlayan bu doktoru, bu komutanı, bu banka müdürünü ve bugünkü pedagoji profesörünü, bu profesörler toplantısına kabul etmek gerekli olmayacaktır.</p>
<h2>3. küba&#8217;nın ekonomisinin geleceğinde üniversitenin rolü</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“2 mart 1960 havana üniversitesi.”</em></p>
<p>sevgili yoldaşlarım,</p>
<p>görüşmemizin konusunun gelişimine dokunmadan önce, sizden m. naranjo&#8217;nun -beni takdim edenin adı buydu sanıyorum- anlattıklarının bir kelimesine bile inanmamanızı, beni devrimci ve birinci sınıf öğrencisi olarak mütevazı yerimde bırakmanızı rica ediyorum, çünkü halen devrim üniversitesinin maliye dalında birinci sınıf öğrencisiyim. sadece bizim için ortak olan ve bizi bir çeşit kardeşlik içinde birbirimize yaklaştıran bu sade devrimci ve öğrenci sıfatlarıma dayanarak sizinle sohbet etmeye geldim. bu görüşmenin daha az biçimsel olmasını, soru-cevap şeklinde ve hatta tartışmalı olmasını umut ediyordum, fakat bu söylevin televizyon aracılığıyla bütün ülkeye yayılacağı öğrenilince sözlerime biraz çeki-düzen vermem gerekti, çünkü yaklaşacağımı ve üzerinde konuşacağımı bildirdiğim konu benim uğraştığım konudur ve sanıyorum aranızdan birçokları da bununla uğraşıyor. konuşmamın başlığı aşağı yukarı şöyle olabilirdi: &#8220;küba ekonomisinin geleceğinde üniversitenin rolü&#8221;, çünkü ekonomi alanında yeni bir aşamaya giriyoruz. politik alanda gerekli olan bütün nitelikleri kazandık, bu bizim ekonomide reforma başlamamızı sağladı, hatta bu alanda ilk adımı arttık bile, toprağımızın özel mülkiyet yapısını değiştirdik, yani gelişme süreci içinde, olması gerektiği gibi, tarım reformuyla işe başladık.</p>
<p>fakat bu gelişmenin nasıl olacağını bilmek için, tarihi ve ekonomik yerimizi belirlemek gereklidir.</p>
<p>bir gelişim sürecine başlıyorsak, bunun anlamı bizim gelişmiş olmadığımız, az gelişmiş, yarı-sömürge, yarı sanayileşmiş olduğumuzdur. fakat bizi az gelişmiş, yarı sömürge, yarı sanayileşmiş bir ülke yapan rejimin karakteristiklerinin ne olduğunu incelememiz gereklidir. bizi az gelişmiş bir ülke yapan bu rejimin karakte¬ristiklerinin ne olduğunu incelememiz ve bu durumdan kurtulmamızı sağlayacak tedbirlerin neler olduğunu görmemiz gereklidir.</p>
<p>doğal olarak, az gelişmiş bir ülkenin birinci karakteristiği sanayisinin olmayışı, mamul maddelerinin sağlanması için dışarıya bağlı oluşudur ve küba az gelişmiş ülkenin bu birinci tanımına tamamıyla uymaktadır.</p>
<p>mutlak olarak bir yarı-sömürge ülke olduğumuz halde küba&#8217;nın yıllar boyunca, görünüşteki bolluk ve zenginliği nasıl açıklanabilir? bunu açıklamak basittir, çünkü küba&#8217;nın iklimi olağanüstüdür ve tek bir endüstrinin, şeker endüstrisinin hızlı gelişimi bizim dünya pazarında bu tek endüstri, şeker endüstrisi konusunda en yüksek üretkenlik düzeyleriyle yarışmaya girmemizi sağlamıştır. kendi koydukları yasaları çiğneyerek, şeker endüstrisinin gelişimine itici güç kazandıran, kuzey amerika sermayeleriydi.</p>
<p>küba&#8217;da kuzey amerikan hükümeti zamanında bütün kuzey amerikalılara adada toprağa sahip olmayı yasaklayan eski bir yasa vardı. yasa böyle söylüyordu, fakat çabucak çiğnendi ve küba&#8217;da yabancıların toprağa sahip olmasını önlemeyi amaçlayan sanguily raporu hiçbir şey kazandırmadı. yavaş yavaş yabancılar şeker kamışı plantasyonlarına sahip çıktılar ve her yıl altı milyon ton şeker üreten ve dünya pazarında rekabete girişebilecek bir üretkenliğe sahip 161 şeker fabrikasından oluşan güçlü bir endüstri yarattılar. fakat küba&#8217;nın yarı-sömürge ülkelerin temel karakteristiklerinden birini, yani tek yönlü bir üretici olma ve yalnızca ve özellikle tek bir ürüne bağlı kalma, bununla bütün tüketim maddelerini yabancı pazardan elde etmesini sağlayacak dövizlere sahip olma özelliğini korumasına çok büyük bir özen gösterdiler. güya bize şekerimize karşılık yüksek bir fiyat ödüyormuş gibi yaptılar, fakat sadece arz ve talep yasasıyla ve ucuz bir tarifeyle yönetilen bir serbest ekonomi içinde, kuzey amerikan mamul ürünleri için, ne yerli sanayilerin, ne de birleşik devletlerin dışında başka yerlerden gelen mamul ürünlerin yarışabileceği tercihli tarifeleri zorla kabul ettirdiler.</p>
<p>bu çok belirgin ekonomik bağımlılık, daha ulusal bağımsızlığımızın ilk başlarında, platt yasasından sonra bile, hemen hemen mutlak sayılabilecek bir politik bağımlılık şeklinde ortaya çıktı. bu politik durum k ocak 1959&#8242;da tasfiye edildi ve hemen arkasından kuzey&#8217;in devi ile sürtüşmeler ve güçlükler belirdi. o güne kadar tercihli muamele görmeye alışmış bir ülkenin, birdenbire karaiblerin bu küçük sömürgesinin devrimin kullanabileceği tek lisanla konuşmaya kalkışmasıyla, yani eşit muamele görmek istediğini ilân etmesiyle karşı¬laştığını düşünürsek bu sürtüşmeler akla uygundur.</p>
<p>başlangıçta, yarı eğlenmiş, yan endişeli bir ifadeyle bacaklarına tekme atmaya niyetlenen bir sakallı cüceye bakan, fakat cüssesi sebebiyle uzağa fırlatılamayan kocaman sam amcaları gösteren karikatürlere rastlanıyordu. fakat sakallı cüce amerikalıların boyutlarına erişecek kadar büyüdü ve amerika&#8217;nın para babalan karşısında canlı bir varlık halini aldı. herhangi bir ülke, sömürü karşısında hoşnutsuzluğunu ve uyuşmazlığım dile getirmek istediğinde fidel castro&#8217;nun sevdiğimiz portresini bayrak olarak yükseltir.</p>
<p>politik etki konusunda amerika&#8217;da yenilmezliğin en yüksek noktasına eriştik. büyük amerika ülkelerinin hoşuna gitsin gitmesin, tartışmasız halkın önderleriyiz. her şeye kadir efendilerin gözünde, nefret ettikleri amerika&#8217;da saçma, olumsuz, saygıya değer olmayan ve karmakarışık ne varsa hepsini temsil ediyoruz, fakat öte yandan, riyo bravo&#8217;nun güneyinden başlayarak, büyük amerikan halk kitlesi yani bizim amerika&#8217;mız için, küçük düşürücü anlamda &#8220;melez&#8221; dedikleri halklarda soylu, içten ve savaşçı olan ne varsa hepsinin temsilcisiyiz. fakat politik gelişmemizin ekonomik gelişmemizle aynı düzeyde olmadığını (yani onu çok aştığını) gayet iyi biliyoruz. birleşik devletler temsilciler meclisinde entrika çeviren ekonomik saldın eğilimlerinin bazı sonuçlar vermesi bu nedenledir, çünkü tek bir ürüne ve tek bir pazara bağlı olduğumuz halde, bu bağımlılıktan kurtulmak için bütün gücümüzle mücadele ettiğimizden ve sscb ile 10 milyon dolarlık ya da pesoluk bir kredi ve bir milyon ton şeker için anlaşma imzaladığımızdan, sömürge temsilcileri ortalığı bulandırmaya uğraşıyorlar. başka bir ülkeye satış yaparak kendimizi köleleştirdiğimizi kanıtlamaya çalışıyorlar. kuzeyin devine sözüm ona tercihli fiyatlarla her zaman sattığımız şekerimizin üç milyon tonunun küba halkı için nasıl bir kölelik anlamına geldiğini hiçbir zaman kendi kendilerine sormamışlardır.</p>
<p>pazarlarımızı ve üretimimizi çeşitlendirmek için bir ekonomik mücadele, halkı aydınlatmak, her an küba devriminin niçin başka pazarlar aradığını göstermek için bir politik savaş yürütüyoruz. abd temsilciler meclisinde tezgâhlanan yasa hikâyesiyle, hazırlanan saldırıya karşı çıkmamızın ve daha başka, çeşitli pazarlara yönelterek şekerimizi hızla kurtarmaya çalışmamızın tarihi nedenini kanıtlayabiliriz. fakat buraya yalnızca şekerden söz etmeye gelmedim: ondan hiç söz etmemeyi isterdim, çünkü yapmaya çalıştığımız şey, şekerin kübalıların elleriyle küba fabrikalarında, dünyanın tüm pazarlarında mübadeleleri sağlamak için üretilen çok çeşitli küba ürünlerinden biri olmasını sağlamaktır. tekniğin ve kültürün rolünün gelişmede en büyük önemini kazandığı yön ve düzey budur, burada ulusumuzun gelecekteki gelişimi için eğitim merkezlerimizin rolünden söz etmek istiyorum. bir ülkeye biçim verenin eğitim olduğunu sanmıyorum, kültürsüz ordumuzla pek çok engeli ve önyargıyı yıkarak bunun böyle olduğunu kendimiz kanıtladık, fakat ekonomik gelişmenin, yalnızca bir ekonomik dönüşmenin etkisiyle, bu düzeyde bir dönüşme yaratabileceği de düşünülemez.</p>
<p>eğitim ve ekonomik gelişme sürekli olarak birbirini etkiler ve birbirlerini tamamlarlar, ekonomik alanda ulusun tablosunu tamamıyla değiştirebildiysek de, görünüşte üniversitede aynı yapıyı sürdürüyoruz. sorun pratik alanda ortaya çıkıyor, örneğin tarım reformu ulusal enstitüsü konusunda.</p>
<p>bir hamlede petrolümüzü kurtardık, petrolümüz küba&#8217;nın oldu, madenlerimizi kurtarmak ve onların küba madeni olmasını sağlamak için gerekenlerin belli başlılarım yaptık. üretimin çok önemli ve temel altı daimi, yani ağır kimyayı, hidro karbürlerden başlayarak organik kimyayı, madenleri, yakıtı, genellikle metalürji ve özellikle demir madenini, tarım ve hayvan yetiştirme alanında yoğun bir şekilde gelişmemizden doğan ürünleri içine alan bir kalkınma sürecine giriştik, fakat ülkenin üniversitelerinin kazandırdığı hazırlığın devrimin yeni ihtiyaçlarına, ne yöneliş, ne de nicelik bakımından uymadığı acı gerçeğiyle karşılaştık.</p>
<p>daha geçen gün yoldaş quevedo, havana üniversitesinde bir ekonomi bölümü olması gerekip gerekmediği konusunda fikrimi sordu. oysaki buna cevap vermek için, durumun bir analizini yapmak ve devlet planlama örgütlerinde halen çalışmakta olan ekonomi uzmanlarının sayısını ortaya çıkarmak yeter. araştırma¬mızın sonucunda üzücü bir durumla karşılaşırız. bizde, ekonomik danışman olarak şilililerden, meksikalılardan, arjantinlilerden, venezüellalılardan, perululardan ve daha başka herhangi bir amerika ülkesinin gönderdiği yoldaşlardan başkası yoktur, yani bunlar c.e.p.a.l ve i.n.r.a örgütlerinin atadığı kimselerdir, hatta ekonomi bakanımız bile yabancı ülkelerin üniversitelerinde yetişmiştir. bir ekonomi bilimleri fakültesi olması gerekip gerekmediği sorusunun cevabı apaçık ortadadır: bu büyük bir ihtiyaçtır, ayrıca uzman profesörlere, bir bakıma devrimimizin temposunu ve yönünü temsil eden ekonomimizin temposunu ve yönünü yorumlayabilecek ve açıklayabilecek profesörlere de ihtiyacımız vardır.</p>
<p>bir örnek verelim. kimya biliminin temellerini öğrenmiş maden mühendislerimiz, petrol mühendislerimiz ve kimya mühendislerimiz olsa, bu sanayinin altı temel dalının her birinde, hükümet bunların sağladığı itici gücü geliştirmek ve yeni, olağanüstü dinamik bir biçim kazandırmak zorunda kalır; yalnız, bunun için, teknisyenlerin oluşturacağı uygulayıcı koldan yoksunuz. hatta dikkat edin, devrimci teknisyenler bile demedim, ¬oysa ki, ideal olanları bunlardır- yalnızca teknisyen dedim, kategorisi, ideolojisinin yaratacağı engeller, kafa yapısı, geçmişin kalıntıları ne olursa olsun. devrimci teknisyene doğru tırmanmayı sağlayacak böyle düpedüz bir teknisyene bile sahip değiliz. böylesi bile yok! ayrıca, öğrencilerin görevini tamamlayıp, öğrenimlerini bitirmeleri için her türlü kolaylığın gösterilmesinin gerekli olduğu böyle bir anda, şu sorunla karşı karşıyayız: bir öğrencinin, örneğin santa clara&#8217;dan ayrılıp havana&#8217;ya yerleşmesi, eğitim çevresiyle bütün ilişkisini kesmesi demektir, çünkü bu küçük ülkede bulunan üç üniversite henüz bir ortak eylem programı ortaya koyamamışlardır.</p>
<p>hükümet iyi bildiği bir yol tutturmuş olduğuna, tümüyle halk hükümetin tutumunu desteklediğine, sizlerin de bugün amerika&#8217;nın gurur duyduğu bu devrimi kanınız ve canınız pahasına korumak için elinizden geleni yaptığınız bilindiğine göre, üniversitemiz de niçin diğer üniversitelerle birlikte, devrimci hükümetle aynı yolda ve aynı tempo içinde ilerlemesin?</p>
<p>kamera önünde polemik yapmak için buraya gelmiş değilim, bu noktaya yalnızca herkesin şunu iyice bellemesi için dikkatleri çektim: ilkelerde ikilik olmayacağı gibi, öğrenim gençliğinde de, ölçütlerde ikilik olamaz; devrimi savunmak için hayatım vermeye hazır olan bir kişi, devrimle birlik olmaya da hazır olmalıdır &#8211; bu, daha kolaydır- çünkü ne denirse densin, bir ölçüte bağlı kalmak, hayatını bir erek uğruna vermekten daha kolaydır.</p>
<p>bu nedenle, üniversite şu sıralarda olağanüstü bir önem kazanmıştır, fakat bir bakıma çoğunluğu hükümeti destekleyen bireylerden oluşmasına rağmen, devrimi geciktiren bir potansiyel unsuru halini almıştır. bugün, hiç korkmayın, her şey tozpembe görünüyor, fakat yarın ya da yarından sonra teknisyen yokluğu bir endüstri kurulmasını kesinlikle engelleyecek, bu endüstrinin kuruluşunun üç, beş yıl hatta daha fazla bir zaman için ertelenmesi gerekecektir. o anda, anfilerini devrimin ve halkın istediği düzeye yükseltemeyen bir üniversitenin bu geri kalmışlıkta oynadığı rolün önemi ortaya çıkacaktır.</p>
<p>bunun çaresi yok mudur? üniversitelerin geri kalmışlığın bir etkeni ve nerdeyse karşı devrim yuvaları haline gelmesinin önüne geçilemez mi? devrimci inancımın bütün gücüyle böyle bir şeye inanmayı reddederim. mutlak olarak yapılması gereken tek şey, koordinasyondur. hükümete bağlı tüm kuruluşların arzularının merkezi halini alan bu küçük kelime, öğrenci yoldaşların da dikkatlerinin konusu olmalıdır: havana üniversitesi öğrencileriyle, las villas ve oriente üniversitelerindekiler arasında, bu üç üniversitenin programlarıyla bu üniversitelere öğrenci yetiştiren öğretim kurumlan ve kolejlerin programlan arasında, yeni yetişen öğrencilerle devrimci hükümet arasında koordinasyon olmalı, bu koordinasyon sayesinde, belirli bir anda, öğrenciler hükümetin planları gereğince, örneğin gelecekte yüz kimya mühendisine ihtiyaç olacağını bilmeli, bu koordinasyon sayesinde, meslektaşlarım olan doktorlar arasında, büyük bir toplumsal görevi yerine getirmeyip de yalnızca hayat kavgasıyla ömür tüketen, bürokratik işlerde zaman öldürenler bulunmamalı; eski, sözde hümanist mesleklere gereğinden fazla önem verilmemeli, bunlar ülkenin kültürünün gelişimi için gerekli oldukları ölçüde değer taşımalı, öğrenci kitlesi, tekniğin her gün yarattığı yeni mesleklere yönelmelidir; çünkü bu mesleklerde çalışacak elemanların bugün bulunmayışı, yarın kendini çok acı bir biçimde hissettirecektir. işte, devrimci hükü¬metin planının elverdiğince hızla gerçekleştirilmesinde başarının ya da başarısızlığın sırrı budur -başarısızlık demeyelim de, nispi başarısızlık diyelim-. şu anda, uluslararası teknisyen örgütleri ve orta derecede bir bilimsel temele sahip teknoloji enstitüleri için olanak araştıran eğitim bakanlığıyla anlaşmış durumdayız.</p>
<p>bunun gelişmemiz için büyük yararı olacaktır; fakat bir ülke, tüm planlarını kendisi yapmadıkça, sınırlarının içinde varoluşunu sürdürmek için gerekli ürünlerin en büyük kısmını kendisi imal etmedikçe gelişmiş sayılmaz. teknik bizim bazı şeyler imal etmemizi sağlar, fakat nasıl imal edilmeleri gerektiği, şimdiki durumu aşan bir ileri görüşlülük, planlama uzmanlarının işidir, bunlar, bugün hayal ettiğimiz yeni üniversitenin, on-on beş yıl içinde küba&#8217;nın ihtiyaçlarına cevap verebilecek öğrenciler yetiştirebilmesi için, geniş bir genel kültürle birlikte, üniversitelerin enstitülerinde öğretilmelidir.</p>
<p>bugün hâlâ, çeşitli görevlerde, bürokratik işler gören bir miktar diplomalılara rastlanıyor. ekonomik gelişme, bilimin bazı dallarında yararlanabileceği aydınların fazlalığına işaret etti ve ihtarda bulundu, fakat üniversiteler, ekonomik gelişmenin kınamasına karşı kulaklarını tıkadılar, aynı türden diplomalılar yetiştirmeye devam ettiler. böylece bizler, planlarımıza eğilmek, gelişmenin karakteristiklerini enine boyuna incelemek ve sonuç olarak yeni diplomalılar oluşturmak zorunda kaldık. bir gün, birisi bana, meslek seçmenin içten gelen bir eğilim, kişisel bir iş olduğunu, bu eğilimin boğulmasının doğru olmayacağını söyledi.</p>
<p>her şeyden önce, bu görüşün yanlış olduğu kanısındayım. istatistik bakımından, kişisel bir örneğin çok inandırıcı olacağını sanmıyorum ama ben mesleğime mühendislik öğrenimiyle başladım, doktor olarak devam ettim, daha sonra komutan oldum, şimdiyse, görüyorsunuz ki hatibim. bazı temel iç eğilimler vardır, elbette, fakat bugün bilim dallan o kadar çeşitlidir ki, herhangi bir kimsenin, entelektüel gelişiminin daha başında, gerçek eğiliminin ne olduğuna kesinlikle karar vermesi zordur. bir kimse, cerrah olmak istediğini söyleyebilir, bu isteğini yerine getirebilir ve hayatının sonuna kadar bundan hoşnut kalabilir; fakat bunun yanında, toplumun son derece katı koşullan izin verse pek âlâ, deri hastalıkları uzmanı, ruh hekimi, ya da hastane yöneticisi olabilecek 99 cerrah bulunacaktır. içten gelen eğilimler, yeni mesleklerin yaratılmasında, dağılımında ve eski mesleklere yeni bir yöneliş kazandırılmasında ancak çok, küçük bir rol oynayacaktır. daha önce de söylediğim gibi, bunun nedeni toplumun muazzam ihtiyaçlarıdır; ayrıca, bugün doktor, mühendis, ya da mimar olmak isteyen, fakat yalnızca, bu öğrenimleri yapmak için maddi olanağı bulunmadığından, arzularını gerçekleştiremeyen yüzlerce, binlerce, hatta belki de yüz binlerce kübalı vardır. bu durum, kişisel özellikler arasında iç eğilimlerin ne ölçüde rol oynadığını gösterir.</p>
<p>bunda ısrar ediyorum, çünkü çağdaş dünyada, bir yandan bir damar hastalıkları uzmanı -bildiğim bir meslek olduğu için tıptan örnek veriyorum- ile bir göz hastalıkları uzmanı ve bir ortopedist arasında hiçbir ilgi yoktur. öte yandan, her üçü de, fizikçiler, ya da kimyagerler gibi, bunların hepsi için ortak olan belirli sayıda elementin aracılığıyla maddi olayları incelerler. bugün, artık benim ortaokulda öğrendiğim gibi -belki ortaokullarda hâlâ böyledir- fizik ve kimya denilmiyor, fiziko-kimya deniliyor. fiziği ve kimyayı öğrenmek için, matematik de öğrenmek gereklidir. böylelikle, tüm meslekler, öğrenciye gerekli minimum bilgiler demeti halinde birleşmişlerdir. o halde, bugün üniversitenin birinci sınıfına başlayan bir yoldaşın, duruma göre, bilgi kazandığı güç bir yolu aştıktan sonra, altı, yedi, ya da beş yıl sonra ortopedist, avukat, ya da kriminolog olacağını kesinlikle bildiğini nasıl ileri sürebiliriz? daima, bireylere bağlı olarak değil, kitlelere bağlı olarak düşünmemiz gerektiğini sanıyorum. bireysel açıdan düşünmek yanlıştır, çünkü bireyin ihtiyaçları, onun bütün yurttaşlarının oluşturduğu insan yığınının ihtiyaçları yanında kaybolur gider.</p>
<p>sizlere, bugün üniversite ile devrimin ihtiyaçları arasındaki ayrılığı kanıtlayan sayılar ve veriler getirmeyi içtenlikle istiyordum, öğrenci yoldaşlar. ne yazık ki, istatistiklerimiz çok kötü tutulmuştur, burada istatistikçi de yok, bütün bunlar henüz yeni yeni örgütleniyor. pratik ve elle tutulur, gözle görülür sorunlara alışık olan sizlere sayılarla kanıt getiremedim. bunu da başka bir zaman yapacağım, şimdiki gibi sabırla dinlerseniz ne mutlu bana. yoksa üniversitenin problemlerini, benimle değil, kendi aranızda, profesörlerinizle, oriente ve las villas üniversitelerindeki yoldaşlarınızla ve hükümetle tartışınız, çünkü bu, sorunları halkla tartışmak demektir.</p>
<h2>4. sendikal harekete saygı olarak</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“19 ocak 1959&#8242;da verilmiş bir söylev. havana&#8217;da el mundo&#8217;da 20 ocak 1959&#8242;da yayınlanmıştır.”</em></p>
<p>ben buraya bana saygılar sunulsun diye değil, direniş ordusu adına küba işçi sınıfına saygı sunmaya geldim. çok yararlı insanların yönetiminde olan işçi sınıfı yenilen zorba yönetimin sebep olduğu sayısız felaketli korkunç olaylardan sonra kendini toparlayabilmek için kahramanca mücadele etmektedir.</p>
<p>emekçilerin sarayına silahlı olarak ve muhafızlarla geldiğim için üzgünüm, çünkü burası insanların yeni kurumlan oluşturmak için çalıştıkları bu dönemde barış ve huzur dolu bir yer olmalıydı. bununla birlikte, koşullar, başlayan devrimin güven altına alınabilmesi için bizi silah taşımaya zorluyor. savaş, diktatörlüğün bozgunuyla bitti, fakat daha yapılacak çok şey kalıyor geriye. bugün, ben bir gerilla savaşçısıyım, artık meslekten bir doktor değilim. küba dışarıdan, ya da adanın içinden gelebilecek her türlü tehlikeden tamamıyla kurtuluncaya kadar da gerilla savaşçısı olarak kalacağım.</p>
<p>bir devrime giriştik, fakat bu dünyada yalnız olmadığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. latin amerika halkları diktatörlükler yüzünden acı çekiyor, onlar, da kurtulmalıdırlar. yardımımıza ihtiyaçları var. aynı zamanda, bizim kurtulmuş olmamızı istemeyen çıkar sahipleri de var. kuzey amerika basını devrimimize saldırıyor ve kurşuna dizilecek olanlar için af istiyor. oysaki birleşik devletler, batista&#8217;ya, 20.000 kübalıyı öldürtmek için silah gönderirken, kuzey amerika basını hiç de telaş göstermiyordu. ancak şimdi, 300 suçlu haklı olarak cezalandırılınca eteği tutuştu. bu basın kampanyası wall street&#8217;in güçlü çıkar sahiplerince finanse edilmiştir, fakat bizim için korkulacak bir şey yoktur. biz bu devrimi dışarıdan hiçbir yardım almadan yaptık.</p>
<p>sözlerime son verirken, halkımızın direniş ordusuna çok şeyler borçlu olduğunu söylemek isterim. bu borç köylülüğümüzün lehine olacak gerçek bir tarım reformuyla ödenmelidir. direniş ordumuzun büyük çoğunluğu özünde köylülükten gelir. halkımız ne istediğini bilmektedir. düşüncelerini, yarın devrimimizi, başkanımız doktor urrutia&#8217;yı ve başkomutanımız fidel castro&#8217;yu desteklemek için yapılacak kitle mitinginde dile getirmelidir.</p>
<h2>5. işçi sınıfı ve küba&#8217;nın sanayileşmesi</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“18 haziran 1960&#8242;da verilen söylev. havana&#8217;da obr. revolutionaria&#8217;da, 19 haziran 1960&#8242;da yayınlanmıştır.”</em></p>
<p>bizimki gibi halk tarafından ve halkın iradesiyle yapılan bir devrim alman her tedbir tümüyle halka mal edilmedikçe ilerleyemez. coşkuyla bu tedbirleri almak için, devrimci süreci ve canla başla bu tedbirleri almaya neden ihtiyaç duyulduğunu bilmek gereklidir, insan kendini feda ediyorsa, bunu neden yaptığını bilmelidir. ortak refaha varan sanayileşme yolunu aşmak güç bir iştir.</p>
<p>ayrıca, dünyada çelişkiler keskinleştiği ve dünyanın az gelişmiş bölgelerindeki halk hareketleri birleşik devletlerin saldırgan ekonomik emperyalizminin yerini aldığı ölçüde, kuzey amerika&#8217;nın saldırganlığı kendi denizinin [2] yani karayiplerin çerçevesi dışına çıkamıyor. diğer kelimelerle, her yerde gördüğümüz büyük uyanış küba için tehlikeler doğuruyor. artık, bütün bu olayların kısmen sorumlusu olduğumuzun bilincine varmalıyız.</p>
<p>az gelişmiş ülkelerde apaçık bir uyanış görülüyor; küba örneği belirli bir ölçüde bunda katkıda bulunmuştur, örneğimizin, latin amerika&#8217;da, japonya&#8217;dakinden daha güçlü bir etki yarattığını söylemeye bile gerek yoktur. bununla birlikte sömürgeci güçlerin eskiden sanıldığı kadar güçlü olmadıkları kanıtlanmıştır.</p>
<p>kanımızca her türlü saldırıya karşılık yine de gelişecek olan uluslararası dayanışmanın olumlu yönü budur. saldırıdan söz ederken, yakında, şeker kotalarımız konusunda, birleşik devletler temsilciler meclisi&#8217;nden gelecek olan ekonomik saldırı gibilerinden değil, gerçek saldırıdan söz etmek istiyorum.</p>
<p>önümüzde aşılacak zor bir yol var. işçilerin, köylü¬lerin ve geleceğe doğru yürümek zorunda olan tüm yoksul sınıflarımızın birliğinden güç alıyoruz.</p>
<p>konferansım, köylülere değil doğrudan doğruya işçilere sesleniyor. bunun iki nedeni var. önce, köylüler birinci tarihi görevlerini tamamıyla yerine getirdiler, toprak üzerindeki haklarını elde etmek için enerjiyle savaştılar ve artık zaferlerinin meyvelerini topluyorlar. köylülüğü¬müz tümüyle devrimin izindedir, işçi sınıfıysa, tersine olarak, henüz sanayileşmenin ürünlerini almış değildir. bu, niçin böyledir? buna verilecek açık cevap şudur: sanayileşme için önce bir temel yaratmamız gerekiyordu, bu temelse tarımın yapısında değişiklik istiyordu. tarım reformu sanayileşmenin temelini yarattı.</p>
<p>şimdi sanayileşme yoluna çıkıyoruz. işçi sınıfının rolü çok büyük bir önem kazanmıştır. işçiler tüm görevlerini ve yaşadığımız anın önemini anlamalıdırlar. bunlar olmasaydı sanayileşmiş bir toplum yaratmayı başaramazdık.</p>
<p>bunun çok açıkça anlaşılmasını istiyorum, devrim¬cilerle konuşurken kaçamak yollara sapmanın gereği yoktur. bütün zayıf yönlerimizi bilmemiz ve bu zayıflıklarımızı yenmeye çalışmamız daha iyidir. devrimci hareketin önce köylüler arasında temellendiğini ve ancak daha sonra işçi sınıfı içinde kök saldığını saklayamayız. bunun birçok sebepleri vardır, önce, en güçlü ayaklanma hareketi köylülüğün yaşadığı bölgelerde ortaya çıktı. ayaklanmanın en büyük prestije sahip yöneticisi olan fidel castro köylülerin yaşadığı bir bölgede bulunuyordu. fakat çok önemli ekonomik ve toplumsal nedenler de vardır: küba, bütün az gelişmiş ülkeler gibi güçlü bir proletaryaya sahip değildi.</p>
<p>bazı sanayi dallarında, özellikle tekelci sermayeye bağlı yeni dallarda, işçiler bazen ayrıcalıklı bireylerdiler. şeker kamışı işleyen işçi üç ay süreyle güneş altında saatlerce ter dökmek, geri kalan dokuz ay boyunca ise, diğer işçiler bir yıllık işe sahipken ve altı kat fazla ücret alırken açlık çekmek zorundaydı. bu durum işçi sınıfı içinde büyük bir ayrılık yaratıyor ve bölünmelere yol açıyordu. sömürgeci güçlerin de istediği buydu; kurulu düzeni devam ettirmek isteyecek bir azınlığa ayrıcalıklar sağlayarak işçi sınıfını bölmeye çalışıyorlardı. işçiye ancak kendi çabasıyla yükselebileceği, ortak eylemle bir şey başaramayacağı söyleniyordu. bu yüzden proletarya¬nın dayanışması kırılmıştı.</p>
<p>iktidarı ele geçirdiğimizden beri mujal&#8217;ın [3] temsilcilerine karşı amansız bir savaş yürütmemizin nedeni budur. bu temsilciler sendika hareketinin gelişimini durduruyorlardı. bugün geçmişin bu temsilcilerinin tamamıyla dağıtıldığını söyleyemeyiz, fakat yakında bunlardan bir eser kalmayacaktır.</p>
<p>bununla birlikte işçi sınıfında hâlâ sorunları patronla işçi karşıtlığına bağlı olarak ele almak gibi bir ruh hali varlığını sürdürüyor, buysa gerçeğin çok basite indirgenmiş bir analizidir. bugün, sanayileşme sürecimize başladığımız ve devlete en ön planda bir rol verdiğimiz şu sıralarda, birçok işçinin devleti herhangi bir işveren olarak düşündüğünü görüyoruz. devletimiz bir patron devletin [4] tam tersidir; bunun sonucu olarak bu durumun iyice belirtilmesi için, işçilerle uzun görüşmeler yapıldı. şimdi işçiler tutumlarını değiştiriyorlar, fakat gelişmeyi kısa bir süre için frenlemişlerdir.</p>
<p>bazı örnekler verebilirdim, fakat ne bireysel örnekler üzerinde tartışmak, ne de herhangi bir kimseyi parmakla göstermek gereklidir, çünkü birçok hallerde sorunun kötü niyetten değil de kökünden koparılıp atılması gereken bir eski zihniyetten doğduğuna inanıyorum. işçiler devrime engel olmak istemiyorlar. fidel&#8217;in kısa bir zaman önce söylediği şu sözler herkes için çok açıktır: en iyi sendika yöneticisi, işçilere günlük ekmeklerini sağlamaya çalışan kimse değildir. en iyi sendika yöneticisi, herkesin günlük ekmeği için savaşan, devrimci süreci çok iyi kavrayan ve devrimci süreci analizleyip en ince yönlerine varıncaya kadar anlayarak hükümeti destekleyen, bazı devrimci tedbirlerin nedenlerini açıklayarak yoldaşlarını ikna eden kimsedir. fakat bunun anlamı, sendika yöneticisinin çalışma bakanı ya da başka bir hükümet yöneticisinin söylediklerini tekrarlamakla yetinen bir papağana dönüşmesi gerektiği değildir.</p>
<p>hükümetin yanlışlar yapacağı ve sendika yönetici¬sinin dikkatleri bu yanlışlar üzerine çekmek zorunda olduğu açıktır. bu yanlışlar tekrarlanırsa sendika yöneticisi dikkatleri daha büyük bir güçle bunların üzerine çekmelidir. bu yalnızca bir yöntem sorunudur. hükümette pek çok halk temsilcisi var; bunlar halka hizmet etmek istiyorlar ve yapabileceğimiz her türlü yanlışı düzeltmeye hazırlar. bunun istisnası yoktur. &#8220;batı dünyası&#8221; diye adlandırılan bu kıtanın en büyük ekonomik ve askeri gücüne karşı çarpışarak hızlı bir gelişme sürecinin yükümlülüğü altına giren bir grup genç adamın daha önceden edinilmiş deneyleri olmadığından hata işlenmesi doğaldır. sendika yöneticisinin görevi onların hatalarını halkın temsilcilerine göstermek, gerekliyse onları inandırmak ve bu yanlışların düzeltilmesi için gerekli tedbirler almana kadar bu tutumu sürdürmektir. sendika yöneticisi yapılan yanlışları yoldaşlarına göstermeli, bunların üstesinden nasıl gelineceğini, her şeyin nasıl değiştirilmesi gerektiğini anlatmalıdır; fakat bütün bunlar tartışmalarla yapılmalıdır. devletin çalıştırdığı işçileri greve gitmeye zorlayacak biçimde uzlaşmaz ve saçma bir tutum takınması yüzünden -burada sanayileşme sürecinden, yani çoğunluğun devlete katılmasından söz ediyorum- işçilerin grev yapması bizim açımızdan büyük bir yanlıştır, bu bizim sonumuzun başlangıcı olur. bu başımıza geldiği gün, halk hükümetinin son bulması yaklaşmış demektir. bu, öğrettiğimiz her şeyin inkârıdır. hükümet bazen işçi sınıfının bazı kesimlerinden kendilerini feda etmelerini isteyebilir. şimdiye kadar, iki kez, şeker kamışı işçileri büyük fedakârlıklar yaptılar; onlar, işçi sınıfının en savaşçı ve sınıf bilincine en yatkın kesimidir, bunu bütün içtenliğimle söylüyorum. gelecekte hepimiz devrimci görevlerimizi yerine getirmek ve ortaklaşalığın yararına ayrıcalık ve haklarımızın bazılarından geçici olarak vazgeçmek zorunda kalacağız. burada da sendika yöneticisine başka bir görev düşer: fedakârlığın gerektiği anı saptamak, bu anı analiz etmek ve işçilerin fedakârlığının elverdiğince az olmasını sağlamak zorundadır; fakat aynı zamanda yoldaşlarını fedakârlık yapmanın zorunluluğuna da inandırmalıdır. işçiler bu isteğin yerinde olduğuna inanmalıdırlar; sendika yöneticisi durumu açıklamalı ve herkesin ikna olmasını sağlamalıdır. bir devrimci hükümet, fedakârlıkları yukarıdan isteyebilir; fakat feragat herkesin iradesinin eseri olmalıdır.</p>
<p>sanayileşme fedakârlık üzerine inşa edilir. hızlı bir sanayileşme sürecine baloya gider gibi girilemez. gelecekte bu çok açık olarak ortaya çıkacaktır. şu sıralarda tekelci şirketler petrol işinde bize bir darbe indirdiler (daha doğrusu, henüz darbe indirmediler de çelme taktılar). bizi petrolden yoksun etmeye çalıştılar. birkaç yıl önce, petrolsüzlükten devrimci hükümetimiz çökebilirdi. ne mutlu ki, bugün petrole sahip olan ve onu kimseye bağlı olmaksızın satan devletler vardır; ayrıca onlar anlaşmamıza kimin karşı çıkabileceğine aldırmadan bu petrolü bize vermek olanağına sahiptirler. dünyada bugünkü güçler dağılımı küba&#8217;nın sömürgecilikten kurtulmasını ve kendi kaynaklarını kontrol altına almasını sağlamıştır.</p>
<p>petrol bulunup bulunmadığını bilmediğimiz sürece yeraltı kaynaklarımız hiçbir değer taşımayacaktır. bunu bilmek için ise petrol aramamız gereklidir ve bu çok pahalıdır. buna sıra gelinceye kadar sanayi dallarımızı yürütmek için yeterli enerji bulmak zorundayız. ülkemizdeki enerjinin yaklaşık olarak yüzde 90&#8242;nının elektriğe bağlı olduğunu ve elektriğimizin yüzde 90&#8242;ndan fazlasının ise petrole bağlı olduğunu biliyorsunuz. petrol ekonomimizde stratejik bir rol oynar; bu nedenle, bu sorun etrafında büyük çatışmalar patlak vermiştir. bu çarpışmaların patlak vermesinin sadece bir an meselesi olduğunu biliyorduk. yasal yollardan yabancı şirketlere yaklaştık: bunlarsa bizim başımıza yeni sorunlar açmaya çalışarak, tüm sömürgeci saldırganlıklarıyla karşılık verdiler.</p>
<p>bugün petrole sahip olan bir devlet vardır; bu petrolü taşımak için gemileri ve buraya kadar getirecek gücü vardır. eğer bu petrol kaynağına sahip olmasaydık, şimdi çok güç bir alternatif karşısında bulunacaktık: ya devrimin yıkılmasına göz yumacak ya da pek az bir farkla çok eski zamanlardaki ilkel duruma dönecektik, bu fark da yerli atalarımızın elinde bulunmayan atlarımız ve katırlarımız olmasından ileri gelmektedir. bunun anlamı tüm endüstri dallarımızın büsbütün felce uğraması olacaktı. elbette ki durum çok zor olacaktı. ne mutlu ki üçüncü bir olanak var ve biz bundan yararlanmaya devam etmeliyiz.</p>
<p>bu sözlerim, bizim kesin bir zafer kazandığımız ve bütün tehlikenin uzaklaştığı anlamına gelmez. bugün içimizden çoğunun milis üniforması taşıması sebepsiz değildir. uyanıklık ve eğitim bugün her zamankinden daha çok gereklidir. aramızdan pek çokları belki de devrimi savunurken ölecektir. fakat önemli olan bu anın gelebileceğini bilerek ve sezinleyerek yine de çalışmaya devam etmek, fakat bu an hiç gelmeyecekmiş gibi, ülkemizi barış içerisinde inşa etmeyi düşünerek çalışmaktır. böyle düşünmeliyiz, bu en iyi çözüm yoludur ve bizim böyle davranmaya hakkımız vardır. bize saldırırlarsa, kendimizi savunacağız. düşman bombaları yaptıklarımızı yıkarsa, zararı yok, zaferden sonra onları tekrar yaparız. şimdi ise yalnızca yapıcılığı düşünmeliyiz.</p>
<p>bütün bunlar bizi politik ve ekonomik alanlarda bugün sahip olduklarımızı incelemeye götürüyor. bugün, kuşkusuz bir devrimci hükümete sahibiz. bunu, herhangi bir şeyin kuşkulu bir duruma düşüreceğini sanmıyorum; hükümetimiz, halkın yaşam düzeyini yükseltmeyi ve halkımızın mutluluğunu olanaklı kılacak koşullan yaratmayı amaçlayan bir halk hükümetidir. bir başka başarımız da geleneksel silahlı güçleri ortadan kaldırmak olmuştur.</p>
<p>bir halk hükümetine sahip olmak, halk için esastır. şimdi halkın hükümetine sahibiz. fakat herhangi bir hükümet ne yazık ki orduya dayanmak ihtiyacındadır. bir ordu bulundurmak zorunludur, fakat bunu asalak bir kuruluş haline getirmekten sakınmalıyız. ordumuz bu durumdan büyük ölçüde kurtulmuştur. geleneksel orduyu ortadan kaldırmasaydık şimdi ya hapiste, ya da ölmüş olacaktık. bugün direniş ordusunun bu denli önemli olmasının nedeni budur. devrimci hükümetimiz direniş ordusundan destek alır. onlar, bir ve aynı şeydir.</p>
<p>ayrıca, coğrafik durumumuz iyidir, zengin bir doğa bize olağanüstü bir ekonomik gelişme sağlıyor. daha bilinmeyen maden kaynaklarımız var. nikel üretiminde dünyada ikinciyiz, ya da en azından batı dünyasında ikinci sırada geliyoruz. nikel, füze başlıkları yapımında kullanılır. yine bütün tankların zırhlanmasında nikel kullanılır ve daha son zamanlara kadar havacılık sanayicinde ince lehimlerin yapılmasında nikelden yararlanılıyordu. bu, gelecekte de kullanılacak stratejik bir madendir. belki petrolümüz de var. demire sahip olduğumuz biliniyor, gerçi işlenmesi zordur, fakat bu maden hiç değilse yurdumuzda çıkıyor. kömürümüz yok, fakat kömür elde etmek için çare araştırıyoruz. ayrıca, olağanüstü zengin şekerkamışı kaynaklarına sahibiz.</p>
<p>işte aktifimiz bunlar; fakat pasifimiz de var.</p>
<p>en başta, gelişmemizin eşitsiz olduğunu söylemeliyiz. bütün az gelişmiş ülkeler gibi tek yönlü bir üreticiyiz. en başta gelen üretimimiz şekerdir; gelişmemizin ağırlık merkezini bu ürün oluşturur. şeker arıtma fabrikalarından&#8217; başka bir şey geliştirememişiz; eskiden bu fabrikalardan elde ettikleri paralarla bir grup ithalâtçı mamul ürünler satın alıyorlardı. bütün bunlara, eski hükümetlerimizin hiçbir zaman şekerimizi uygun koşullarla satmaya çalışmadığını da eklemeliyiz; bunun yerine, birleşik devletlerin egemen olduğu bir sömürgeci ekonomik sistem önünde boyuna tavizler verip boyun eğiyorlardı. hiçbir zaman yeni pazarlar yaratmayı denememişlerdi. pek çok ülke ihtiyacından az şeker tükettiği ve dünyanın büyük bir kısmında satmalına gücü arttığı, daha çok şeker satın almaya hazır oldukları halde, ülkemiz yeni pazarlar aramamıştır. eski yönetimler, gerçekler karşısında kördüler.</p>
<p>bir kota sistemimiz vardı. bu sistem, toprak sahiplerinin ihtiyaçlarından fazla toprak almalarını sağlıyordu. sonuç olarak tarımsal gelişmemiz durgunluk içindeydi. küba gibi doğal bakımdan zengin bir ülke ancak ilkel bir tarım teknolojisine sahipti. toprak kendi haline, bırakılmıştı, yılda bir kez hasat yapılıyordu.</p>
<p>tarlalara ortalama olarak yedi yılda bir başka ürün ekiliyordu. bu nedenle küba&#8217;da hasatlar çok düşüktü.</p>
<p>bir sorun daha var. bunu hepimiz biliyoruz ve ben bu sorunu abartmadan ele alacağım.</p>
<p>toprağımızdan 90 mil uzaklıkta saldırı potansiyeli yüksek, savaş suçlularıyla dolu bir hava üssü bulunmaktadır. burada diplomatik saldırıdan tutun da başka ülkeler için katil kiralamaya varıncaya kadar her şeyi yapıyorlar. bugün küba&#8217;ya karşı saldırılar yüksek bir düzeye ulaşmıştır. stratejik bakımdan karayiplerin ta yüreğinde bulunuyoruz. toprağımızda, bizimle sürekli olarak bir sürtüşme kaynağı oluşturan düşman üssü bulunuyor. savaş çıkarmak istiyorlar. her şeyi bir yana bırakın, latin amerika için &#8220;kötü örnek&#8221; olmak gibi tehlikeli bir onur da taşıyoruz. biliyorsunuz, eisenhower, latin amerika’yı ziyarete gitti ve göz yaşartıcı gazların etkisiyle ağladı sonunda. diğer kelimelerle zavallı başkanın durumu çok kritik.</p>
<p>bizim başkanımız da latin amerika&#8217;ya gitti. hükümet görevlileri ona karşı soğuk davrandılar, fakat halkın sıcak desteğini kazandı. biz hem şerefli, hem de tehlikeli bir örnek oluşturuyoruz. bu nedenle sömürgeciler bizi tecrit etmeye uğraşıyorlar; fakat bizi halktan koparmak olanaksızdır. bizi dereceli olarak yalnız bırakmaya çabalıyorlar, önce dominik cumhuriyetinin diktatörünü tecrit etmeyi denediler; daha sonra latin amerika&#8217;da tecrit edilmesi gereken başka bir diktatör bulunduğunu ileri süreceklerdir. fidel&#8217;in dediği gibi, bizi kuşatmaya çalışıyorlar, daha sonra saldırıya geçecekler.</p>
<p>işte karşı karşıya bulunduğumuz dıştan gelecek tehlike budur. bununla birlikte ilerlemeye devam etmek zorundayız. politik tehlikeler önemsizdir. ekonomik olanaklarımızı ölçmeli ve daha sonra sanayileşmemizi tamamlayıncaya kadar ilerlemeliyiz. ortaya koymamız gereken bazı amaçlarımız var. başlıca hedeflerimiz nelerdir? ya en büyük amaçlarımız? politik bakımdan, kendi kaderimize sahip olmak istiyoruz, bağımsız bir ulus olmak istiyoruz. yabancıların müdahalesi olmaksızın gelişme sistemimizi kurmak istiyoruz. dünyayla serbestçe ticaret yapmak istiyoruz. halkın hayat düzeyini yükseltmek istiyoruz.</p>
<p>politik sorun konusunda endişeye kapılmamalıyız. halkın desteğine sahibiz ve hiç kimse bize bir politik sorun nedeniyle diz çöktüremez. bununla birlikte, gelişmemiz, halka gereğinden daha pahalıya mal olmamalıdır. birçok tüketim maddelerinin kıtlığı nedeniyle bazılarının mutsuz olduğunu biliyoruz. sömürgecilik bize bu malların kullanılmasını çok iyi öğretti. çiklet bunun çok iyi bir örneğidir. bize çiklet tüketmeyi öğrettiler; sonra da, ortada çiklet kalmayınca, bu adamlar, hükümetin halkın hayat düzeyini gerçekten yükseltip yükseltmediğini soruyorlar.</p>
<p>yanlışlar yapabileceğimiz açıktır; fakat ihtiyaç duymadığımız ve temel olmayan pek çok madde olduğunu da anlamak gereklidir. bugün 300.000 işsiz vardır. bunun anlamı açlık, yoksulluk ve hastalıktır. açıkça ve içtenlikle söylemeliyiz ki, hem bir yandan çiklet, şeftali ve başka lüks maddeler ithal edip hem de öte yandan işsizler ve yarı-işsizlere iş alanları yaratamayız. bu, başarılması çok güç bir iştir.</p>
<p>bugün, işgücümüz 2.300.000 kişiye yükselmiştir. işgücümüzü nüfusumuzun üçte biri oluşturur, işgücünün yüzde 13&#8242;ü işsizdir, bunlar 300.000 kişidir, yarı-işsizler de işgücünün yüzde 13&#8242;ünü oluşturur. yaklaşık olarak 300.000 kişilik şeker kamışı işçileri yılda ancak üç ay çalışırlar, bunların durumu yarı-işsizliğin acı bir örneğidir.</p>
<p>ekonomik açıdan, devrimci hükümetin temel görevi her şeyden önce işsizlerin ve daha sonra yarı-işsizlerin sorunlarına çözüm bulmaktır. bu nedenle içimizden pek çoğu ücretlerin artışına karşı amansızca mücadele ettiler, ücret artışı yeni işsizlerin ortaya çıkması anlamına gelir. bu ulusun sermayeleri sınırsız değildir; para basma makineleriyle sermaye yaratamayız. ne denli çok miktarda para basarsak değeri de o denli düşer. elimizdeki sermayelerle gelişmemize devam etmemiz gereklidir. yaratacağımız endüstrilerin elverdiğince çok iş alanı yaratmasına çalışarak planlamamızı özenle yapmalıyız. herkesin günlük ekmeğini kazanabilmesine özen göstermek herkesten önce bizim görevimizdir. en başta gelen amacımız kimsenin aç kalmaması ve daha sonra da herkesin her gün yemek yemesini sağlamaktır. bundan sonra, herkesin uygun koşullarda yaşamasını sağlamamız gerekecektir. bunun arkasındansa sağlık hizmetleri ve eğitimin parasız olması gelecektir.</p>
<p>şimdi en başta gelen sorunumuz işsizliktir. her şeyden önce bunu düşünmeliyiz. döviz tasarrufu çocuk oyuncağı değildir, kaçınılmaz bir zorunluluktur. tasarruf edilen her kuruş yeni iş alanları yaratılmasına yarayacaktır. fakat biz yine konumuza dönelim. ekonomik gelişmemizi nasıl başaracağımızı inceleyelim.</p>
<p>gelişmemiz için iki yol tutturabiliriz. birincisi hür teşebbüs sistemidir ki &#8220;bırakınız geçsinler, bırakınız yap¬sınlar” diye de adlandırılır, bunun anlamı tüm ekonomik güçlerin serbestçe hareket etmesine izin vermektir. bu ekonomik güçlerin birbirine eşit olduğu ve ülkenin gelişimi için birbirleriyle serbestçe rekabette bulunduğu varsayılır. geçmişte, küba&#8217;da bu sistem uygulanıyordu, fakat bu bizi hiçbir hedefe götürmedi. halkımızın ekonomik yollardan, bilinçlenmesine engel olunarak nasıl köle durumuna düşürüldüğünü gösteren birkaç örnek vermek istiyorum.</p>
<p>o zamanlar başımızda bir diktatör vardı, fakat bu diktatör olmasaydı da aynı şeyler meydana gelebilirdi, örneğin şimdi devletin kontrolü altına alınmış olan cubanitro adlı bir şirket vardır. bu şirketin değeri 20 milyon pesodur ve bizim onu daha da büyütmemiz gereklidir. bu, değerli bir şirkettir. bu şirket daha önceleri, 400.000 peso yatırmış bir grup pay senedi sahibinin mülkiyetindeydi. bu grup 400.000 pesoluk bir banka kredisi elde etmişti ve içlerinden kafası işleyen ve biraz inisiyatif sahibi olan biri günün birinde milyoner olup çıktı.</p>
<p>fabrikalara ve üretime hiçbir yatırımın yapılmadığı başka haller de vardır, örneğin 20 milyon pesoya sahip olan bir adam iş alanları yaratsa ya da ulusal endüstriyi geliştirse, bu o kadar kötü bir şey değildir. oysaki 20 milyon pesonun sanayiye, yatırılmayıp bunun yerine yarısının makineler satın alınmasına harcandığı geri kalanınsa cebe indirildiği haller vardır. bu milyonerlerin bir sanayi planı yaratmaya hiç de niyetleri yoktu. her şey akıntıya kapılmış sürükleniyordu, bu adamlaraysa bütün bunlar vız geliyordu.</p>
<p>bunun klasik bir örneği yalnızca ödünç alınan paralan çalmak için kurulmuş olan &#8220;tecnica cubana&#8221; adlı kâğıt fabrikasıydı. işte size devletin para yardımı yaptığı hür teşebbüsün iki örneği! elbette ki bütün sanayi girişimleri için bu durum böyle değildi; fakat bu işletmelerin çoğu o dönemde iktidarı kontrol altında bulunduran asker ve politikacılarla anlaşma halindeydi. bunlar böylelikle kendilerine daha çok avantaj sağlıyorlardı.</p>
<p>hür teşebbüs sisteminin bir başka örneği de fidel&#8217;in bir kez okuduğu radio-cremata&#8217;nın mektubudur. mektupta, bu kuruluşun &#8220;compania cubana de electricidad&#8221;[5] şirketine yaptığı hizmetlerden açıktan açığa söz ediliyordu, oysaki o kurum küba halkını temsil ediyordu. bu da hür teşebbüs sisteminin bir başka örneğidir.</p>
<p>mülk sahiplerinin çalıp çırpma arzusunun dışında, birçok fabrikanın kapanması gibi acı bir durum da vardır. bu niçin böyle olmuştur? iki nedenden dolayı, önce, küçük kübalı kapitalistlerin sahip olduğu bu küçük fabrikalar büyük tekelci girişimlerle rekabete dayanmak zorundaydılar. tekelci girişimler bir rakiple karşılaştıklarında hemen fiyatlan düşürüyor ve rakibi piyasadan siliyorlardı. bu büyük şirketler dünya çapında iş yapıyor ve fiyat indirimi onları pek az etkiliyordu. oysaki küçük işletme altı ay içinde batıyordu.</p>
<p>ikinci sebepse hür teşebbüs sisteminin yarattığı anarşiye bağlıydı. ne zaman bir üretici bir iş kursa ve basarsa, hemen üç başka üretici daha aynı işe girişiyordu, oysaki piyasanın potansiyeli ancak bir tek üreticiyi kaldırabiliyordu. bunun sonucu, rakiplerin saf dışı olmasıydı.</p>
<p>hür teşebbüs sisteminin yarattığı bir başka sonuç işçinin kendini çalışan bir mal olarak satmasıydı. bunun nedeni, işsizlik ve ekonomik güçler arasındaki savaştı. iş bulmak için işçilerin aralarında rekabete girişmesi gerekiyordu. aç kalamayacaklarına göre, kendilerini satıyorlardı. kapitalistlerin en ucuz işçileri satın aldığını söylemeğe bile gerek yok. bazen işçiler aç oldukları için kendilerini daha da ucuza satıyor ve böylelikle işçi sınıfının çıkarlarına zarar veriyorlardı. yani, iş elde eden işçi diğerlerini aynı koşullan kabul edip kendisini taklit etmeye zorluyordu. bu da hür teşebbüsün yarattığı sonuçlardan biriydi.</p>
<p>bazen de bunun tersi oluyordu. yabancı işletme ulusal kapitalist işletmeden ya da devletten daha yüksek ücretler veriyor ve işçileri ayrıcalıklılar haline dönüştürüyordu. işletme her yıl muazzam kârları yurt dışına çıkarırken, işçi bu &#8220;iyiliksever&#8221; şirkete karşı bağlılık duyuyordu, örneğin petrol şirketleri, her yıl 30 milyon dolan küba sınırlan dışına çıkarıyorlardı. biraz önce bir kübalının 20 milyon pesoyu cebine attığını açıkladım, fakat petrol şirketlerinin yıllık kârı 34 milyondu. telefon şirketi ve elektrik şirketi gibi bütün büyük uluslararası işletmeler için aynı şeyi söyleyebiliriz. bunlar bir sistem yaratmışlardı: yüksek ücretler ödüyor ve büyük kârlar topluyorlardı. bu sayede işçi sınıfını bölüyorlardı. işçilerine, yabancı şirketlerde çalıştıkları için tüm başka işçilerden farklı olduklarını söylüyorlardı. kendi kulüpleri vardı; burada zencilerin çalışmasına izin verilmezdi. bölücülük için her türlü araçtan yararlanıyorlardı. bunlar küba&#8217;da gözle görülen elle tutulan örneklerdir, çünkü bu sistem burada uzun bir süre varlığını sürdürmüştür. şimdi de bize bunun bir ülkenin demokratik gelişimini sağlayan tek yol olduğunu söylüyorlar. bugün, bize bunu yuttur¬maya çalışıyorlar.</p>
<p>fakat bir başka sistem daha vardır. bizim sistemimize göre, bizler devrimcileriz ve devrimci hükümetimiz halkı temsil eder. endüstrileri kimin için kurmak zorundayız? kime avantaj sağlamalıyız? halka avantaj sağlamalıyız. bizler halkın temsilcileriyiz, bu nedenle ülkenin sanayileşmesini hükümet yönetmelidir. bu şekilde olunca, anarşi olmayacaktır. tek bir vida fabrikasına ihtiyacımız varsa, tek bir fabrika kurulacaktır; ayrıca bir bıçak fabrikasına ihtiyacımız olursa bundan da bir tane kurarız. böylece kargaşalık olmaz ve ulusun sermayesi tasarruf edilmiş olur.</p>
<p>bir temel sanayi ihtiyacı kendini hissettiriyorsa, zararına da işlese kurulacaktır, çünkü bu sayede sanayileşmemizin temelleri atılacaktır. ayrıca kurnazlık ve bir takım oyunlarla bir grevi kırmamalı, bir işçi gösterisini dağıtmamalıyız. kendimize bir avantaj sağlamak, ya da herhangi bir kimseyi piyasadan silmek amacıyla, bir işçiye ya da uzmana hak ettiği ücretten fazlasını ödememeliyiz, bunlar devrimci yöntemler değildir. bununla birlikte, tüm endüstri dallarında, önce işsizlere, sonra yarı işsizlere olmak üzere herkese iş vermeyi garantilemenin temel amacımız olduğunu hatırımızdan çıkarmaksızın emekçiye olanakların elverdiği ölçüde en yüksek ücreti ödemeye çalışacağız.</p>
<p>hür teşebbüs aracılığıyla gelişme ve devrimci gelişme arasında büyük farklar vardır. birincisinde zenginlikler bir avuç kişinin elinde toplanır, bunlar hükümetin dostu olan en kurnaz entrikacılardır; ikinci durumda, ulusun zenginlikleri herkese aittir. her işletme tümüyle ulusun hizmetine çalışır. devrimci gelişme sayesinde zenginliklerimiz yabancı şirketler tarafından kontrol edilemeyecektir. devrimci gelişme, ulusal zenginliklerimizi kademeli olarak yabancı tekellerin elinden geri almamızı sağlayacaktır.<br />
işte iki sistem arasındaki temel farklar bunlardır. halkımız devrimci gelişme yolunu seçmiştir, işletmelerimiz, fidel&#8217;in dediği gibi &#8220;halk ortaklığı&#8221; adını taşıyacaktır.</p>
<p>bugüne kadar yaptıklarımızı inceleyecek olursanız, bu tip gelişmeye uygun davrandığımızı görürsünüz. gerçekten de halkın çıkarına olan en mütevazı yasalarla işe başladık. elektrik tarifesi düşürüldü, kiralar azaltıldı, kamu yönetiminde ayıklama yapıldı, daha sonra yolumuz üzerinde bir dönüm noktası olan yasa çıkarıldı, çünkü o zamana kadar, elektrik, ya da telefon tarifelerini düşür¬mekle, kiraları azaltmakla, yönetimde ayıklama yapmakla, hür teşebbüs sistemini savunanların önerdiği şeylerin benzerlerini yapıyorduk. kiralık taşınmaz mallara sahip olanlardan bazıları hiç memnun değillerdi. elektrik ve telefon şirketleri aldığımız tedbirleri doğru bulmuyorlardı. fakat büyük yabancı şirketler, inisiyatiflerimizi desteklediler, istedikleri de buydu; halkın hayat düzeyini biraz yükselten iyi ün yapmış bir hükümet. bu onlar için mükemmel bir hükümetti. en iyisi ise figueres[6] hükümeti gibi batı demokrasisini kabul eden bir yönetimdi; devlet başkanının bir büyük toprak sahibi olmasının pek önemi yoktu. daha sonra toprak reformu yapıldı ve bu işleri karıştırdı. biliyorsunuz ki, her şeyden önce, birleşik devletler&#8217;in devlet bakanlığıyla doğrudan doğruya ilişkisi olan united fruit company vardır.</p>
<p>o anda devrimci hükümetin, reformları yapacağı, bunların lafını etmekle kalmayacağı apaçık ortaya çıktı. yavaş yavaş, ulusal zenginliğimiz artıyor ve harekete geçme kapasitemiz de yükseliyordu. toprağı köylülere dağıttık, şeker kooperatiflerimiz, tarım reformu çerçevesi içinde rafineleriler kurdular. hepimizin uygun adımlarla ilerleyebileceği biçimde, halkın devrimci sürece katılması için gerekli koşullan yaratma çabası içindeydik. savaş suçlularının ve dolandırıcıların mallarına el koymak gibi küçük işler sayesinde gücümüzü arttırmıştık.</p>
<p>o sırada saldırı başladı. küçük uçaklar tarafından saldırıya uğratıldık. havana bombalandı. saldırıya yeni devrimci yasalarla karşılık verdik, bunlar petrol ve madenler hakkındaki yasalardı. bu yolda ilerlemeye devam ettik. birleşik devletler bizi şeker kotamızı kesmekle tehdit etti, biz de sovyetler birliğiyle bir anlaşma imzaladık. amerika birleşik devletleri, bankalarının kredilerini kesti, bunun üzerine biz de komünist ülkeler ve japonya ile daha elverişli koşullarda anlaşmalar yaptık. dış ticaretimizi çeşitlendirdik ve onlardan gelecek yeni darbeleri beklemeye başladık, çünkü bunların nasıl davrandıklarını bilenler er-geç saldıracaklarının da farkındadırlar. tekeller hiçbir zaman oyunu kurallarına uygun olarak oynamazlar. bir ülkede çıkar elde etme olanaklarını yitirdiklerini anladıklarında, bu ülkeye saldırmaktan geri kalmazlar. bazen, saldırıları doğrudan doğruyadır; &#8220;kamçı&#8221; diplomasisi dönemlerinde bu böyledir; bazen de saldırı ekonomik yöndendir. şimdi şeker kotası konusunda karşı karşıya bulunduğumuz durum budur. bu sorunun ortaya çıkacağını önceden anlamıştık ve bir açmazla karşılaşmıştık: ya yapılması gerekeni yapacak ve saldırıyı karşılayacak, ya da kıtanın en heybetli &#8220;figueres&#8221;leri olacaktık. yeni figueres&#8217;ler olmaktan daima kaçındık, çünkü bu halkın özlemlerini inkâr etmek demek olacaktı. sahte demokratlar kılığına bürünmek çok kötü bir oyundur. somoza[7] olmak daha iyidir, çünkü onun kim olduğunu apaçık biliyoruz. yurtsever geçinmek, devrimci ya da &#8220;ılımlı&#8221; solun adamı görünüşüne bürünmekse halka acı bir biçimde ihanet etmektir. bunu asla yapamazdık. kapalı kapılar ardında büyük tekellerle pazarlık ederken halka devrimin diliyle hitap edemezdik. zor bir yolu, doğru olduğuna inandığımız bir yolu seçtik ve halk da bizi destekledi.</p>
<p>şimdi iki cephede birden savaşmamız gereklidir. belki de hem kıyılarımızı fiilen savunmak, hem de sanayileşme savaşma girişmek zorunda kalacağız. &#8220;karşı karşıya bulunduğumuz sorunları analiz ettikten sonra, şimdi işçi sınıfının temel görevlerini belirlememiz gereklidir.</p>
<p>görevler çeşitlidir, fakat ekonomik açıdan yerine getirilmesi gereken üç büyük zorunluluk vardır. hatta bazen bu üç zorunluluk, işçi sınıfının özlemleri ve patronlara karşı mücadelesiyle yarattığı ortak payda ile çelişkiye düşebilir. bugün, işçi sınıfının bu büyük zorunluluklarından biri iyi üretmektir. &#8220;üretmek&#8221; dediğimizde emekçiler bizim kesinlikle onların özel işverenlerinin kastettikleri şeyi söylediğimizi düşünebilirler -yani daha çok zenginlik üretmek zorunda olduklarını-, fakat daha büyük bir zenginliğin işverenin elinde birikmesi diğer işçiler için işsizlik demektir. burada görünüşte bir çelişki vardır, bu doğrudur, fakat eğer bugün daha çok zenginlikler üretmek zorunda isek, bundan amacımız devletin herkesin çalışabilmesi için daha çok iş alanları yaratmasını sağlamaktır. sürekli yaratıcılık zamanı gelmiştir; elverdiğince büyük bir gelişme meydana getirecek yeni görevler, iş alanları yaratmak gereklidir. bildiğiniz gibi, bir yatırımın hesaplanması için türlü yollar vardır. kullanılan her emekçi için yaklaşık olarak 10.000 peso gerektiren, yani büyük sermaye birikimlerini zorunlu kılan yatırımlar vardır. genel olarak bunların verimi çok yüksektir. yine, emekçi başına 2000 peso isteyen, yani küçük sermaye birikimleri gerektiren yatırımlar da vardır. bu tür bir yatırım çok daha az gelir sağlar, fakat bizini&#8221; bugünkü ihtiyaçlarımıza en iyi uyan yatırım tipi budur. en az bir bedelle elverdiğince çok sayıda insan çalıştırmak zorundayız. her şeyden önce bunu yapmaya ihtiyacımız var, çünkü bu tam bir sanayileşme için gerekli teknik temeli yaratırken aynı zamanda işsizliği de ortadan kaldıracaktır.</p>
<p>şu belgeyi saklamak istedim. bana bunu c.m.q. televizyonu emekçileri verdiler, bu belge işçi sınıfının ne yapması gerektiğini açıkça göstermektedir. bu, yalnızca dışarıdan ithal edilmesini önlemek için ülkede yazı makinesi şeritlerinin nasıl iktisatlı biçimde kullanılacağını gösteren bir fikirdir. tutumlu olmak, para artırabilmenin yollarını tasarlamak da işçi sınıfının üretme zorunluluğuyla hısım olan bir başka görevidir. gerekli olmaksızın tek bir kuruş bile harcayamayız. her kuruş etkili biçimde halkın yararına harcanmalıdır. arttırılan her kuruş iç ticaretimize, ya da ulusal hazinemize gider. buysa, yeni bir iş alanı yaratılmasını sağlar.</p>
<p>üretim ve tutumluluk ekonomik gelişmenin temelidir, fakat bununla bir avuç kişinin yararına olan değil, emekçilerin çıkarına olan üretim ve tutumluluğu kastediyoruz. bir başkasının yararına olacaksa sizden büyük fedakârlıklar, daha dikkatli olma, daha sıkı çalışma gibi şeyler isteyemeyiz. bu durumda, böyle isteklerde bulunmak haksızlık olur. biz bu fedakârlıkları tümüyle halkın iyiliği için istiyoruz. devletin kontrolündeki fabrikalarda daha büyük bir üretim istiyoruz. giderek kurmakta olduğumuz büyük fabrikalar devletin kontrolü altına girecektir. zamanla devletin kontrolü büyüyecek ve işçi sınıfının görevleri de artacaktır. fakat bütün özel sanayilerde bile, ziyankârlığı önlemek ve makinelere özen göstermek gereklidir. (&#8230;)[8]</p>
<p>üretmenin ve tutumluluğun dışında, işçi sınıfının üçüncü zorunluluğu örgütlenmedir. bu, sınıfların birbirine karşı geleneksel biçimde örgütlenmesi değil, devrime, halka ve işçilerle köylüler arasındaki farkın ortadan kalkması gerektiğinden, emekçi sınıfına daha iyi hizmet edecek biçimde örgütlenmedir. şimdiden, daha ziyade makineleşmiş yöntemlerle toprağı işleyecek 300.000 tarım emekçisinden oluşan bir grup vardır. bunların emeği daha teknik bir biçim kazanıyor, işte bu şekilde, üretimle doğrudan ilişkisi olan herkes bir işçi haline dönüşmelidir.</p>
<p>alıştıklarımızın kesinlikle tam tersini yapmalıyız. eskiden, doğrudan doğruya ilişkide bulunduğu-&gt;muz çevre, her şeyden önce önemli sayılırdı. bu çevre, sendika, mahalle, aile ve bireyden meydana geliyordu. bireyin önemiyse en başta gelirdi. bugün, ulus ve tümüyle halk bireyden daha önemlidir. kendimizi en önemsiz bir şey, makinenin en önemsiz bir parçası olarak kabul etmeli, bununla birlikte iyi işlemeliyiz. ortaklığın yararına tüm kişisel avantajlarımızı feda etmeye hazır olmalıyız. her türlü nisan grubu bireyden daha önemlidir. bir sendikal birlik herhangi bir fabrika sendikasından daha önemlidir. tüm emekçiler tek bir işçiden daha önemlidir. bu iyi anlaşılması gereken bir şeydir. geçmişin yarattığı zihniyeti değiştirmek için örgütlenmek zorundayız.</p>
<p>sendika yöneticilerinin düşünme biçimlerini değiştirmek gereklidir. görevleri, patrondan daha yüksek sesle bağırmak, ya da üretim sistemi çerçevesinde çalışmayan kimselere ücret bağlanması gibi saçma tedbirleri kabul ettirmek değildir. bir işçiye hak etmediği bir ücret ödeniyorsa, o işçi kendine ve ulusa karşı entrika çeviriyor demektir.</p>
<p>işte, işçi sınıfının üç görevi bunlardır. bunları yerine getirmek için devrimci sürecin gelişimini anlamalı ve buna çalıştığınız fabrikanın kesinlikle tanınmasını eklemelisiniz; tüm üretim sistemini bilmeye de ihtiyacımız vardır. makinesini, onun tamirini ve mümkünse mükemmelleştirilmesini tam olarak bilmek her emekçinin görevi ve hakkıdır. makinenizi, çalıştığınız kesimi ve tümüyle üretim sistemini bilmeniz gereklidir. bu, yönetiminizden isteyeceğiniz bir görev ve bir haktır.</p>
<p>devlet tarafından kontrol edilen fabrikaların yöneticileriyle işçiler arasında sıkı bir ilişki kurulmalıdır. büyük bir fabrikayı yönetmekle bu fabrikada işçi olmak aynı şey değildir. sorunlar farklı açılardan görülür. bugün bile, işçiler ve yöneticiler sorunları değişik açılardan görürler. yöneticiler tezgâhlara, işçilerse yöneticinin yazıhanesine gidip gelmeli, işçi ve yönetici belirli bir süreci aynı ışık altında görebilecekleri biçimde görüşlerini karşılıklı olarak birbirlerine açıklamalıdırlar. o zaman, sorunların tüm yönlerini görebilirler ve bu sorunlar çözülür. bugün işçiler tarafından öne sürülen birçok hak davasının böylelikle geri alındığını göreceksiniz.</p>
<p>şimdi devlet kontrolünde yüzlerce fabrika vardır, örneğin bunlardan birinde, bir işçi daha etkili bir üretim sistemi bulmuş, fakat ustabaşısı onun daha çok üretmesini engellemiştir. bunu ihanet saymam, fakat bu tutum, duruma ve devrimci harekete yanlış bir müdahaledir. tarihin, eski düşünce tarzlarını çağdışı hale getirdiği açıkça anlaşılmalıdır. yeni düşüncelere sahip olmalıyız. beynimizi kullanmalı ve ortaya çıkan her sorunu incelemeliyiz. sorunlarımızdan her birini açık fikirli olarak analiz etmeliyiz.</p>
<p>böylelikle, sendika yöneticisi ve emekçi, üretim sürecine katılır ve bundan sorumlu olurlar. daha ilerlere gidemediysek, bunun nedeni düşmanca davranan sendikaların bulunması ya da işçilerin sorunu anlayamamasıdır. bazen, bir sendika yöneticisi fabrika yöneticisi ile konuşur, tabansa bunu teslimiyetçilik olarak kabul eder. bu tutumlar ortadan kalkmalıdır, çünkü bunlar var oldukça ulusu sanayileştirme görevimizi yerine getiremeyiz. görevimiz, en iyi yolu bulmak ve bunu açıklamaktır. halkın görevi bu yolu bulmamızda yardımcı olmak ve bu yolda hızlı bir ilerleme için tüm gayretiyle katkıda bulunmaktır. halk yanlışlarımızı yapıcı biçimde düzeltmelidir.</p>
<p>şimdiye kadar, ulaşabilmemiz amacıyla kendimize çok ılımlı hedefler seçtik. henüz karşı karşıya bulunduğumuz sorunları işçi sınıfının anlayıp anlamadığını ve bize yapacağı yardımı kesinlikle bilmiyoruz. on yıl içinde her kübalının yıllık gelirinin iki kat artmasını önerdik. bugün, her kübalı vatandaşın ortalama geliri yaklaşık olarak yılda 415 pesodur. bu, yılın on iki ayına bölünürse, her kişinin aylık gelirinin gerçekte çok düşük olduğu görülür. elbette ki kadınların ve çocukların çoğu çalışmıyor, fakat bu bir mazeret değildir. on yıl içinde nüfus başına yıllık geliri yaklaşık olarak 900 pesoya çıkarabileceğimizi umuyoruz. nüfus başına düşen şimdiki geliri iki kat arttırmak yapmamız gereken çalışmaların en belli başlılarından biridir, böyle bir şey latin amerika&#8217;da şimdiye kadar hiç görülmemiştir. bu, halkın satın alma gücünün yılda yüzde 7 oranında artacağı anlamına gelir. latin amerika&#8217;da, nüfus başına yıllık gelirin artış oranı yüzde 1 ila 2 arasındadır, hatta bazı ülkelerde bu oran daha da düşüktür. diğer bir deyişle, gelişmemiz son derece hızlanacak ve bu herkesin görevlerini mutlak biçimde anladığı ölçüde gerçekleşecektir. hiç kuşkum yok ki, bu amaca ulaşmak olağanüstü bir zafer olacaktır. buna ulaşacağız ve bu inanılmayacak derecede büyük bir zafer olacaktır.[9] kendimiz için saptadığımız bir başka hedef ise daha çok dikkat gerektiriyor ve 1962 yılının sonuna kadar, yani iki buçuk yıllık bir zaman içerisinde küba&#8217;da işsizliği ortadan kaldırmayı amaçlıyor. şimdi alkışlamanıza gerek yok; bu henüz sadece bir tasarıdır, başarırsak hep beraber alkışlayacak, başarısızlığa uğrarsak ıslıklaya¬cağız. fakat bu herkesin, hükümetin ve birleşen halkın görevidir ve yeterince yiyeceği olan herkesin, yiyecek hiçbir şeyi olmayan ya da buna yakın durumda bulunanlarla dayanışması büyük bir zorunluluktur.</p>
<p>toplantıda bulunanlardan biri hükümetin dört günlük müdahalesi sırasında otellerdeki müşterilerin sayısının 4.000 kadar arttığını söyledi.</p>
<p>elbette ki pek çok ortaklaşa görevlerden biri de her işletmenin emekçiler ve hükümet tarafından birleşik olarak yönetilmesidir. örneğin otelcilik sorunu, işçi sınıfının ve onların demokratik yöntemlerle seçilen yöneticilerinin yeteneklerinin denendiği bir konudur. tabii ki, başlangıçta elde edilen bu başarı tayin edici değildir. oteller ortaya güç bir sorun çıkarıyor, çünkü küba&#8217;da bunlar, eskiden oyun masasında ya da başka bir eğlence yerinde dolarlarını bırakmak için buraya gelen turistlere hizmet amacıyla ve sömürgeci zihniyetine uygun olarak yapılmış ve yönetilmişlerdir. yani bu oteller, sahip olduğu mülklerin bir yıl içinde kazandırdığı gelirlerin birazını saçıp savurmak için karayipler&#8217;deki mülklerini ziyarete gelen büyük efendiye hizmet etmek için kurulmuşlardır. bunu unutmamalıyız.</p>
<p>şimdi turizm sanayiinin sistemini, zihniyetini ve yapısını tamamıyla değiştirmek zorundayız. gelen turistler, eğer birleşik devletlerden geliyorlarsa, bunlar kendi yurttaşlarının az çok kanunsuz her türlü tehditlerine göğüs gerecek kadar sağduyu ve cesaret sahibi olanlardır. ayrıca devrimci süreci gözüyle görmek isteyecek latin amerikalı turistler de gelecek; üstelik de bu oteller adanın her yanından gelen ve ülkeyi gezip görmek isteyen yurttaşlarımızla da dolacaktır. yani turistik sistemi tamamıyla değiştirmek zorundayız, buysa kolay bir iş değildir. bu işi en iyi yapacak olanların devrimci hükümetle işbirliği halinde çalışan emekçilerin seçtiği yöneticiler olacağından hiç kuşkum olmadığını sözlerime ekleyeyim.</p>
<p><em>[2] metinde, mare nostrum, latincede, &#8220;bizim deniz&#8221; demektir. romalılar, akdeniz&#8217;e, &#8220;bizim deniz&#8221; der.<br />
[3] eusebio mujal, batista diktatörlüğü sırasında bir sendika yöneticisi idi. batista ile işçiler politikadan uzak dururlarsa, onların ekonomik refahlarını yükseltebileceklerini öngören bir anlaşma yapmıştı.<br />
[4] patron devlet, orijinal metinde estado patron şeklindedir. üretim araçlarına sahip olan ve işçilere kulak asmayan bir devlet anlamındadır.<br />
[5] cuban electric company, kuzey amerika&#8217;nın mülkiyetindeki bir şirket.<br />
[6] jose figueres, costa-rica başkanı (1953-1958). latin amerika&#8217;da &#8220;demokratik sol&#8221;un yöneticilerinden biriydi. birleşik devletlerin yakın dostuydu.<br />
[7] somoza ailesi, nikaragua&#8217;yı yirmi yıldan fazla bir süre diktatörlükle yönetmiştir.<br />
[8] söylevinin burasında, guevara, sorumsuzca davrananlardan örnekler veriyor. eski düzenin hiyerarşisinden müsadere edilen yeni ve pırıl pırıl cadillacların acınacak durumda olduğunu anlatıyor.<br />
[9] guevara, burada bütün gözlemlerini ve vardığı sonuçlan özetliyor. bundan sonraki paragraflar toplantıda bulunanların sorularına verilen cevaplardan oluşuyor. </em></p>
<h2>6. devrimci tıp</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“19 ağustos 1960&#8242;da, havana&#8217;da halk sağlığı bakanlığı emrindeki bir kuruluşun açılışı sırasında verilen söylev.”</em></p>
<p>yoldaşlar,</p>
<p>küba halkının, özgürlüğünü, tam bir sanayileşme yolunda gerçekleştirilen ilerlemeleri ve tüm devrimci yasaların yarattığı gelişmeleri günden güne kutlamak için düzenlediği yüzlerce toplantıdan biri olan bu sade toplantının benim için özel bir önemi vardır.</p>
<p>yıllarca önce doktor olarak hayata atıldığımı hemen hemen herkes bilir. tıbba başladığımda, öğrenimime başlarken, bugün sahip olduğum devrimci düşüncelerin çoğu ideallerim arasında yoktu. herkes gibi ben de başarılı olmak istiyor, tanınmış bir araştırmacı olmayı, sonunda tüm insanlığa hizmet edecek, fakat o an için bana kişisel bir başarı kazandıracak bazı şeyler bulmak için yorulmaksızın çalışmayı düşlüyordum. ben de hepimiz gibi çevremin ürünüydüm.</p>
<p>öğrenimimi bitirdikten sonra bazı özel ve karakterime bağlı nedenlerle tüm amerika&#8217;da bir yolculuğa giriştim ve kıtayı tümüyle gezdim. haiti ve sen domingo dışında bütün diğer amerika ülkelerini bir bakıma ziyaret etmiş oldum. yolculuğumun koşulları nedeniyle, önce öğrenci, sonra da doktor olarak, yoksulluğu, açlığı, hastalıkları, çaresizlikten hasta bir çocuğu tedavi etmenin olanaksızlığını, açlığın sebep olduğu geri zekâlılığı ve bir insan için, vatanımız amerika&#8217;nın yoksul sınıflarında sık sık görüldüğü şekilde önemsiz bir kaza sonucunda oğlunu kaybetmek gibi sonu gelmez cezalan yakından gördüm. o anlarda benim için ünlü bir araştırmacı olmak ya da tıp bilimine önemli bir katkı getirmekten daha büyük bazı şeylerin var olduğunu fark ettim, amacım her şeyden önce insanlara yardım etmekti.</p>
<p>fakat yine de hepimiz gibi çevremin bir ürünü olmaya devam ediyor ve bu insanlara kendi kişisel gayretimle yardım etmek istiyordum. çok yolculuk yapmıştım, o sıralarda arbenz&#8217;in guatemala&#8217;sında bulunuyordum, devrimci tıbbın koşullarına düzen vermek için bazı notlar yazmaya başlamıştım. devrimci bir doktor olmak için gerekli olanları araştırmaya başlıyordum. fakat united fruit, devlet bakanlığı ve fosher dulles -zaten bunların hepsi gerçekte aynı şeydir- tarafından başlatılan saldırı patlak verdi, bunların işbaşına getirdiği kuklanın adı castillo armas idi.</p>
<p>halk, küba halkının bugünkü olgunluk derecesine henüz ulaşmamış olduğundan saldırı başarılı oldu ve ben günün birinde diğer birçokları gibi sürgün yolunu tuttum ya da daha doğrusu guatemala&#8217;dan kaçtım, çünkü bu ülke benim vatanım değildir.</p>
<p>bunun üzerine çok önemli bazı şeylerin farkına vardım: devrimci bir doktor olmak için, her şeyden önce devrim yapmak gereklidir. ayrı ayrı, bireysel çabalar, saf idealler, soylu erekler uğruna tüm bir hayatı feda etme arzusu, bütün bunlar tek başına harekete geçilirse ve amerika&#8217;nın bir köşesinde, bir başına düşman hükümetlere ve ilerlemeye olanak vermeyen toplumsal koşullara karşı mücadeleye girişilirse hiçbir şeye yaramaz. devrim yapmak için, küba&#8217;da olduğu gibi tüm bir halkın seferber olması, silah kullanarak silahın değerini öğrenmesi, savaşçı birliği uygulayarak halkın birliğinin değerini anlaması gerekir.</p>
<p>daha önceki sorunlar yeniden karşımıza çıkıyor. bir toplumsal refah çalışması etkili biçimde nasıl yapılmalıdır? kişisel çabayı toplumun ihtiyaçlarına uydurmak için ne yapmalıdır?</p>
<p>hepimiz geçmişimizi düşünelim, doktor olarak ya da devrimden jönce herhangi bir halk sağlığı hizmetindeki çalışmamızda yaptıklarımızı ve düşündüklerimizi hatırlayalım. bunu derin bir eleştiri ruhu içinde yapalım, bu geçmiş dönemde bütün duyduklarımızın ve düşündüklerimizin artık bitmiş sayılması lâzım geldiği ve yeni tip bir insan yaratmak gerektiği sonucuna varırız. içimizden her biri, kendisiyle ilgili alanda, bu yeni insan tipinin mimarı olursa, herkes için bu insanı yaratmak daha kolaylaşacak ve bu insan yeni küba&#8217;yı temsil edecektir. bu toplantıda hazır bulunan sizlerin, küba&#8217;da yeni tip insanın doğmakta olduğu düşüncesine sahip olmanız yerinde olur; başkentte bunun iyice farkına varmak kolay olmuyor, fakat bu yeni insana ülkenin her köşesinde rastlanılıyor. aranızdan 26 temmuz&#8217;da sierra maestra&#8217;da bulunanlar daha önce hiç bilmedikleri bir şeyle karşılaştılar: kazma-kürekli bir ordu. bu ordu, oriente eyaletinde, milis askeri yoldaşları ulusal bayramlarda tüfekle resmigeçit yaparken, omuzlarında kazma-kürekle geçit resmine katılmayı en büyük onur sayıyordu.</p>
<p>fakat yine sizler, kuşkusuz, hemen hemen on üç-on dört yaşlarında olduğu halde sekiz-dokuz yaşlarında görünen, vücut yapısı zayıf çocukları da gördünüz. bunlar sierra maestra&#8217;nın gerçek oğulları, her türlü yoksulluk ve açlığın çocukları, kötü beslenmenin evlâtlarıdır. bu küçük küba&#8217;da, dört ya da beş televizyon kanalı, yüzlerce radyo istasyonu bulunduğu halde, modern bilimin tüm ilerlemelerine rağmen, bu çocuklar ilk kez olarak gece okula gelip elektrik ışığını gördüklerinde, o akşam yıldızların çok alçak olduğunu söylediler. aranızdan bazılarının kuşkusuz görmüş olduğu bu çocuklar şimdi kolektif okullarda yalnızca alfabenin ilk harflerini öğrenmekle kalmıyor, bir meslek de kazanıyor ve hatta devrimci olmanın zor bilimini de kavrıyorlar.</p>
<p>küba&#8217;da doğmakta olan yeni insan tipleri işte bunlardır. bunlar ücra yerlerde, sierra maestra&#8217;nın uzak köşelerinde, kooperatiflerde ve çalışma merkezlerinde doğuyorlar. bütün bunlar bugünkü tartışmamızın konusuna yakından bağlıdır. doktorun, tıp alanında çalışan herhangi başka bir emekçi gibi devrimci harekete katılmasıyla yakından ilgilidir; çünkü bu çaba, yani orduyu eğitmek, kaçmış olan mülk sahiplerinin topraklarını, meyvesini asla toplamaksızın alnının teriyle her gün bu toprağı işlemiş olanlar arasında paylaştırma çabası, toplumsal tıbbın küba&#8217;da şimdiye kadar yapmış oldukları arasında en büyük eserdir.</p>
<p>hastalıkları tedavi etmenin dayanması gerektiği ilke, sağlam bir vücut yaratmaktır. fakat bu sağlam vücudu, bir doktorun zayıf bir organizma üzerinde yaptığı sanatkârane bir çalışmayla değil, toplumsal ortaklaşacılık temeli üzerinde tüm kollektivitenin çalışmasıyla yaratmaktır. tıp günün birinde hastalıkları önleyen, kamuya kılavuzluk eden ve kamuyu tıbbi görevlerini yerine getirmeye zorlayan, yaratmakta olduğumuz bu yeni toplumun karakteristikleri arasında eksik olan bir takım şeyleri tamamlamak ya da cerrahi bir müdahalede bulunmak için ancak son derece acil hallerde müdahale eden bir bilim halini alacaktır.</p>
<p>bu gün tıp&#8230; (durun bakalım! ne oluyor orada? bu salonda bulunmayan biri de birisinin bayıldığını sanır.) devam edelim! bugün halk sağlığı bakanlığından ve tüm bu tür örgütlerden istenen çalışma, halk sağlığını, hastalık olarak beliren her şeyi önlemek ve halka kılavuzluk etmek için elverdiğince büyük sayıda insana yardım götürebilecek biçimde örgütlemektir.</p>
<p>fakat bu örgütleme çalışması için bütün devrimci çabalarda olduğu gibi, özünde bireye ihtiyaç vardır. devrim, bazılarının ileri sürdüğü gibi kolektif iradeyi, kolektif inisiyatifi standartlaştırmak eğiliminde değildir, tam tersine insanın bireysel olanaklarını özgürlüğe kavuşturmaya yöneliktir.</p>
<p>devrim, aynı zamanda bu olanaklara yön verir. bugünkü görevimiz tüm doktorların yaratıcı olanaklarını toplumsal tıp çalışmalarına yöneltmektir. bir çağın sonuna gelmiş bulunuyoruz, hem de yalnız burada küba&#8217;da değil. bunun tersi söylense ve bazıları buna inansa da, tanımış olduğumuz kapitalizm ve içinde büyüdüğümüz, acı çektiğimiz çevreye benzer hayat biçimleri tüm dünyada yıkılıp gitmektedir.</p>
<p>tekeller perişanlık içinde, kolektif bilim günden güne yeni ve önemli zaferler kazanıyor. amerika&#8217;da, afrika ve asya gibi boyunduruk altındaki başka kıtalarda uzun zaman önce başlamış olan bir kurtuluş hareketinin öncüsü olmak onuru ve görevi bize düştü. bu derin toplumsal değişme insanların zihin yapısında da köklü dönüşümler gerektiriyor.</p>
<p>bir toplumsal çevre içinde bulunan bir kimsenin tek başına eylemi anlamındaki bireycilik ortadan kaybolmalıdır. yarın, bireycilik, bireyin ortaklaşacılığın mutlak çıkarma tam anlamıyla kullanılması olacaktır. fakat bu bugünden anlaşılabilse de, söylediklerim anlaşılsa da, herkes biraz bugünü, geçmişi ve geleceğin nasıl olması gerektiğini düşünmeye hazır olsa da, düşünme tarzım değiştirmek için büyük iç dönüşümler geçirmesi ve özellikle toplumsal alanda köklü dış dönüşümlere tanık olması gerekecektir.</p>
<p>küba&#8217;da bu dönüşümler oluşmaktadır. bu devrimi tanımanın, halkın içinde ta derinlerde bulunan ve o denli uzun zamandır uyutulmuş olan güçleri keşfetmeyi öğrenmenin bir yolu da, küba&#8217;yı, kooperatifleri ve yaratılmakta olan çalışma merkezlerini ziyaret etmektir. tıp sorununun can damarına ulaşmanın yollarından biri ise, yalnızca kooperatifleri ve çalışma merkezlerini oluşturan insanları ziyaret etmek değil, onların çektikleri hastalıkları da araştırmak, neden acı çektiklerini öğrenmek, yıllar boyunca ve kalıtsal olarak yüzyıllardır süren tam bir baskı ve boyunduruk döneminden kalan yoksunluklarının neler olduğunu görmektir.</p>
<p>doktor ve tıp emekçisi, kitle içinde, kolektivite içindeki insanın oluşturduğu yeni çalışmasının can damarına gitmelidir.</p>
<p>doktor daima, dünyada ne olursa olsun, çok önemli ve toplumsal ilişkiler içinde sorumluluğu çok büyük bir görev sahibidir, çünkü hastaya çok yakındır, yapısını bütün derinliğiyle çok iyi bilir, acıya yaklaşan ve onu yatıştıran kişiyi temsil eder.</p>
<p>birkaç ay önce, havana&#8217;da öğrenimini bitirmiş ve diplomalarım almış olan bir grup öğrenci, doktor olarak kırsal bölgelere çalışmaya gitmeyi reddettiler. oraya gitmek için bazı avantajlar istiyorlardı. geçmişin görüş açısından bakarsak, bunun böyle olması akla uygundur, bunu çok iyi anladığımı sanıyorum. birkaç yıl önce benim ne olduğumu ve ne düşündüğümü hatırlamam yeter. bu başkaldıran gladyatörün, kendine daha iyi bir gelecek, daha iyi iş koşullan sağlamak ve kendisine ihtiyaç duyulduğu gerçeğini değerlendirmek isteyen yalnız bir savaşçının durumudur.</p>
<p>peki, bunlar aileleri öğrenim yıllarının çoğunun giderlerini karşılayabilmiş dokuz genç olmayıp da, mucize eseri olarak yüksek öğrenimini bitirebilmiş, amfilerde ders görebilmiş 200-300 köylü olsaydı durum ne olacaktı? işte bu köylüler, bütün heyecanlarıyla kardeşlerine yardım etmeye koşacaklar, onlara sağlanan öğrenim yıllarının boşa gitmediğini kanıtlamak için en çok çalışma ve sorumluluk isteyen görevlere talip olacaklardı. böylelikle, altı &#8211; yedi yıl sonra, işçi ve köylü sınıfının oğullan olan yeni öğrenciler hangi tür meslekte olursa olsun unvanlarını kazandıklarında meydana gelecek olan durumu şimdiden görecektik. fakat geleceğe kaderci bir gözle bakmamalı, insanları işçi ya da köylü sınıfının çocukları ve karşı &#8211; devrimciler olarak bölmemelidir; bu basitliktir ve gerçek bu değildir. çünkü bir insanı devrimin içinde yaşamak kadar hiçbir şey eğitmez. çünkü içimizden hiçbirinin, granma grubuyla ilk gelenlerden ve sierra maestra&#8217;da yerleşip işçiler ve köylülerle yaşayarak onlara saygı duymayı öğrenenlerden hiçbirinin işçi ya da köylü geçmişi yoktu. tabii ki, aramızda çalışmak zorunda kalmış olan ve çocukluğunda bazı güçlükler çekmiş olanlar eksik değildi. fakat hiçbirimiz açlığı, gerçekten açlık denilebilecek şeyi görmemiştik, bunu sierra maestra&#8217;da geçirdiğimiz uzun yıllar sırasında geçici olarak öğrendik. bundan sonra, birçok şey apaçık olarak gözlerimizin önüne serildi. başlangıçta zengin bir köylüye ya da hatta bir büyük toprak sahibine ait herhangi bir şeye dokunanları şiddetle cezalandıran bizler, günün birinde 10.000 kesimlik hayvan ele geçirip köylülere teslim ettik ve bunları yemelerini söyledik. köylüler, yıllardan ve yıllardan beri ilk defa, bazıları ise hayatlarında ilk defa öküz eti yemiş oldular.</p>
<p>10.000 öküzün pek kutsal mülkiyetine karşı duyduğumuz saygı silahlı savaş sırasında kayboldu, tek bir insan hayatının dünyanın en zengin adamının tüm mülklerinden binlerce kez daha değerli olduğunu gayet iyi anlamıştık. işçi ya da köylü sınıfının çocukları olmayan bizler bunu işte orada öğrendik. niçin yok yere ayrıcalıklı olduğumuzu ve küba&#8217;da geri kalan insanların aynı şeyi öğrenemeyeceğini söyleyelim? elbette ki bunu öğrenebilirler ve üstelik de bugün, devrim, insanın, yakınında bulunanlara yardım etmekten duyduğu gururun yüksek bir ücretten çok daha önemli olduğunu, halkın minnet ve şükranının biriktirilebilecek bütün paralardan çok daha tayin edici ve uzun süreli olduğunu, her doktorun eylemi yarıçapı içinde bu değerli hazineyi, yani halkın şükranını elde etmesi gerektiğini anlamasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>öyleyse, önce eski görüşlerimizi silmeli ve giderek daha büyük bir eleştiri ruhuyla halka daha çok yaklaşmalıyız. eskiden yaklaştığımız gibi değil, çünkü hepiniz şöyle diyebilirsiniz: &#8220;yoo, ben de halkın dostuyum. işçilerle, köylülerle konuşmayı çok severim, her pazar falan yere, filan şeyi görmeye giderim. bunu herkes yapar, fakat bugün yapmak zorunda olduğumuz yardımseverlik dayanışma şeklinde olmalıdır. halka şunu demek için yaklaşmamalıyız: &#8220;işte geldik, sana yardımcı olacağız, bilimimiz sayesinde seni eğiteceğiz, sana yanlışlarını, kültürsüzlüğünü, bilgisizliğini göstereceğiz.&#8221; biz halka bir araştırıcı ruhuyla, alçak gönüllülükle gitmeli halkın büyük bilgelik kaynağından feyiz almalıyız.</p>
<p>çoğu kez, ne derece yanılmış olduğumuzu, basma¬kalıp düşüncelerimizin sonunda kendimizden birer parça ve refleksler halini almış olduğunun farkına varacağız.</p>
<p>çoğu kez, yalnız genel, toplumsal ve felsefi görüşlerimizi değil, tıp konusundaki görüşlerimizi bile baştan aşağı değiştirmemiz gerekecektir. hastaların her zaman büyük şehirlerdeki hastanelerde herhangi bir hastalığın tedavi edildiği gibi tedavi edilemeyeceğini anlayacağız; doktorun aynı zamanda nasıl bir tarımcı olması da gerektiğini, nasıl yeni besin bitkileri ekmeyi öğrenmesi, kırsal bölgelerdeki çok sınırlı olan, potansiyel bakımından dünyanın en zengin tarım bölgelerinden biri olduğu halde bu ülkede öylesine fakir olan besinleri çeşitlendirmeyi öğrenmesi gerektiğini göreceğiz. o zaman, bu koşullarda, biraz eğitimci ve hatta büyük ölçüde eğitimci ve politikacı da olmamız lazım geldiğini, en başta yapmamız gereken şeyin, bağıra çağıra bilimimizi ilan etmek değil, halkın içinde eğitileceğimizi, yeni bir küba inşa etmek gibi büyük ve güzel bir deneyi gerçekleştireceğimizi kanıtlamak olduğunu göreceğiz.</p>
<p>şimdiden çok ilerlemiş durumdayız. 1 ocak 1959’la bugün arasındaki uzaklığı basit bir biçimde ölçmemize olanak yoktur. uzun zamandan beri, halkın çoğunluğu, sadece bir diktatörün değil, tümüyle bir sistemin yıkıldığını kabul ediyor. şimdi, zaten çözülmekte olan bir sistemin geride kalan yıkıntıları üzerinde, halkın mutlak mutluluğunu yaratacak olan yeni bir sistemin kurulmasının zorunlu olduğunu halk artık anlamalıdır.</p>
<p>geçen yılın ilk aylarında, yoldaş guillen&#8217;in, arjantin&#8217;e gittiği zamanlan hatırlıyorum. bugün olduğu gibi, o sırada da büyük bir şairdi. şiirleri yeni bir yabancı dile çevrilecekti, çünkü her gün, şimdi olduğu gibi, o vakitlerde de dünyanın bütün dillerini konuşan yeni okuyucular kazanmaktaydı, fakat guillen için halkın destanı olan şiirlerini okumak güçtü, çünkü devrimin ilk yılı, yeni bir dönemin başladığı ve ön yargıların egemen olduğu bir zamandı. o sıralarda, hiç kimse şair guillen&#8217;in olağanüstü sanatçı yeteneğini tümüyle halkın ve halkın davasının hizmetine adadığını fark edemiyordu. insanlar, onun küba&#8217;nın şanı, şerefi olduğunu anlayamıyorlar, yalnızca onun tabu olan bir partinin temsilcisi olduğunu biliyorlardı. şimdi bütün bunlar uzakta kalmıştır, ülkemizin bazı içyapıları konusunda düşünce tarzları arasında bölünme olamayacağını, üzerinde anlaşmamız gereken şeyin ortak bir düşmanımız olup olmadığı ve ortak bir amaca ulaşmayı deneyip denemediğimiz olduğunu anlamamız gereklidir. ortak bir düşmanımız olduğunu hepimiz biliyoruz ve hepimiz kesinlikle bu kanıdayız. artık hiç kimse apaçık biçimde: &#8220;bizim ve bütün amerika&#8217;nın en büyük düşmanı amerika birleşik devletlerinin tekelci hükümetidir.&#8221; derken kendisini birinin, bir yabancının dinleyip dinlemediğini, civarda elçiliğin ajanı bulunup bulunmadığını kontrol etmek için etrafına bakınmıyor. herkes düşmanın bu olduğunu bildiğine ve bu düşmana karşı mücadele eden herhangi bir kimsenin bizimle ortak bir yönü bulunduğunu anlamaya başladığına göre, ortaya yeni bir sorun çıkmaktadır. burası, yani küba için amaçlar nelerdir? biz ne istiyoruz? halkın mutluluğunu istiyor muyuz, istemiyor muyuz? burada herhangi bir iç ya da dış tedbir almak söz konusu olduğunda dünyanın büyük devletlerinden hiçbirinin elçiliğine başvurmak zorunda kalmaksızın, hiçbir savaşçı bloğa ait olmaksızın, özgür ülkeler arasında özgür bir ülke olmak için mücadele ediyor muyuz, etmiyor muyuz? hiçbir şeyi olmayanlara bir şeyler vermek için fazlasına sahip olanların elinden zenginlikleri alıp yeniden dağıtmayı düşünüyorsak, yaratma çabasını, bütün sevinçlerimizin günlük dinamizm kaynağı haline getirmeyi düşünüyorsak dayandığımız bir neden vardır. aynı amaçlara sahip olanlar bizim dostumuzdur. bütün bunlar arasında, dostumuz olan kimse başka düşüncelere sahipse, şu ya da bu örgüte aitse, bunlar önemsiz tartışma konulandır. büyük tehlike, büyük gerginlik ve yaratıcılık anlarında, ancak büyük düşmanların ve büyük amaçların önemi vardır. amaçlar konusunda anlaşmışsak, nereye gittiğimizi şimdiden kesinlikle biliyorsak, canı isteyen beğenmesin, biz yine de işe koyulmak zorundayız.</p>
<p>devrimin olabilmesi için önce devrimci olmakla başlamak gerektiğini daha önce söylemiştim. devrimse vardır. uğrunda çalışmayı amaç edineceğimiz halkı da tanımak gerekir, onu henüz yeterince iyi tanımadığımızı sanıyorum, bu yolda henüz aşmamız gereken oldukça büyük bir uzaklık bulunduğunu düşünüyorum. halkın tanınmasında ilerlememizi sağlayan yolların neler olduğu bana sorulursa, yalnız ülkenin içlerine değil kooperatiflere de gitmek ve orada çalışmak gerekir derim -bunu herkes yapabilir, bir tıp emekçisinin çok önemli olduğu pek çok yerler vardır-, bu durumda küba halkının dayanışmasının en belli başlı alametlerinden birinin devrimci milisler olduğunu, milislerin bugün hekime yeni bir işlev kazandırdığını ve daha yakın bir geçmişte acı, hatta feci bir gerçek olan şeye, yani kısa bir süre önce az daha büyük çapta bir silahlı saldırının avı, ya da en azından kurbanları olabileceğimiz gerçeğini kabule hazırlar.</p>
<p>böyle bir devrimci milis askeri görevini üslenen hekimin, yine hekim olarak kalması gerektiğini de ısrarla belirtelim. bizim sierra&#8217;da işlediğimiz hataya -eğer buna hata denilebilirse- düşülmemelidir. tüm hekim yoldaşlar bu yanlışın ne olduğunu bilirler, her halükârda bir yaralı ya da hastanın başucun-da beklemek bize şerefsizlik gibi görünüyor ve ne pahasına olursa olsun tüfeğe sarılmaya ve ne yapmak gerektiğini savaş alanında göstermeye çalışıyorduk.</p>
<p>şimdi koşullar farklıdır ve ülkeyi savunmak için oluşan yeni ordular farklı bir tekniğe sahip olmak zorundadırlar; yeni ordu tekniğinde hekimin yeri çok önemli olacaktır, hekim olarak kalmaya devam edecektir çünkü bu en güzel görevlerden biridir, savaşta daha da büyük bir önem kazanmaktadır. bu yalnız hekimler için değil, hasta bakıcılar, laborantlar ve kendini bu derece insanca bir çalışmaya adamış olan herkes için böyledir. fakat tehlikenin geçmeyip gizliden gizliye devam ettiğini bilmekle ve atmosferde hâlâ varlığı sezilen saldırıyı püskürtmeye hazırlanmakla birlikte, bunu düşünmeyi de bir yana bırakmalıyız çünkü savaş hazırlığını uğraşıla¬rımızın merkezi yaparsak istediklerimizi kuramayız ve kendimizi yaratıcı bir çalışmaya adayamayız.</p>
<p>bir savaş eylemine hazırlanmak için harcanan bütün emekler, yatırılan bütün sermayeler, yitirilmiş emek ve paralardır. ne yazık ki, bunu yapmak gereklidir çünkü hazırlanan başkaları vardır, fakat şerefli bir asker olarak bütün namusumla sizi temin ederim ki ulusal banka&#8217;nın kasalarından çıktığını görmekle en büyük üzüntü duyduğum para, yıkıcı bir ordunun kuruluşuna harcanacak olan paradır. bununla birlikte, milislerin barışçı bir rolü vardır, milisler, meskûn merkezlerde halkı birleştiren ve tanınmasını sağlayan bir silah olmalıdırlar. burada, yoldaşlarımın bana anlattığına göre hekim milisleri arasında olduğu gibi, son derece büyük bir dayanışma olmalıdır. tüm küba&#8217;da, bütün tehlike anlarında, ihtiyacı olan herkesin sorunlarını çözmeye derhal gidilmelidir.</p>
<p>bu, aynı zamanda, birbirini tanımanın, kardeşçe ve üniforma altında tam bir eşitlik içinde, küba&#8217;nın tüm toplumsal sınıflarına ait insanlarla birlik olarak, beraber yaşamanın yoludur. biz tıp emekçileri -uzun zamandır unuttuğum bu unvanı kullanmama izin veriniz-, eğer bu yeni dayanışma silahını kullanırsak amaçlarımızı bilirsek, düşmanlarımızı tanır ve hangi yöne gideceğimizi saptarsak, geriye aşılacak yolun günlük bölümlerini bilmekten başka bir şey kalmaz. bu bölümleri ise bize kimse öğretemez, bu bölümler her bireyin aşacağı kendi yoludur, onun her gün yapacağı iştir, bireysel deneyiyle elde edeceği üründür, halkın refahına kendini adarken mesleki çalışmalarında kendinden verebilecekleridir.</p>
<p>adalete doğru yol almak için tüm elemanlara sahip olduğumuza göre, bugün pratik çalışmalarımda yararlanmadığım, fakat daima uygulanması gereken, marti&#8217;nin &#8220;söylemenin en iyi biçimi, yapmaktır.&#8221; şeklindeki sözünü hatırlayalım ve küba&#8217;nın geleceğine doğru ilerleyelim.</p>
<h2>7. uluslararası gönüllü emekçi müfrezelerine veda söylevi</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“30 eylül 1960”</em></p>
<p>küba devrimine dayanışma mesajı iletmek için sierra maestra sıradağlarına kadar gelmiş olan kübalı ve tüm dünya ülkelerinden yoldaşlar, bugün bir sevinç günü, gençliğin bayramıdır, fakat aynı zamanda kederli bir gün, ayrılma günüdür de.</p>
<p>bugün, buraya dünyanın her köşesinden küba devrimi için çalışmaya, bu devrimi ve küba halkını tanımaya gelen yoldaşlara veda etme günüdür. onlar, yetenekleri elverdiği ölçüde, gençliğe özgü tüm coşkuları ve tüm devrimci heyecanlarıyla çalıştılar, ayrıca bugün daha yeni kazandıkları haklan savunmak için savaşan, bu haklan korumak ve yeni kazanımlara doğru ilerlemeyi sürdürmek için ölmeye hazır bir kitle oluşturan milyonlarca insandan meydana gelen, .fakat herhangi başka bir halktan farklı olmayan halkımızı tanımayı da öğrendiklerini sanıyorum.</p>
<p>çeşitli ülkelerden gelen tüm yoldaşlara bir devrimin ne olduğunu açıklamaya çalışmak ve onları sanki dünyada tekmiş gibi bizim örneğimizi izlemeye zorlamak, kendi açımızdan yanlış olur. burada devrim yapmaya girişen ve buna kararlılıkla sürdüren bir halk söz konusudur, yoksa bunun ne daha fazlası ne de azı. dünyada pek çok kimse, kübalıların bildiği gibi, devrim yapmaya girişmenin ne demek olduğunu artık bilmektedir ve bir halkın, gelişimini engelleyen kösteklerden kurtulmayı başardığında elde ettiği harikulade sonuçlan da görmüştür.</p>
<p>fakat ne yazık ki, amerika&#8217;da ve tüm dünyada, halklarının devrim yapmaya giriştiğini görememiş olan pek çok yoldaşımız da vardır. herhangi bir başka ülkeden daha fazla sömürgeleştirilmiş, daha fazla sömürülmüş olmayan, bununla birlikte, umutsuzluğu içerisinde, zincirlerini kıracak olan mücadeleye atılmak için gerekli gücü bulan küba&#8217;nın bunu başarmasını sağlayan tarihi olayı şu anda açıklamaya belki de olanak yoktur. amerika&#8217;nın ilk kesin kurtuluş narasının niçin ille de küba&#8217;da atıldığını bilinen tüm teorilerin yardımıyla bile olsa açıklamak gerçekten çok güçtür. böyle bir şey yapmaya niyetimiz de yok. bu küba örneğinin halkın özlemlerini gerçekleştirmenin tek yolu olduğunu, özgürlük ve ekonomik refah demek olan gerçek mutluluğa ulaşmak için tek kesin mücadele aracı olduğunu da iddia etmiyoruz. burada yaptığımız şeylerin çoğu, sözüm ona ileri sürüldüğü gibi &#8220;az-gelişmiş&#8221; değil, ezilmiş, sömürgeleştirilmiş ya da yan-sömürgeleştirilmiş olan ülkelerin hemen hemen tümünde yapılabilir. çünkü biz de az-gelişmiş değiliz. sadece iyi gelişememiş bir ülkeyiz, bunun nedeni emperyalizmin uzun zamandan beri hammadde kaynaklarımızı işgal etmesi ve onları kendi ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirmeye gayret etmesidir.</p>
<p>birçok örnek vermenin yararı yok. küba&#8217;nın şekeri, meksika&#8217;nın pamuğu, venezuela&#8217;nın petrolü, bolivya&#8217;nın kalayı, şili&#8217;nin bakın, arjantin&#8217;in kesimlik hayvanları ve buğdayı, brezilyanın kahvesi için bunun böyle olduğunu biliyorsunuz. hepimiz bir ortak paydaya sahibiz, bizler tek yönlü üretim ülkeleriyiz, ayrıca tek pazar ülkeleri olarak da bir ortak paydamız var.</p>
<p>biliyoruz ki, özgürlük yolunda, her şeyden önce tek pazar olmaya karşı, daha sonra ise tek yönlü üretim yapmaya karşı mücadele etmek gereklidir ve dış ticaret gibi, içteki üretimi de çeşitlendirmek zorundayız. buraya kadar her şey çok basit. sorun, bunun nasıl ele alınacağıdır. parlamenter yola mı başvurulacak, yoksa kısmen parlamenter yoldan, kısmen de silahlı yoldan mı gidilecektir? bunu bilemiyorum ve böyle bir soruya kesinlikle cevap veremem. söyleyebileceğim tek şey, küba koşullarında, emperyalist baskı ve içteki kuklaların zorbalığı altında, halk için silahlı yoldan başka kurtuluş çaresi bulamadığımızdır.</p>
<p>tekniğe gömülmüş kimseler arasından, bize örneğin bir tarım reformuna girişmek için gerekli sermayenin ne kadar olduğunu soranlar çıkarsa, onlara hiçbir sermaye gerekmediği, tek sermayenin, haklarının bilincinde olan silahlı halk olduğu şeklinde cevap veririz. biz burada, küba&#8217;da yalnızca bu sermaye ile geniş bir tarım reformunu gerçekleştirmeyi başardık ve sanayileşme yolunda ileriye doğru yol almaya devam edebildik.</p>
<p>elbette ki, halkın tüm çabasını böylesine basit bir formülle özetlemek güçtür, çünkü çok kana ve acıya mal olan bir mücadele söz konusudur, dünyanın egemen güçleri ise bu mücadelenin daha da çok kanla ve acıyla sürmesi için uğraşmaktadırlar. bu nedenle, bu tüfeklerin ve halkı tümüyle kesin amaçları doğrultusuna yönelen bu yegâne sesin etrafında kararlı ve uzlaşmaz biçimde birleşmiş olarak kalmak, bölücülük tohumları ekmeye çabalayanlara engel olmak gereklidir, çünkü martin ferrero&#8217;nun dediği gibi, eğer kardeşler aralarında dövüşürlerse, yabancılar onları parçalar. egemen güçlerse, şairin halk edebiyatından aldığı bu vecizeyi ve yönetmek için bölmek gerektiğini çok iyi bilirler. hâkim güç, bizi kahve, bakır, petrol, kalay, şeker üreticileri olarak bölmüş ve ülkelerimizi birer birer daha kolaylıkla bozguna uğratabilmek için sürekli olarak fiyatları düşürerek, tek bir ülkedeki pazar için mücadele eden ülkeler olarak birbirimizden koparmıştır.</p>
<p>demek oluyor ki, bir halka uyan vecize, kaderi belirlenmemiş olan başka halklara da uyabilmektedir. hepimiz birleşmeliyiz, tüm dünya ülkeleri, özgürlük, ekonomik refah, artık çözümlenmemiş hiçbir sorun olmadığı duygusu gibi en kutsal hakları elde etmek uğruna birleşmeli ve günlük, heyecanlı ve yaratıcı çalışma sayesinde, kimse yolumuza engel çıkarmadan hedeflerimize ulaşabileceğimizi bilmelidir. fakat egemen güçler hazırdır ve onlar hepimizi sömürdüğü için tümünü iyi tanırsınız, bu egemen güçleri, bu ülkelerde doğan yoldaşlar da çok iyi bilirler; çünkü canavarın bağrında yaşamış, insanlığa inanç duyulduğu zaman bu koşullarda yaşamanın ne denli korkunç olduğunu öğrenmişlerdir. barışı seven, oysaki bugün istedikleri gibi olmayı bile başaramamış olmalarına rağmen atomik üslerle çevrildiklerini gören bu ülkeler egemen gücün ne olduğunu çok iyi anlamışlardır.</p>
<p>bütün bunları biliyoruz, öyleyse, ortak görevimiz birleşmektir, bizi ayırmak, el ele tutuşmamızı önlemek isteyen hükümetlerin üstünde ve biraz önce söylediğimiz gibi yalnız gençler olarak değil, insanlığı tehdit eden savaşların en korkuncunu önlemek ve halkın özlemlerini gerçekleştirmek amacına ulaşmak için tek bir iradeler huzmesi şeklinde, olgun, yaşlı ve genç insanlar olarak birleşmeliyiz. fakat, bütün bunları bilen halklar -çünkü halklar cahil değildir- birleşmeyi gerçekleştirmek istediklerinde, içimizden çoğunun başına gelen olay ortaya çıkar, bu, satılmış hükümetleri olan tüm ülkelerin, ezilenleri zindanlara atmak için uyguladıkları baskıdır; bu gibi hükümetlere göre, örnek olarak burada hazır bulunan sizleri alacak olursak, özgür bir ülkede öğrenilenleri unutturmak için ve en pısırıkların şan ve şeref yolunu izlemeye cesaret edememesi için her şeyi yapmak mubahtır. amerika ülkelerinden bizi ziyarete gelenler çoğu kez bu durumla karşılaşmış ve ne yazık ki bu gibi haller tekrar meydana gelecektir. içinizden çoğu güçlüklerle karşılaşacak, içinizden birçoğuna karşı zavallılarmışsınız gibi, köpek soyu sefil insanlarmışsınız gibi, yabancı ezici güçlerin müttefiki imişsiniz gibi davranılacak, iddia edildiği gibi, demokrasiyi ve batı tarzındaki hayatı yıkmayı amaçlayan en büyük belalılarla işbirliği yapmak la suçlanacaksınız. bu batı tarzındaki hayat, burada, mücadele halinde bulunan cezayir halkı, doğduğunu göremedikleri bir mutluluğa erişmek uğruna çarpışan ve ölen tüm ezilenler tarafından temsil edilmektedir.</p>
<p>bu nedenle aşılacak yol kolay değildir. hatta bu yol, bizler gibi ilk engeli aşan ve halkı hükümete getirenler için bile zor olacaktır, önümüzde çok güç bir aşama daha vardır, bu aşamada sahte demokrasiler halkı giderek daha çok ezecek ve halk, öfkesinin ve kininin, silahlara sarılan ve iktidarı ele geçiren bir insan seli halini alıncaya dek büyüdüğünü duyacaktır. diyebiliriz ki, insanlığın bugünkü koşullarında, sömürge ve yan sömürge ülkeler ve başka egemen güçlerin kuklası olan hükümetlerin boyunduruğu altında bulunanlar, er geç halkın temsilcilerini hükümete getirmek için silaha sarılmak zorunda kalacaklar ve bu alanda tüm amerika, tüm afrika, tüm asya birleşecektir. amerika, afrika, asya ve avrupa tek bir mutlu dünya oluşturacaktır. çok şeyler göreceksiniz. küba&#8217;da uykuya yatırılan emperyalizmin halkın naralarıyla uyandığını, uluslararası polis denilen ve anti-komünist mücadelede yönetimi en tecrübeli olanlara verilen bir gücün nasıl yaratıldığım göreceksiniz. bu anti¬komünist mücadele, bizim amerikan örneğimizde, amerika birleşik devletleri&#8217;nde, silahlanma ya da daha doğrusu amerikalı kardeşlerimize silah verilmesi ve onların başkaldıran bir halka karşı, bugün, o.e.a. denilen şu alçaklık simgesinin sultasında savaşa itilmesi biçiminde yapılmaktadır.</p>
<p>amerika&#8217;da bunu göreceğiz, hem de az bir zaman sonra. o zaman, niçin halkın isyan ettiği ve orduların niçin oluşturulduğu anlaşılacaktır. fakat tarih akışını sürdürür ve bizler, ya da biz bu mücadelede düşersek, yoldaşlarımız ve bugünkü kuşak halkların bu mücadelede nasıl dünyanın en barbar devleti tarafından donatılan orduları geride bıraktığını ve emperyalizmi tamamıyla devirdiğini göreceğiz. biz ve kuşağımız, en büyük acılara, en olağanüstü yoksunluklara katlanmamız gerekse de, düşman çılgınlığı içinde, sonunu yakınlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak bir savaş çıkartmaya kalkışsa da kesinlikle kurtulan dünyayı göreceğiz. fakat eğer bir halk bağımsızlığına bu mücadeleden geçmeksizin ya da aşamaları kısaltarak ulaşabilirse; bizden, halkı birleştirme ve tüfeklerle halkın oluşturduğu sermaye yardımıyla toplumsal reformları örgütleme aşamasına nasıl girişileceğini sorarsa, halkı eğitmenin çok önemli olduğu ve halkların harikulade bir hızla eğitilebildiği cevabını veririz.</p>
<p>küba devrimi gibi olaylarla dolu zengin bir deneyi yaşama şansına sahip olan bizler, halkın günden güne nasıl en geniş bilgileri kazandığını, en büyük devrimci inancı ve devrimci bilinci edindiğini görmekle, duygulanıyoruz. bu durum, bugün bunu fark etmemizi sağlayan şu basit örnekle daha iyi anlaşılır. burada, kardeş ülkelerden gelen tüm temsilci heyetleri hararetle alkışlandı, fakat aralarından üçü özellikle alkış topladı, çünkü onların özel bir durumu vardı: bunlardan birincisi, amerika birleşik devletleri halkının temsilci heyetiydi, bu heyeti hiçbir zaman amerika birleşik devletleri hükümetiyle karıştırmamalıdır. bu, ırk düşmanlığı gütmeyen, bir bireyle bir diğeri arasında ten rengi, din ya da ekonomik koşullar nedeniyle fark gözetmeyen bir halk temsilcileri heyetidir. onun anti-tezini diğer bütün heyetlerden daha iyi temsil eden çin halk cumhuriyeti heyeti de hararetle alkışlandı. hükümetleri amansız bir mücadele içinde olan diğer iki halk da alkışlandı, bu hükümetlerden birinin ardında bütün bir halk vardır, diğeri ise o hükümete karşı savaşan halkım aldatmaktadır: bu halklardan birinin temsilcisi olan cezayir heyeti, candan yürekten alkışlandı, cezayir halkı bugün tarihinin yeni, harikulade bir sayfasını yazmaktadır, bizim dağlarda yapmak zorunda kaldığımız gibi bir mücadele içindeler, fakat bu savaşı, ne denli barbar olursa olsun yine de bazı şeylere saygısı olan kendi öz çocuklarının ülkenin topraklarını işgaline karşı değil, ırk düşmanlığı ve savaş felsefesiyle, katliam içinde eğitilen yabancı bir ülkenin askeri birliklerinin istilasına karşı yürütüyorlar. bununla birlikte, yine ülkesinin hükümetini temsil etmeyen fransız halkının heyeti de cömertçe alkışlandı. o halde, şu soruyu ortaya koyuyoruz: neyi alkışlayıp, neyi alkışlamayacağını o denli iyi bilen, politik kökeni gayet iyi ayırt edebilen, şu sıralarda, örneğin küba delegasyonunun birleşmiş milletlerde, lafta kalan saldırıları bir yana bırakalım, fiili saldırılara kadar varan sert bir baskının kışkırttığı vahşice kin ve nefret gösterileriyle karşılaştığı bir dönemde bile, hükümetlerle halklar arasındaki farkı mükemmel biçimde anlayan bir halk, devrim yapmış olduğu için mi bu özellikleri taşımaktadır? bu halk devrimin ta içinde yaşadığı için bu özellikleri taşımaktadır. bu halk, küba devriminin birkaç aylık yaşamı sırasında, devrimci hak davalarının deneyi sayesinde, burada dile getirdiği ve siz yabancı temsilcilerin, bu adada görebildiğiniz elinizle dokunmuşçasına hissettiğiniz her şeyi öğrendi.</p>
<p>o halde, konumuzu başka deyimlerle anlatmaya çalışalım ve bir halkı eğitmek için en iyi yolun, devrime girişmek olduğunu belirtelim. hiçbir zaman, halkı yalnızca eğitim sayesinde ve tepesine binmiş zorba bir hükümet bulunduğu halde, haklarını elde etmesi için eğitmeye kalkışmayınız. ona her şeyden önce, haklarını elde etmesini öğretiniz; bu halk, hükümete geçtiğinde kendisine bütün öğretilenleri ve daha da fazlasını hiçbir çabaya gerek kalmaksızın öğrenecektir.</p>
<p>halkın tamamlayıcı bir parçası ve devrimci bir hükümet olarak, bu yönetici makamlarından halka daima sorular sorarak; fildişi kulesine çekilen ve halkı bir takım hazır kalıplara göre yönetmek sevdasında olan bir hükümet başarısızlığa mahkûm olduğundan, tuttuğu yol onu zorbalığa götürdüğünden kendimizi hiçbir zaman halktan koparmaksızın bu bilgileri biz de öğrendik. halk ve hükümet daima bir ve aynı şey olmalıdır, sizler, amerikalı ve bizi ziyaret eden henüz bağımsızlığını elde edememiş sömürge ülkelerin evlatları yoldaşlarımız, halkı yönetmek için kitap okumayı bilmeye gerek olmadığını iyice kafanıza yerleştiriniz. kitap okuma biliniyorsa, daha da iyi. fakat halkı yönetmek için, halka tercüman olmayı bilmek lâzımdır, ne eğitimin ne de bugün bizi halktan ayıran engellerden herhangi birinin bizi halktan kopuk olarak yaşatmadığı bir durumda, ülke içinden halkın isteklerini dile getirmek daha kolaydır.</p>
<p>bu nedenle, biz işçilerden, köylülerden ve devrim den önce eğitim görmüş kimselerden oluşan bir hükümete sahibiz, yalnız bu sonuncular, sayıca azdır ve bu mücadele içinde en çok şeyi öğrenmiş olanlardır.</p>
<p>gözlerinizin önünde bir örnek var: isyancı gençlik. pazar günü, joel iglesias&#8217;ı dinlediğinizde, bu komutanın sierra&#8217;ya on beş yaşındayken çıktığını, o sıralarda okuma-yazmayı pek az bildiğini, bugünse tüm gençliğe hitap edecek düzeye erişmiş olduğunu hatırlayınız. bunun nedeni, onun bir buçuk yılda bir filozof haline gelmiş olması değildir; hayır, o halka hitap edebilir, çünkü halkın ayrılmaz bir parçasıdır, sizin her gün neler duyduğunuzu bilir ve bunları dile getirebilir, size kadar ulaşmayı bilir.</p>
<p>bu hükümetlerin onun gibi insanlardan oluşması çok daha iyidir. bugün yöneticileri halkın içinde acı çekmiş, mücadele içinde eğitilmiş ve bugün halkla özdeşleşmiş olan hükümetleri kutlamamızın nedeni budur. dünyanın dört bir köşesinden buraya gelmiş olan yoldaşlarımız, bizi tanımaya ve bizimle çalışmaya geldiniz, fakat getirdiğiniz bütün bilgilerinize rağmen, daima yeni şeyler öğrenebilirsiniz, bunlar, bu deneyi yaşamamış olan bütün yoldaşlar için yenidir, çünkü tarihin bir parçasıdırlar ve tarih asla tekrarlanmaz. küba&#8217;da öğrenilecek pek çok şey vardır, bunların hepsi de iyi şeyler, her gün görülen, halkın heyecanını ve gayretkeşliğini kanıtlayan olaylar değildir; günün birinde yönetime geçtiğinizde yaptığımız hataları tekrarlamamanız, örgütlenmenin derhal halkın zaferine bağlanması gerektiğini öğrenmeniz, bu örgüt ne denli ileri düzeydeyse zaferin de o denli kolay olacağını bilmeniz için kötü örneklerden de ders çıkarabilirsiniz.</p>
<p>bir okul sitesi inşa etmek için geldiniz, fakat buraya vardığınızda henüz her şey örgütlenmiş değildi, site yapımı durdurulmuştu, bu yüzden sizler, buraya anı olarak bırakmak istediğiniz bu küçük insanca dayanışma anıtım bitiremediniz. ne yazık, bizler için en güzel bir saray inşa etmiş kadar olduğunuz halde, bu yine de örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnektir. devrimcinin gökten zembille inmiş ilahi bir varlık olduğunu, ortaya çıkan sorunları vahiy sayesinde derhal çözebileceğini sanmamalıdır. devrimci yorulmak bilmez bir emekçi olmalı, hem yorul-mamalı hem de düzenli olmalıdır; sizler, bizim yaptığımız gibi, mücadele içinde, darbeler altında öğrenmek yerine, bu örgütlenme deneyiyle devrimci mücadeleye şimdiden katılıyorsanız, ne mutlu devrimi uğruna savaşacağınız ülkeye. bu küba&#8217;da geçirdiğiniz günlerden ve bu kesin deneyden çıkarabileceğiniz bir derstir; çünkü bunu size olumlu tarzda sunamadık. fakat elbette ki, ülke ekonomisinin birçok dallarında bu yanlışa düşmüş değiliz. biz de, daha mücadelenin ilk anlarından başlayarak, örgütlenmek gerektiğini öğrendik ve bu nedenle devrimden ancak iki yıl sonra, iyi düzenlediğimiz ilk kalkınma planımızı hazırlayıp sunabiliyor ve halkın heyecan ve coşkusu sayesinde tümüyle hayata geçirebiliyoruz. bu, halkın tüm güçlerine çağrıda bulunmak iddiasında olan, gözü pek yükseklere dikilmiş bir plandır. tüm dünyanın onu anlaması, temellerini kavraması ve işe koyulması için, hep birlikte gerçekleştirilmelidir. bir kez daha, bir ekonomik kalkınma planına sahip olduğunu onur duyarak söyleyebilen ilk amerika ülkesi olacağız, üstelik de -en önemlisi de budur- bu plan gerçekleşecektir, o aşamaya kadar varmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. bu plana niçin ihtiyacımız vardı? bizim için de bu yeni bir şeydi, çünkü her zaman iyice anlayamadığımız şeyler üzerinde düşünmek zorunda idik. düşman ne yapmamızı ister; bunu yapmamızı niçin ister? bunu analiz etmemiz ve tam tersini yapmamız gereklidir. düşman plan yapmamızı, örgütlenmemizi, ekonomimizi devletleştirmemizi istemiyor ve bu uğurda var gücüyle mücadele ediyorsa, nedenini kendi kendimize sormalıyız. bunun sebebi, düşmanın, emekçi halkı, kapitalist üretimin anarşisi içinde köleleştirmesi ve ayrıca, insanın insan için kurt olduğu [<em>insanın insanın kurdu olduğu</em>], herkesin, tüm dünyanın birlikte ve örgütlü olarak mücadele etmesi halinde muazzam ve herkesin yararına çok daha büyük bir güç oluşturacağını bilmeksizin; birey olarak başkalarını geride bırakmak için, dirseğiyle, tekmeleriyle, kafa atarak mücadele etmeye çabalaması gerektiği zihniyetini yaratmasıdır.</p>
<p>kuşkusuz, daima seyirci durumunda kalan, günlük çalışmalara yabancı olan, bunlardan söz edildiğini duyduğunda kendini incinmiş hisseden, korkunç haykırışlarla karşılık veren, derhal pek kutsal özel mülkiyeti öne süren kimseler vardır. peki, bu özel mülkiyet -yani büyük tekeller; küçük sanayicileri ve tüccarları bir yana bırakalım- yalnızca gücümüzün değil, milliyetimizin ve kültürümüzün de yıkımından başka neydi ki? özel mülkiyetin, insanın insana karşı mücadelesinin en üst biçimi olan tekel, halkı bölen, sömüren ve yozlaştıran en muhteşem silahtır. en ucuz fakat en kötü kaliteden ya da yararsız ürünleri ortaya sürer, kültürünü bizde yabancı bir zihniyet yaratmak amacıyla, filimler, romanlar ya da çocuk masalları biçiminde satılığa çıkarır bu silah. çünkü onların stratejisi budur; bu strateji, kolektif çalışmanın karşısına bireysel çabaları çıkarır, her insanda bir parça bulunan ve onu diğerlerini aşmaya iten bencilliği pohpohlar. aynı zamanda, her insanda var olan ve o-nu başkalarından mükemmel olduğuna inandıran üstünlük kompleksini de okşar. böylece, tekel, insanlara en genç yaşlarından başlayarak, her birinin en üstün insan olduğu, herkese karşı mücadele etmek, bunda zafere ulaşmak ve sonunda bir sömürücü olmak gerektiği düşüncesini aşılar. kolektif çalışmanın köleleştirici bir şey olduğunu, sanki bütün halk yalnızca en akıllı ve en yeteneklilerden oluşuyormuş gibi, halk hemen hemen aynı çalışma yeteneklerine, fedakârlık ruhuna ve zekâya sahip irade ve gönüllerin oluşturduğu büyük bir kitle değilmiş gibi ortaklaşa emeğin en akıllı ve en yeteneklilerin yükselme¬sine engel olduğunu kanıtlamaya büyük bir özen gösterir. nerede bölünmemiş bir halk varsa, onu siyahlar ve beyazlar, yetenekliler ve yeteneksizler, okuryazarlar ve okuma yazması olmayanlar diye bölmeye çabalar, tek tek bireylere varana kadar tekrar tekrar böler, bireyi toplumun merkezi yapar.</p>
<p>elbette ki, bu bireylerin üstünde, kendileri de kolektif, fakat ancak sömürüde kolektif olan tekeller vardır. bizse, halka gücünün, kendisinin diğerlerinden daha iyi olduğunu sanmamaktan, sınırlarını, birlik ten aldığı kuvveti bilmekten, iki kişinin tek kişiden, on kişinin iki kişiden, yüz kişinin on kişiden ve altı milyonun yüz kişiden çok daha fazla şeyler yapabileceğine inanmaktan geldiğini kanıtlamalıyız.</p>
<p>yoldaşlar, dünyanın dört bir köşesinden gelen temsilciler olan sizlere, küba halkı adına teşekkür eder ve sizlerden çok şeyler öğrendiğimizi, bize silinmez bir anı bırakacağınızı bütün içtenliğimle söylemek isterim. biz de, sizlere unutulmaz bir anı bırakmak ister, yararlanılabilecek her şeyden yararlanılmasını, gerekli olan her yerde olayların nedeninin incelenmesini, teorilerin açıklanmasını, bunların özenle analizlenerek ihtiyaç duyulduğunda revizyondan geçirilmesini, tüm dünyada herkesin günün birinde mutlu olunup olunamayacağını kendi kendine sormasını ve bunun çaresini araştırmasını dileriz.</p>
<p>sizlere örnek olacağımız iddiasında değiliz, yalnızca size bu örneği sunuyoruz ve bunu bir tarihi olgu olarak cömertçe veriyoruz. eğer birisi yaptıklarımızdan, az da olsa dünya nüfusunun bir başka kesimini iyiye götürmeyi sağlayacak dersler çıkarırsa, bu bizi tatmin edecektir. fakat deneyimiz bu işe yaramasa bile, dünya yolculuklarımızdan birinde, bir yerlerde sizin dost ellerinizi yeniden sıkabilir ve size küba&#8217;da geçirdiğiniz bu iki ayı hatırlatabilirsek mutlu olacağız. yoldaşlar, sizleri minnettarlıkla hatırlayacağız. yeniden görüşebileceğimizi umut ederiz. sizi ülkemize, çalışmak, öğrenmek ya da sadece gezip görmek için istediğiniz kadar sık gelmeye davet ediyor, yakın da tekrar görüşmek üzere sizlere dostça allaha ısmarladık diyoruz.</p>
<h2>8. küba&#8217;da sosyalizm ve insan</h2>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="ernestocheguevara1" src="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg?w=510" alt="ernestocheguevara1"   /><em>“guevara, &#8220;küba&#8217;da insan ve sosyalizmin incelenmesi&#8221; üzerine notlarını bir mektup şeklinde, uruguay&#8217;da, montevideo&#8217;da çıkmakta olan haftalık, bağımsız, radikal marcha dergisinin yöneticisi carlos quijano&#8217;ya yazmıştır. bu mektup &#8220;havana 1965&#8243; tarihini taşır. marcha&#8217;daki yayına ek olarak, ayrıca bu mektup küba silahlı kuvvetleri&#8217;nin dergisi olan verde olivo tarafından da yayınlanmıştır. bu mektubun tümünün çevirisi aşağıdadır.”</em></p>
<p>geç kalmış olmama rağmen, bu notları afrika gezim sırasında tamamlıyorum ve bu şekilde sözümü yerine getireceğimi umuyorum. bunu da başlıkta belirtilen konuya değinerek yapmak isterim. uruguaylı okuyucuların dikkatini çekeceğini umarım.</p>
<p>sosyalizme karşı ideolojik mücadelede, kapitalist konuşmacıların ağzından düşmeyen çok yaygın bir iddia da, sosyalizmin ya da bizim içinde bulunduğumuz sosyalizmi kurma sürecinin, bireyin devlete itaatiyle karakterize edildiğidir. bu iddiayı, sadece teorik temellere dayanarak çürütmekle yetinmeyeceğim, küba&#8217;da var olan gerçekleri de ortaya koyacak ve sonra da genel yorumlar ekleyeceğim. devrimci kavgamızın, iktidarı ele geçirmeden önceki ve sonraki tarihini anlatmakla işe başlayacağım.</p>
<p>iyi bilindiği gibi, 1 ocak 1959&#8242;da doruğuna ulaşan devrimci kavgamızın başlangıç tarihi 26 temmuz 1953&#8242;dür.</p>
<p>o günün sabahında fidel castro&#8217;nun yönettiği bir grup devrimci, oriente eyaleti&#8217;ndeki moncada kışlalarına saldırdı. saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. bu başarısızlık büyük bir felâkete dönüştü. hayatta kalan devrimciler ise hapse atıldılar, fakat onların genel bir af ile serbest kalmalarından sonra devrimci kavga yeniden başladı.</p>
<p>sosyalizmin yalnızca tohumlarının mevcut olduğu bu devrede temel etken insandı. biz tüm güvenimizi bireysel, kendine özgü karakteristikleri, adı ve sanı olan kişilere bağladık. görev, yetenekleri ölçüsünde bu insanlara emanet edilmişti, başarıya ulaşması ya da başarısızlığa uğraması onlara bağlıydı.</p>
<p>daha sonra gerilla savaşı aşamasına geçildi. gerilla savaşı iki farklı unsurdan meydana geldi. birinci unsur, harekete geçirilmesi gereken fakat bilinçsiz, uyuyan kitlelerden oluşan halk, ikincisi onun öncüsü, hareketin motor gücü, devrimci bilincin ve militan ruhun jeneratörü olan gerillalar. işte bu öncü güç, zafer için gerekli öznel koşullan yaratan hızlandırıcı bir etkendi.</p>
<p>burada yine, düşüncemizin proleterleşmesi sürecinde ve alışkanlıklarımızda ve düşünce yapımızda meydana gelen devrimde, temel etken bireydi. devrimci güçler içinde üst rütbelere kadar ulaşan sierra maestra savaşçılarının her biri kendi olanaklarına göre önemli işler başarmışlardır. onlar bu rütbelerine bu temele dayanarak eriştiler. bu ilk kahramanlık devresiydi ve bu devrede onlar en ağır sorumluluklar, en büyük tehlikeler için çarpışmışlardır, onlar için bir görevi başarıyla tamamlamaktan başka tatmin edici hiçbir şey yoktu.</p>
<p>biz, devrimci eğitimi amaçlayan çalışmalarımızda, bu öğretici temel konuya sık sık döneceğiz. bizim savaşçılarımızın davranışlarında geleceğin insanını sezmek mümkündür.</p>
<p>devrim davasına kendini adama, tarihimizin başka dönemlerinde de görülür. ekim krizi süresince ve florida kasırgası günlerinde, bütün bir halkın ortaya koyduğu ender rastlanır fedakârlık ve olağanüstü çaba örnekleri gördük. bizim temel görevlerimizden birisi de, günlük yaşantımızda da bu kahramanca tutumu sürdürmek için ideolojik noktalardan harekete geçerek bir çözüm yolu bulmaktır.</p>
<p>ocak 1959&#8242;da, hilekâr burjuvazinin çeşitli temsil¬cilerinin de katılmasıyla devrimci hükümet kuruldu. temel güç etkeni olarak direnme ordusunun varlığı, iktidarın garantisini sağladı.</p>
<p>sonradan ciddi çelişkiler ortaya çıktı ve hızla gelişti. şubat 1959&#8242;da fidel castro başbakanlık göreviyle hükümetin yöneticiliğini üzerine almak istediği sırada, bu çelişkiler ilk kez alt edilmeye başlandı. bu süreç, aynı yılın temmuz&#8217;unda başkan urritia&#8217;nın yoğun kitle baskısı altında istifası ile had noktasına ulaştı.</p>
<p>işte o dönemde, küba devrim tarihinde, çok iyi bilinen özellikleri sistemli bir şekilde, her zaman varlığını hissettirecek olan bir güç ortaya çıktı. bu büyük güç, kitleydi.</p>
<p>bu çok yönlü etken ileri sürüldüğü gibi birbirine benzer, aynı tip birimlerin topluluğu ya da uysal bir koyun sürüsü gibi hareket eden bir yığın değildir ve ayrıca bu kitleler yukarıdan aldığı emirlerle işleyen bir sistem tarafından, böyle bir toplum tipi oluşturmaya zorlanmamıştır. bu toplumun, liderlerini ve temelde fidel castro&#8217;yu duraksamaksızın izlediği doğrudur. fakat fidel&#8217;in kazandığı güvenin derecesi, kesinlikle halkın arzu ve düşüncelerini tam ve doğru bir şekilde dile getirmesinin ve verdiği sözleri tutmak için harcadığı içten çabaların derecesine bağlıdır.</p>
<p>kitleler tarım reformuna ve devlet işletmelerini yönetmek gibi güç bir göreve katıldı, playa giron (domuzlar körfezi) deneyini kahramanca yaşadı, cia tarafından silahlandırılan çeşitli haydut çetelerine karşı savaş içinde çelikleşti; ekim krizi sırasında çağımızın en önemli kararlarından birine tanık oldu; bugünse sosyalizmi kurmak için çalışmaya devam ediyorlar.</p>
<p>yüzeyden bakılırsa, bireyin devlete göre ikinci derecede kaldığım, daha doğrusu bireyin devlete kesinlikle itaat ettiğini ileri sürenler haklı görünebilir. kitleler, eşsiz bir heyecan ve disiplinle hükümetin ortaya koyduğu ekonomik karakterli, kültürel, sportif görevleri ve savunma görevini yerine getirirler.</p>
<p>ilk adım genellikle fidel&#8217;den ya da devrim yüksek komutanlığından gelir ve onu kendilerininmiş gibi kabul eden halka açıklanır. bazı durumlarda ise parti ve hükümet, halka faydalı olabilecek yerel deneylerden de yararlanır ve aynı yöntemi uygular.</p>
<p>bununla birlikte devletin de bazen yanlışlık yaptığı olur. bu gibi bir yanlışlık yapıldığında, kitleleri oluşturan elemanların, yani bireylerin katkılarındaki azalmanın sonucu olarak, toplumun ortak coşku ve heyecanında da bir azalma olur. çalışma o derece felce uğramıştır ki, üretilenler son derece az miktardadır. yanlışların düzel¬tilmesi zamanı gelmiştir. 196 mart&#8217;ında anibal escalante tarafından partiye zorla kabul ettirilen sekter politikanın sonucu olarak böyle bir olay meydana gelmiştir.</p>
<p>görülüyor ki, bu mekanizma bir dizi akla uygun tedbirler bulup uygulamaya elverişli değildir. kitlelerle daha sağlam bağlar kurmak gereklidir ve bizler gelecek yıllarda bu bağlan geliştirmeliyiz. fakat hükümetin üst kademelerindeki kişisel inisiyatifleri göz önüne getirirsek biz şimdilik, karşılaştığımız büyük sorunlara karşı genel tepkileri öğrenirken hemen hemen yalnızca sezgi yöntemleri kullanıyoruz.</p>
<p>bu konuda fidel, büyük bir ustadır. onun kendisini halkla bütünleştirmede kullandığı kendine özgü yöntem, ancak onu eylem halinde görmekle takdir edilebilir. büyük kitle toplantılarında, kişi, titreşimleri yeni yeni notalar yaratan iki müzikal melodi arasındaki ahenge benzer bir duruma tanık olur. fidel ve kitle, bizim savaş ve zafer naralarımızla doruk noktasına varacak biçimde giderek güçlenen bir diyalog içinde birlikte heyecanlanmaya başlarlar.</p>
<p>devrim deneyini yaşamamış bir kişi için, bireylerin toplamı olarak kitlenin lideriyle karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu bu sıkı birey-kitle arası diyalektik birliği anlamak zordur.</p>
<p>kamuoyunu harekete getirmeye yetenekli politikacılar ortaya çıktığı zaman, bu çeşitten bazı olaylar kapitalizmde de görülebilir, fakat bunlar, aslında gerçek toplumsal hareketler değildir (eğer bunlar gerçek toplumsal eylemler olsalardı, onları kapitalist diye nitelendirmek pek doğru olmazdı). bu tip hareketlerin ömrü, bunları yaratan insanların ömrü kadardır ya da bu eylemler, kapitalist toplumun acımasızlığı bu renkli hayallere bir son verene kadar sürer.</p>
<p>kapitalizmde insan, genellikle kavrayış ve anlayışının ötesinde kalan acımasız yasalarla yönetilir. yabancılaşan birey, kendisi gibilerin oluşturduğu topluma görünmez bir göbek bağı ile bağlıdır. bu göbek bağı, kapitalizmin değer yasasıdır. bu yasa, kişinin bugünkü durumunu ve geleceğini şekillendirerek hayatının tüm yönlerinde işler haldedir.</p>
<p>insanların çoğu için kör ve görünmez olan kapitalizmin yasaları, birey üzerinde, düşünmesine fırsat vermeksizin etkili olur. kişi, yalnızca görünürde sonsuz olan önündeki ufkun genişliğini görür. kapitalist propagandacıların, başarı olanakları için rockfeller örneğinden -doğru olsun, olmasın- ders alınması gerektiğini öne sürmeleri, bu ufukları hâsılı pembeye boyadıklarını gösterir.</p>
<p>bir rockefeller&#8217;in daha ortaya çıkması için gereken yoksulluk ve ıstırabın derecesi ve böylesine büyük bir servet birikiminin zorunlu kıldığı ahlaksızlığın ölçüsü perde arkası edilir, bu durumu halkın gözleri önüne sermemiz de genellikle mümkün değildir.<br />
(emperyalist ülkelerde işçilerin, bağımlı ülkelerin sömürülmesine belli bir oranda ortak olarak, emekçi sınıf enternasyonalizmi bilincini nasıl yitirdiklerini ve bunun, emperyalist ülkelerdeki kitlelerin savaş yeteneklerini nasıl zayıflattığını burada tartışmak yerinde olur. fakat bu bizim konumuzun dışında kalır.)</p>
<p>her halükârda, başarıya giden yolun tehlikelerle dolu olduğu, fakat yetenekli bir bireyin sözüm ona her şeye rağmen başarıya ulaşabileceği masalı anlatılır. yol ıssız, ödül ise uzaktadır. bu yolda insan insanın kurdudur; birey, ancak diğerlerinin mahvolması pahasına başarıya ulaşabilir.</p>
<p>şimdi, şu şaşırtıcı ve heyecan verici sosyalizmin kuruluşu olayının kahramanı olan bireyi, tek bir varlık ve toplumun bir üyesi olarak ikili yaşamı içinde tanımlamaya çalışacağım.</p>
<p>öyle sanıyorum ki, bireyin yetersizliğini ve tamamlanmamış bir eser olduğunu anlayabilmek çok şey ifade eder. geçmiş çağlardan kalma vaaz ve öğütler, günümüzde de bireyin bilincinde yaşamaktadır; bunları kökünden kazımak için sürekli çalışmak gereklidir. çalışma yöntemi iki yönlüdür. bir yandan toplum dolaysız ve dolaylı eğitimle etkisini gösterir, öte yandan ise birey, bilinçli olarak kendini eğitme süreci içindedir.</p>
<p>kurulmakta olan yeni toplum, var gücüyle geçmişine karşı mücadele etmelidir. geçmişin kalıntıları eski piyasa ilişkilerinin sürmekte ısrar ettiği geçiş döneminin tüm özelliklerinde ve bireyi tecrit etmeye yönelik sistemli bir eğitimin izlerinin hâlâ ağırlık taşıdığı toplumun bilincinde varlığını devam ettirir. mal, kapitalist toplumun ekonomik hücresidir. mal var olduğu sürece, etkileri, üretimin örgütlenmesinde ve bunun sonucu olarak toplum bilincinde kendini hissettirir.</p>
<p>marx, kendi iç çelişkileriyle hırpalanan bir ülkedeki kapitalist sistemin patlayıcı dönüşümünden doğan bir dönem olarak geçiş döneminin ana hatlarını belirledi.</p>
<p>buna rağmen, tarihi gerçek içinde, emperyalizm ağacının zayıf dallarının en önce kırıldığı bazı ülkeler gördük. bu, lenin&#8217;in çok önceden gördüğü bir durumdu.</p>
<p>bu ülkelerde kapitalizm, halka etkilerini şu ya da bu biçimde hissettirebilecek bir şekilde gelişmişti, fakat tüm olanaklarını yitirmesine rağmen, kapitalizmin çöküşüne neden olan iç çelişkiler değildi. yabancı bir ezici güçten kurtulma mücadelesi, sonuçlan ayrıcalıklı sınıfın, ezilen sınıfa daha bir üstün gelmesini sağlayan savaş gibi dış olayların sebep olduğu yoksulluk, yeni sömürgecilik rejimlerinin yıkılmasını amaçlayan kurtuluş hareketleri, bu tür çöküşlerde genel etkenlerdir. gerisini bilinçli bir eylem tamamlar.</p>
<p>bu ülkelerde, henüz toplumsal çalışma için tam bir eğitim yapılamamıştır, zenginlikler, yalnızca mülk edinme süreci aracılığıyla kitlelerin ihtiyacını karşılamaktan çok uzaktır. bir yanda az gelişmişlik, diğer yanda sermayenin kaçınılmaz tükenişi, fedakârlık yapılmaksızın hızlı bir geçişi olanaksızlaştırır. ekonomik temellerin kuruluşuna varmak için daha uzun bir yol vardır. hızlanan gelişmenin hareket kolu olarak maddî çıkarın o çok çiğnenmiş yolunu izleme eğilimine ise pek sık rastlanır.</p>
<p>burada, tek tek ağaçlan görüp de ormanı fark edememe tehlikesi başlar. bizi kapitalizme sıkı sıkıya bağlayan verimsiz araçların (yani ekonomik birim olarak mal, hareket kolu olaraksa kâr ve kişisel maddî çıkarlar vs.) yardımıyla sosyalizme ulaşmak için &#8220;aldatıcı umut&#8221; yöntemini izlemek bizleri bir çıkmaza sürükleyebilir.</p>
<p>ayrıca, buraya birçok dört yol ağzı bulunan uzun bir yolu aştıktan sonra ulaşırsınız, fakat nerede yanlış bir dönüş yaptığınızı tam olarak anlamak güçtür. zaten kurulmuş olan ekonomik temeller bilinç gelişmesinin mahvına yol açmıştır bile. komünizmi kurmak, için yeni ekonomik temeller atmak ne kadar gerekliyse, yeni insanlar yaratmak da o kadar gereklidir.</p>
<p>bundan dolayı kitleleri eyleme geçirecek aracı doğru seçmek çok önemlidir. temelde bu araç manevi karakterli olmalı, fakat özellikle toplumsal karakterli maddî canlandırıcı etkenlere de yer verilmelidir.</p>
<p>daha önce söylediğim gibi, büyük felâket anlarında manevi canlandırıcıları etkili hale getirmek kolaydır; fakat onların etkisini sürdürmesi için yeni değer yargılarının yer aldığı bir bilincin gelişmesine de ihtiyaç vardır. toplum tüm olarak, çok büyük bir okul haline getirilmelidir.</p>
<p>üstünkörü bir özetle, bu durum, kapitalizmin başlangıç döneminde, kapitalist bilincin oluşması sürecine benzer, diyebiliriz. kapitalizm zor kullanır, ama aynı zamanda kendi sistemine uygun olarak halkı da eğitir. dolaysız propaganda, sınıflı toplumun kaçınılmazlığının gerek bazı &#8220;tanrısal köken&#8221; teorileri ve gerekse mekanik doğal ayıklanma teorisi aracılığıyla açıklanabileceğine inandırılmış kimseler tarafından uygulanıyordu.</p>
<p>bu palavralar, karşı konulması olanaksız bir şeytan tarafından ezildikleri masalıyla kandırılan kitleleri uyutur. hemen ardından bir ilerleme umudu doğar ve burada kapitalizm, gelişme için hiç olanak tanımayan önceki kast sistemlerinden farklılık gösterir.</p>
<p>bazı insanlara göre, kast sisteminin ideolojisi şudur: itaatkâr kişinin elde edeceği ödül, ölümünden sonra, eski bir inanca göre iyi insanların kabul edildiği efsanevi bir öteki dünyaya gitmektir. diğer bir takım kişilerde ise şu değişik düşünce vardır: toplumun sınıflara bölünmesi alın yazısıdır fakat yaptığı işler vs. sayesinde bireyler ait oldukları sınıftan bir yükseğine atlayabilirler.</p>
<p>bu iki ideoloji de, kendini yetiştiren adam masalı da kesinlikle iki yüzlülüktür.</p>
<p>bu teoriler, sınıflara bölünmenin sürekliliği yalanının doğruluğunu kanıtlamaya çalışanlar için çıkar sağladığından ortaya atılmışlardır.</p>
<p>bizde ise, dolaysız eğitim daha büyük bir önem kazanır. açıklamalar inandırıcıdır, çünkü doğrudur, kaçamaklara gerek yoktur. dolaysız eğitim, eğitim bakanlığı ve partinin danışma organları gibi kuruluşlar aracılığı ile ideolojik, teknik ve genel kültürün bir fonksiyonu olarak devletin eğitim aygıtlarınca yürütülür.</p>
<p>eğitim, kitlelere kadar uzanır ve bu yeni tutum bir alışkanlık olma eğilimi kazanır. kitleler bunu benimsemeye ve henüz kendilerini eğitememiş olanları etkilemeye başlarlar. bu ise, halk eğitiminin en az diğeri kadar güçlü olan dolaylı şeklidir.</p>
<p>fakat bu bilinçli bir süreçtir; birey yeni toplumsal gücün etkisini sürekli olarak hisseder ve onun standartlarına tamamıyla uygun olmadığını algılar. birey, dolaylı eğitimin baskısı altında, doğruluğunu hissettiği fakat o zamana kadar azgelişmişliğinin kendisini ona ulaşmaktan alıkoyduğu bir norma kendini uydurmaya çabalar. kendi kendini eğitir.</p>
<p>sosyalizmin kuruluşunun bu devresinde, doğmakta olan yeni insanı görebiliriz. bu süreç yeni ekonomik biçimlerin gelişmesiyle birlikte ilerlediği için yeni insana şekil verilmesi henüz tümüyle bitirilmemiştir, hiçbir zaman da bitirilemeyecektir.</p>
<p>eğitimi yetersiz kişiler arasından kendi kişisel tutkularını tatmin etmenin ıssız yolunu seçenleri konumuzun dışında bırakalım. bunlarda, ileriye doğru birlik içinde yürüyüşün yepyeni görünümü karşısında bile, kendilerine eşlik eden kitlelerden tecrit edilmiş olarak kalma eğilimi vardır. . fakat önemli olan, insanların her geçen gün toplumla yekvücut olma ihtiyaçlarının bilincine varmayı ve aynı zamanda toplumun eylemcileri olarak kendi değerlerini anlamayı sürdürmeleridir.</p>
<p>onlar, artık uzak arzulara uzanan boş yollarda yapayalnız yolculuk etmiyorlar, onlarla yakın ilişkide bulunan, kitlelerle yekvücut olarak yürüyen parti üyesi öncülerini, ileri işçileri, ileri insanları izliyorlar, öncünün gözleri geleceğe ve kazanacağı ödüle dikilmiştir, ancak, bunların hiçbir kişisel yönü yoktur. ödül, insanların yeni kişiliklere bürünecekleri yeni bir toplum, yani komünist insanın toplumudur.</p>
<p>yol uzun ve güçlüklerle doludur. zaman zaman patikalarda dolanırız ya da geri dönmemiz gerekir, bazen çok hızlı gider ve kitlelerden koparız, bazen de çok yavaş yol alır ve peşimiz sıra gelenlerin sıcak nefesini ensemizde duyarız. devrimciler olarak bizler, çabalarımızla yol açarak elverdiğince hızla ileriye doğru atılırız, fakat kitleyi kendimizden vereceğimiz örneklerle esinlendirirsek daha hızlı ilerleyebileceğimizi biliriz.</p>
<p>manevi canlandırıcı etkenlere verilen öneme rağmen iki ana gruba bölünme (sosyalizmin kuruluşuna şu ya da bu nedenle katılmayan azınlığın dışında) toplumsal bilincin ne de olsa az gelişmiş olduğunu gösterir.</p>
<p>öncü grup ideolojik bakımdan kitlelerden daha ileridir; kitleler yeni değerleri anlarlar, fakat bu kavrayışları yeterli değildir. öncülerde, onların ön safta görevlerini fedakârca yerine getirmelerini sağlayacak niteliksel bir değişme mey-dana gelmiştir, kitlelerse ancak yarı yola kadar gelebilmiş¬lerdir, canlandırılmaları ve belirli şiddetteki baskılarla harekete getirilmeleri gereklidir. bu, yalnızca yenilen sınıfın değil, aynı zamanda zafere ulaşan sınıfın bireyleri üzerinde de etkisi görülen proletarya diktatörlüğüdür.</p>
<p>bütün bunlar, tam bir başarı için, bir dizi düzenek ve devrimci kuruluşun gerektiği anlamına gelir.</p>
<p>görevlerini tam yapanları ödüllendiren, yeni toplumun gelişmesini engellemeye kalkışanlaraysa cezalar uygulayan, öncülerin safında yürüyecek olanları seçerek ilerlemeyi kolaylaştıran düzeneklerin kusursuz işleyişiyle, kısıtlamalar, basamaklar ve yolların uyumlu bir bileşimi, geleceğe doğru güvenli adımlarla yol almanın çoğunluğun isteğine uygun biçimini oluşturur.</p>
<p>devrimin böyle kurumlaştırılması henüz tamamlan¬mamıştır. burjuva demokrasisinin &#8220;yasama meclisleri&#8221; gibi basmakalıp kurumlarının topluma aşılanmasından son derece büyük bir özenle kaçınırken, sosyalizmin kuruluşunun özel koşullarına uygun biçimde hükümetle tüm olarak toplumu özdeşleştirmenin yolunu arıyoruz.</p>
<p>devrimin örgütlü biçimlerinin kademeli gelişmesini amaçlayan bazı denemeler pek acele edilmeksizin yapıldı. herhangi bir formalitenin belki bizi kitlelerden ve bireylerden ayırabileceği ve yozlaşmışlıktan kurtulan insanları görmek olan en yüce ve en önemli devrimci özlemimizi gözden kaçırabileceğimiz korkusu bizim için en büyük engel olmuştur.</p>
<p>yavaş yavaş giderilmesi gereken örgütlenme yoksunluğuna rağmen aynı dava için mücadele eden bireylerin bilinçli topluluğu olan kitleler şimdi kendi tarihlerini yapmaktadırlar. sosyalizmde insan, görünüş¬teki standartlaştırılmasına rağmen daha kusursuzdur; mükemmel aygıtların olmayışına rağmen kendisini ifade etme ve kendini toplumsal örgüt içinde duyma olanakları sonsuz derecede daha fazladır.</p>
<p>daha hâlâ, bireyin, tüm yönetim ve üretim örgütüne bireysel ve ortaklaşa olarak bilinçli biçimde katılmasının desteklenmesi ve bunun teknik ve ideolojik eğitim ihtiyacı fikrine bağlanması gerektir; öyle ki, birey bu süreçlerin nasıl sıkı sıkıya birbirlerine bağlı ve ilerleyişlerinin nasıl paralel olduğunu anlasın. bu şekilde, bir kez yozlaştırıcı zincirlerin kırılmasıyla, insan, tam olarak yeniden yaratılışına eşdeğer olan; toplumsal işlevinin tam anlamıyla bilincine varacaktır.</p>
<p>bu sözlerimiz, bireyin kültür ve sanat aracılığıyla kendi insanî değerini ve emeğin kurtuluşu sayesinde gerçek yapısını yeniden kazanması biçiminde yorumlanabilir.</p>
<p>bireyi, yukarıdaki kategorilerin ilki içinde geliştirmek için, emek yeni bir şekil almalıdır. ticarî ilişkilerin egemenliği altındaki insanın varlığına son ve-rimeli ve bireyin toplumsal görevini tam olarak yapması için bir norm ortaya koyacak sistem yaratılmalıdır. topluma ait üretim araçları ve makineler yalnızca görevin tamamlandığı yerlerde mevzilenmelidir.</p>
<p>insan, tamamladığı işler ve yarattığı nesneler aracılığıyla insan olarak gerçek değerini anlamaya ve yaptığı işin kendisim yansıttığını görmeye başlayacaktır. çalışma, artık insanın kendisine ait olmayan satılmış işgücü şeklinde bireyin varlığının bir kısmını tüketmesini gerektirmeyecek, bunun yerine kişinin ortak hayata katkısını yansıtan bir eserini, yerine getirdiği toplumsal görevini temsil edecektir.</p>
<p>toplumsal görevin bu yeni şeklini yaratmak ve bunu, bir yandan daha büyük bir özgürlüğün koşullarını meydana getirecek olan teknolojik gelişmeyle, öte yandan da, insanın, emeğini bir mal gibi satmak ihtiyacıyla hareket etmediği zaman üretimde tam insanca koşullara gerçekten kavuşacağı olgusunun marksist değerlendirilmesi temeline dayanan gönüllü çalışmayla uyumlu kılmak için, olanaklar elverdiğince, gereken her şeyi yapıyoruz.</p>
<p>gönüllü çalışıldığı zaman kuşkusuz başka etkenler de ortaya çıkar: birey, çevresindeki bütün zorlayıcı etkenleri, toplumsal karakterli şartlı reflekslere dönüştüremez ve henüz toplumun baskısı altında çalışır. (fidel buna &#8220;ahlâki zorlama&#8221; adını verir.)</p>
<p>insanın, yeni alışkanlıklarıyla bağlı olduğu toplumsal çevresinin doğrudan baskısından kurtulan emeğine karşı tutumunda tam bir manevi yeniden doğuş geçirmesi gereklidir. bu komünizmde mümkün olacaktır.</p>
<p>ekonomideki değişme nasıl otomatik olarak meydana gelmiyorsa, bilinçteki değişim de kendiliğinden olmaya¬caktır. değişmeler, yavaştır, uyumlu da değildir, hızlanma dönemleri olduğu gibi, duraklamalar, hatta geriye dönüşler de görülür.</p>
<p>daha önce de belirttiğim gibi, bizim, marx&#8217;ın gotha programının eleştirisi adlı eserinde anlattığı saf bir geçiş dönemi değil, onun önceden göremediği yeni bir aşama, komünizme geçişin başlangıç aşaması ya da sosyalizmin kuruluşu dönemi geçirdiğimizi hesaba katmamız gerekir. bu aşama, özünü tam olarak anlamayı zorlaştıran kapitalizm unsurlarının yer aldığı bir dönemdir ve şiddetli sınıf savaşları arasında meydana gelir.</p>
<p>buna bir de marksist felsefenin gelişimini önleyen ve geçiş dönemi teorisinin sistematik gelişmesine engel olan skolâstiği eklersek, hâlâ bebeklik çağında olduğumuz ve daha geniş çapta bir ekonomik ve politik teori ortaya atmadan önce, kendimizi bu dönemin tüm belli başlı karakteristiklerini araştırmaya adamamız gerektiğini kabul etmek zorunda olduğumuz ortaya çıkar.</p>
<p>bundan çıkacak olan teori, kuşkusuz, sosyalizmin kuruluşunun iki temel direği olan yeni insanın eğitimi ve teknolojik gelişmenin üzerine eklenecek büyük bir ağırlıktır. bu her iki etken için de yapacağımız çok şey vardır, fakat teknoloji konusundaki gecikme hiç affedilmez, çünkü burada karanlıklar içinde, el yordamıyla ilerleme değil, dünyanın daha ileri ülkelerince hazır açılmış bulunan uzun bir yolu izlemek söz konusudur. fidel&#8217;in halkımızın ve özellikle onun öncüsünün teknik eğitimine ihtiyaç duyulması üzerinde böyle ısrarla durmasının nedeni budur.</p>
<p>üretim etkinliğinin işin içine karışmadığı düşünceler alanında, maddi ve manevi ihtiyaçlar arasındaki farkı ayırt etmek daha kolaydır. uzun zamandan beri, insanlar, kültür ve sanat aracılığıyla kendilerini yozlaşmadan kurtarmaya çalışmaktadırlar. emeğini sattığı sekiz saat boyunca ölmekte olan insan, daha sonra, ruhsal etkinlikleri sayesinde hayata döner.</p>
<p>fakat bu ilaç, aynı hastalığın mikroplarını taşımaktadır; çevresiyle ilişki kurmak isteyen yalnız bir insanı andırır. insan, baskı altına alman kişiliğini savunmakta ve çiğnenmemiş olarak kalan tek özlemi olan estetik düşüncelere ilgi duymaktadır.</p>
<p>oysaki bütün yaptığı, kaçmaya çalışmaktır. değer yasası, yalnızca üretim ilişkilerinin çıplak bir yansıması değildir. tekelci kapitalistler -sadece deneysel yöntemlerle çalışırken bile- sanatın etrafına, onu kendi emirlerine uymaya hazır bir araç haline getirecek karmaşık bir ağ örerler. toplumun üst yapısı, sanatçının eğitimini yapacağı bir sanat tipini saptar. buna karşı çıkanlara, toplumun mekanizması aracılığıyla baş eğdirilir, ancak çok ender yetenekli sanatçılar, bildiklerini okurlar. geri kalanlar, ya utanması kalmamış kiralık adamlar haline getirilir ya da ezilirler.</p>
<p>bir &#8220;sanat özgürlüğü&#8221; okulu kurulduysa da, bunun değeri de, biz onunla çatışıncaya kadar -ya da daha doğrusu insanın yozlaşması sorunu ortaya çıkana dek- fark edilmese bile sınırlıdır. anlamsız ıstıraplar ve bayağı eğlenceler, insanın endişelerinin en elverişli güvenlik supapları halini alır. sanatı bir protesto aracı olarak kullanma düşüncesiyle mücadele edilir.</p>
<p>insan kurallara göre oynarsa, her türlü takdiri kazanır -bu takdir dans eden maymunun topladığı alkışa benzer-. kabul ettirilen koşul, bu görünmez kafesten kimsenin kaçmaya kalkışamayacağıdır.</p>
<p>devrim iktidarı ele geçirdiği zaman bütün manevi değerleri ellerinden alınmış olan bu gibiler, kurtuluşu kaçmakta buldular, geri kalanlar ise -devrimci olsun, olmasınlar- önlerinde yeni bir yolun açıldığını gördüler. sanat konusundaki araştırmalar yeni bir canlılık kazandı: bununla birlikte yollar hâlâ az çok gizlidir ve kaçmaya eğilimli görüşler &#8220;özgürlük&#8221; kelimesinin arkasına saklanırlar. bu tutum, bilinçlerinde hâlâ burjuva idealizmini yansıtan devrimciler arasın da bile görülür.</p>
<p>benzer yöntemler uygulayan ülkelerde, bu gibi eğilimlere karşı aşırıya varan bir dogmatizm aracılığıyla mücadele edilmeye çalışıldı. genel kültür gerçekte tabu idi, kültürel özlemlerin en yüksek noktasının, doğanın biçimsel olarak tam bir tasavvuru olduğu ilan ediliyordu. daha sonra bu görüş, göstermek istedikleri toplumsal gerçeğin mekanik bir tasavvuruna dönüştü: bu, yaratmak istedikleri hemen hemen hiç çelişkisiz ve çatışmasız bir ideal toplum hayaliydi.</p>
<p>sosyalizm gençtir ve bir takım yanlışları olabilir. çok kez devrimciler bilinenlerden farklı yöntemlerle yeni insanı geliştirmek görevi için gerekli bilgiden ve medenî cesaretten yoksundurlar. bilinen geleneksel yöntemler ise onları yaratan toplumun etkilerinden dolayı kusurludurlar.</p>
<p>(burada yine biçimle içerik arasındaki ilişki konusuna değiniyoruz.)</p>
<p>yeni duruma uyamama yaygın bir haldedir, biziyse maddî kuruluşun sorunları uğraştırmaktadır. aynı zamanda büyük bir devrimci otoriteye sahip büyük sanat otoriteleri yoktur. partinin adamları bu görevi ele almalı ve en başta gelen amaç olan halkın eğitimini gerçekleştirmek için çareler aramalıdırlar.</p>
<p>daha sonraları sadeliğe ve basitliğe doğru bir yönelme belirdi. herkesin anlayabileceği, &#8220;sanat&#8221;la uğraşan görevlilerin anladığı anlamda bir sanat yaratma eğilimi ortaya çıktı. gerçek sanat değerleri küçümsendi, genel kültür sorunu ise sosyalizmin bugününden ve ölü (ölü olduğuna göre de tehlikesiz) geçmişten bazı şeyler alıp benimsemeye indirgendi. böylelikle sosyalist gerçekçilik, geçen yüzyılın sanat temelleri üzerinde yükseltilmeye çalışıldı.</p>
<p>oysaki 19. yüzyılın gerçekçi sanatı da sınıfsal bir sanattır, hatta belki de, yozlaşan insanın endişelerini açığa vuran 20. yüzyılın dekadan sanatından da daha salt kapitalisttir. kültür alanında kapitalizm, verebileceği her şeyi vermiş ye ondan geriye çürüyen bir cesedin iğrenç kokusundan, yani bugünkü sanat dekadansından başka bir şey kalmamıştır.</p>
<p>sanat için tek sağlam yolu neden sosyalist gerçekçi¬liğin donmuş biçimleri arasında arayalım? özgürlük kavramına karşı sosyalist gerçekçilik kavramını ileri süremeyiz, çünkü yeni toplumun gelişimi tamamlan¬madıkça özgürlük yoktur ve olamaz. ne pahasına olursa olsun ille de gerçekçilik diyerek, oturduğumuz yüce makamdan 19. yüzyılın ilk yarısından beri gelişmekte olan sanat biçimlerini mahkûm etmeye kalkışmayalım, çünkü böyle yaparsak geçmişe dönmek ve doğmakta olan ve kendini yaratma süreci içinde bulunan insanın kendini sanatla ifade edişini delilik saymak gibi bir proudhonvari yanlışa düşmüş oluruz.</p>
<p>devletin bağışladığı verimli topraklarda çok kolayca çoğalan zararlı otların kökünü kazımayı ve aynı zamanda serbest araştırmayı sağlayan bir ideolojik ve kültürel mekanizma geliştirmeye ihtiyacımız var.</p>
<p>içinde yaşadığımız yüzyılda mekanik realizmin değil, bunun tam tersinin yanlışım buluyoruz, bunun nedeni ise yeni insanı yaratma ihtiyacının henüz anlaşılmamış oluşudur. bu yeni insan ne 19. yüzyılın düşüncelerini ne de bizim çürümüş ve hastalıklı yüzyılımızın fikirlerini temsil edecektir.</p>
<p>henüz bir hayal olmasına ve gerçekleşmiş bir özlem olmamasına rağmen, yirmi birinci yüzyılın insanını yaratmalıyız. çalışmamızın temel hedeflerinden biri de kesinlikle bu gelecek yüzyılın insanını yaratmaktır; teorik alanda somut başarılar kazandığımız ya da tersine somut araştırmalarımızın temeli üzerinde önemli teorik sonuçlara vardığımız ölçüde, insanlığın davası olan marksizm-leninizm’e büyük bir katkıda bulunmuş oluruz.</p>
<p>on dokuzuncu yüzyılın insanına karşı tepkimiz bizim yirminci yüzyılın kokuşmuşluğu içine saplanıp kalmamıza sebep oldu; bu düzeltilemeyecek bir yanlış değildir, fakat revizyonizme açık kapı bırakmamak için bunun üstesinden gelmemiz gereklidir.</p>
<p>büyük kitleler gelişmelerini sürdürüyorlar; yeni düşünceler toplum içinde güç kazanmaya devam ediyor; toplumun tüm üyelerinin tam olarak gelişimi için maddi olanaklar bulunması, görevimizi daha da verimli kılıyor. şimdi mücadele zamanıdır; gelecek bizimdir.</p>
<p>özetleyecek olursak, sanatçılarımızın ve aydınlarımızın yanlışı onların en başta gelen kusurlarından doğar; bunlar gerçek devrimciler değillerdir. kara-ağaçları armut verecek şekilde aşılayabiliriz, fakat aynı zamanda armut ağaçları da yetiştirmeliyiz. bu büyük kusuru taşımayacak olan yeni nesiller gelecektir. kültür alanının ve kendini ifade etme olanaklarının genişlediği ölçüde, büyük sanatçıların ortaya çıkması olasılığı da büyük olacaktır.</p>
<p>görevimiz şimdiki kuşağı, kendi çelişkileri yüzünden birbirinden kopup yozlaşmaktan ve yeni kuşaklan da yozlaştırmaktan korumaktır. ne &#8220;özgürlük&#8221;ten yararlanan fakat resmi görüşleri körü körüne kabul eden hizmetkârlar ne de devlet hesabına yaşayan okul öğrencileri yetiştirmeliyiz. şimdiden, halkın gerçek sesiyle yeni insanın türküsünü söyleyecek olan devrimciler yaratılıyor. fakat bu zaman alacak bir süreçtir.</p>
<p>toplumumuzda gençlik ve parti önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>gençlik özellikle önemlidir çünkü eski yanlışların hiçbirini taşımayan yeni insanın oluşturulacağı, işlenmesi kolay bir kildir. gençlik bizim isteklerimize uygun olarak yetiştirilir. eğitimi giderek daha tam yapılır, başlangıçtan beri gençliğin işgücüne katılmasını da unutmayız. okul öğrencilerimiz, eğitimleri sırasında ya da tatillerinde bedeni çalışmalar yaparlar. çalışma bazı hallerde bir ödül, diğer bazı hallerde ise bir eğitim aracıdır, fakat hiçbir zaman ceza değildir. yeni bir kuşak doğmaktadır.</p>
<p>parti öncü örgüttür. en iyi işçilerin partiye kabulü, diğer işçiler tarafından önerilir. parti azınlıktadır, fakat kadrolarının niteliği nedeniyle büyük bir otoriteye sahiptir. dileğimiz partimizin bir kitle partisi halini almasıdır, fakat bu ancak kitleler öncünün düzeyine eriştiğinde yani komünizm için eğitildiklerinde mümkün olacaktır.</p>
<p>çalışmalarımız sürekli olarak bu eğitimi amaçlar. parti canlı bir örnektir; kadroları sıkı çalışmanın ve fedakârlığın öğreticileri olmalıdır. kadrolar, eylemleriyle, kitlelere sosyalizmin kuruluşunun güçlüklerine, sınıf düşmanlarına, geçmişin hastalıklarına ve emperyalizme karşı yıllar süren amansız bir mücadele gerektiren devrimci görevin tamamlanmasında öncülük etmelidirler.</p>
<p>şimdi, tarihi yapan kitlelerin bireysel lideri olarak insanın, insan kişiliğinin oynadığı rolü açıklamak istiyorum.</p>
<p>burada anlattığım bizim deneyimizdir; yoksa izlenmesini önerdiğimiz bir yol değildir.</p>
<p>fidel ilk yıllarda devrime itici gücünü kazandırdı, devrimin liderliğini yaptı. şimdi de devrimi güçlendirmeyi sürdürüyor; fakat aynı yolda seçkin önderler olacak şekilde gelişen iyi bir grup da var, yine liderlerini izleyen büyük bir kitle de var, çünkü liderlerine inanırlar, inanmalarının nedeni liderlerinin onların isteklerini dile getirebilmesidir.</p>
<p>sorun bir kişinin kaç kilo et yiyebileceği, yılda kaç kez plaja gidebileceği ya da aldığı ücretle dışarıdan ne kadar süs eşyası getirtebileceği değildir. gerçekte gerekli olan, bireyin kendini daha mükemmel hissetmesi, daha büyük bir iç zenginliğine sahip olması ve daha büyük bir sorumluluk taşımasıdır.</p>
<p>ülkemizde birey, içinde yaşadığı dönemin fedakârlık dönemi olduğunu bilir; feragate alışıktır. fedakârlık ilk kez sierra maestra&#8217;da ve daha sonra savaşılan her yerde öğrenildi; sonra da bütün küba onu öğrendi. küba, amerika&#8217;nın öncüsüdür ve öncü görevi yaptığı için, latin amerika halklarına tam özgürlüğün yolunu gösterdiği için fedakârlık yapmak zorundadır.</p>
<p>ülkede, önderlik öncü rolünü de yüklenmelidir ve kişinin kendini tümüyle adadığı ve hiçbir maddi ödül beklemediği gerçek bir devrimde, devrimci öncülük görevinin, aynı zamanda hem şerefli hem de kahredici olduğu büyük bir içtenlikle söylenebilir.</p>
<p>okuyucuya acayip gelse de, gerçek devrimciyi harekete getirenin büyük bir aşk olduğunu söyleyebilirim. bu nitelikten yoksun büyük bir devrimci düşünülemez. bir önderin karşılaştığı en karmaşık durumlardan biri, tutkularıyla soğukkanlılığını birleştirmek zorunda oluşu ve kılı kıpırdamaksızın en zor kararları alabilmesidir. öncü devrimcilerimiz, bu halk sevgisini yüceltmeli ve bu en kutsal davayı tek ve bölünmez hale getirmelidirler. onlar, günlük duyguların ufak kırpıntılarıyla sıradan insanların sevgilerinin düzeyine inemezler.</p>
<p>devrimin önderlerinin yeni yürümeye başlayan, babalarının adlarını bile öğrenemeyen çocukları, devrimin tamamlanması için hayatlarındaki genel fedakârlıkların bir parçası olarak ayrı kalmak zorunda oldukları kanlan vardır; arkadaş çevreleri kesinlikle devrimci yoldaşlarının sayısıyla sınırlıdır. onlar için devrimin dışında başka bir hayat yoktur.</p>
<p>bu koşullarda, kişi, büyük bir insanlık ve aşırı dogmatizm ve soğuk bir skolastisizme düşmemek, kitlelerden kopmamak için güçlü bir adalet ve gerçekçilik duygusuna sahip olmalıdır. bu insanlık sevgisinin günlük bir işe, örnek olacak eylemlere, harekete geçirici bir güce dönüşmesi için her gün çaba göstermeliyiz.</p>
<p>devrimin ideolojik itici gücü olan devrimci, sosyalizmin kuruluşunun dünya ölçüsünde tamamlanmasına kadar ancak ölümüyle bitecek olan kesintisiz çalışması içinde tükenir gider. en acil görevler yerel ölçüde tamamlandığında devrimci çabalarını yavaşlatır ya da proletarya enternasyonalizmini unutursa, önderlik yaptığı devrim, esinlendirici bir güç olmaktan çıkar ve devrimci amansız düşmanımız olan emperyalizmin çok iyi yararlanacağı rahat bir uyuşukluğa düşer. proletarya enternasyonalizmi hem bir görev hem de devrimci bir zorunluluktur. biz halkımızı böyle eğitiyoruz.</p>
<p>elbette ki şimdiki durumda, bazı tehlikeler vardır, bunlar yalnız dogmatizmin ya da büyük görevin ortasında iken halkla olan bağların gevşemesinin yarattığı tehlikeler değildir. zayıflık tehlikesi de vardır. eğer bir insan bütün hayatını devrime adamak istiyorsa, bazı şeylerden yoksun olduğu, ya da çocuğunun ayakkabılarının eskidiği yahut da ailesinin bazı ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi endişeleri olmamalıdır, yoksa zihnini gelecekteki yozlaş¬manın tohumlarının etkisine açık tutan bir düşünce yapısına sahip olur.</p>
<p>bizim durumumuzda ortalama insanın çocuğunun sahip olduğu şeylere bizim çocuğumuzun da sahip olmasıyla ve ortalama insanın çocuğunun yoksun olduğu şeylerden bizim çocuğumuzun da yoksun olmasıyla yetiniriz, ailelerimiz de bunu anlamak ve bu düzeyde kalmaya çalışmak zorundadır. devrimi insanlar yapar, fakat insan devrimci ruhunu günden güne çelikleştirmelidir.</p>
<p>böylelikle ilerleyebiliriz. bu muazzam kervanın başın¬da -söylemekten ne korkarız, ne de utanırız- fidel gelir. ondan sonra partinin en iyi kadroları, onların hemen arkasından da büyük güçlerini duyacağımız kadar yakından bizi tümüyle halk izler; bu sağlam kitle, ortak amaca doğru yürüyen, ne yapılması gerektiğinin bilincine varmış olan bireylerden, yoksulluktan kurtulup özgürlüğe kavuşmak için mücadele eden insanlardan oluşur.</p>
<p>bu büyük kalabalık örgütleniyor; programının açıklığı örgütlenme ihtiyacının bilincinde olduğunu gösteriyor. artık bu kitle dağınık, elbombası parçaları gibi uzayda binlerce parçaya bölünmüş, ne pahasına olursa olsun belirsiz bir geleceğe karşı korunmaya çabalayan, yoldaşlarıyla birlikte umutsuz bir mücadele içinde çırpman bir güç değildir.</p>
<p>önümüzde fedakârlıklar bulunduğunu ve öncü ulus olarak kahramanca eylemimizin bedelini ödememiz gerektiğini biliyoruz. biz önderler, amerika&#8217;nın başı olan bir halkın başında olduğumuzu söylemeyi hak etmenin bedelini ödemek zorunda olduğumuzu biliyoruz. her birimiz, karşılığında görevini yapmış olmanın hazzına ulaşacağımızın, ufukta güçlükle seçilen yeni insanın görüntüsüne doğru birlikte ilerleyeceğimizin bilincinde olarak fedakârlık payımızı yerine getirmek zorunda olduğumuzu biliyoruz.</p>
<p>sonuç olarak şunları söyleyebilirim:</p>
<p>biz sosyalistler daha mükemmel olduğumuz için daha özgürüz, daha özgür olduğumuz için daha mükemmeliz.</p>
<p>tam özgürlüğümüzün iskeleti şimdiden kurulmuştur. eksik olan eti ve elbiseleridir. onları da yaratacağız.</p>
<p>özgürlüğümüz ve onun günü gününe sürdürülmesi kanla ve fedakârlıklarla ödenmiştir.</p>
<p>fedakârlığımız bilinçlidir; yarattığımız özgürlüğün bedelidir.</p>
<p>yol uzundur ve bir kısmı hiç bilinmemektedir. gücümüzün sınırım biliyoruz. biz, kendimiz, yirmi birinci yüzyılın insanını yaratacağız.</p>
<p>günlük eylem içinde, yeni bir teknolojiye sahip yeni insanı yaratırken kendimizi çelikleştireceğiz.</p>
<p>kişilik, halkın en yüksek erdemlerini ve isteklerini temsil ettiği ve yoldan ayrılmadığı sürece, kitlelerin harekete geçirilmesinde ve yönetilmesinde rol oynar.</p>
<p>yolu açan öncü grup, iyilerin en iyisi olan partidir.</p>
<p>işlediğimiz temel hammadde gençliktir. umudumuzu gençliğe bağlıyor ve onu elimizden bayrağı almaya hazırlıyoruz.</p>
<p>eğer bu anlaşılmaz mektup, bir şeyleri açıklaya¬biliyorsa amacına erişmiş demektir. sözlerime el sıkışma kadar alışılmış olan selamımızla son veriyorum: <strong>ya özgür vatan, ya ölüm</strong>.</p>
<br />Posted in ernesto che guevara  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/671/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/671/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=671&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/21/sosyalizm-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/sosyalizmveinsan.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">sosyalizmveinsan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://solkanat.files.wordpress.com/2009/01/ernestocheguevara1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ernestocheguevara1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>türkiye işçi partisi 1965 seçim bildirgesi</title>
		<link>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/20/turkiye-isci-partisi-1965-secim-bildirgesi/</link>
		<comments>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/20/turkiye-isci-partisi-1965-secim-bildirgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2009 12:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[tip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://solkanat.wordpress.com/?p=666</guid>
		<description><![CDATA[işçiler, ırgatlar, köylüler, zanaatkârlar, subaylar, memurlar, emekliler, atatürkçü toplumcu aydınlar, tüm emekçiler… sevgili yurttaşlar… millî kurtuluş savaşımızı zafere ulaştırdıktan 43 yıl sonra istiklâlimizi, bağımsızlığımızı yeniden kazanmak zorundayız. yardım bahanesiyle gelen amerika 1947&#8242;den beri yurdumuza adım adım yerleşmiştir. vatan topraklarının 35 milyon metre karesi amerikan işgalindedir. bu üslere türk polisi, türk hâkimi, türk komutanı, hatta türk [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=666&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>işçiler, ırgatlar, köylüler, zanaatkârlar, subaylar, memurlar, emekliler, atatürkçü toplumcu aydınlar, tüm emekçiler…</p>
<p>sevgili yurttaşlar…</p>
<p>millî kurtuluş savaşımızı zafere ulaştırdıktan 43 yıl sonra istiklâlimizi, bağımsızlığımızı yeniden kazanmak zorundayız. yardım bahanesiyle gelen amerika 1947&#8242;den beri yurdumuza adım adım yerleşmiştir. vatan topraklarının 35 milyon metre karesi amerikan işgalindedir. bu üslere türk polisi, türk hâkimi, türk komutanı, hatta türk bakanı giremez. bu üsler, türk toprakları üzerinde amerikan bayrağının dalgalandığı birer küçük amerika’dır. önce yardım heyetleri olarak başkentimize yerleştiler. şimdi her bakanlıkta uzmanları var. bunlar amerikan hükümetinin uzman adı altında iş gören ajanlarıdır. artık devlet sırrı kalmamıştır. amerikalılar her işimizi bilirler. bilmekle kalmazlar, bizi istedikleri yola sürüklemek için gerekirse baskı da yaparlar. kıbrıs buhranı sırasında bu baskıların nereye kadar götürüldüğünü hep gördük, yunan emperyalizmini korumak için amerikalılar hükümetimizin önüne dikiliverdiler. amerikan cumhurbaşkanı, başbakanımıza ağır bir mektup yazdı. kıbrıs’a asker çıkarmağa kalkarsanız altıncı amerikan filosu yolunuzu kesecektir, dedi.<br />
<span id="more-666"></span><br />
amerikalılar bütün millî servetlerimize de el atmışlardır. bir amerikalının hazırladığı petrol kanunu tasarısı devrik d.p. iktidarı zamanında büyük meclisten geçirilmiştir. bu kamına dayanan amerikan petrol kumpanyaları yurdumuzun petrol yataklarına el koymuştur. yurdumuzdaki petrolü biz devlet olarak serbestçe arayamaz, serbestçe işletemez duruma düşmüşüzdür. amerikan petrol şirketleri hükümetimize küstahça telgraflar çekmekte, devleti tehdide cüret etmektedir. amerikan kumpanyalarının imtiyazlarına dokunulamayacağını açıkça söyleyen, amerikanları savunan kimseler bu gün en yüksek sorumluluk yerlerinde bulunuyorlar. bunlar amerikan kumpanyalarının simsarları gibi konuşuyorlar. amerika madenlerimize de göz dikmiştir. elli adındaki bir amerikalıya hazırlatılan maden kanunu tasarısı mecliste kabul edilirse amerika kromumuza, bakırımıza, demirimize, uranyumumuza da tıpkı petrolümüz gibi el koyacaktır.</p>
<p>emekçi kardeş, yurttaş,</p>
<p>bu şartlar altında senin birinci vazifen yurdu yabancı hâkimi¬yetinden kurtarmaktır. millî kurtuluş savaşını kazandığımızdan 43 yıl sonra, yedisinden yetmişine kadar bütün yurttaşlar sefer¬ber olacağız. türkiye hiç bir devletin peyki, uydusu olamaz. amerika ne yoldan gelmişse o yoldan dışarı atılacaktır. halkımız elinin tersiyle küstahlara hak ettikleri cevabı verecektir: amerika’ya imtiyaz veren anlaşmaları feshedeceğiz. istiklâlimizi bağımsızlığımızı yeni baştan kazanacağız. bu, yalnız millet ola¬rak haysiyetle yaşamamız için değil, kalkınabilmemiz için de baş¬ta gelen temel şarttır.</p>
<p>tam bağımsız olmadıkça ne toprak reformu yapabiliriz, ne sana¬yi kurabiliriz, ne işsizliği önleyebiliriz, ne sosyal adaleti sağlayabiliriz. çünkü amerika yurdumuzda toprak ağalarına, kapkaççılara dayanıyor, türkiye’mizi iflâsa sürükleyen borçlandırma politikası ağaların, kap¬kaççıların gittikçe daha zengin, daha nüfuzlu, daha güçlü olmalarını sağlıyor. hür olmak, milletçe ve halk olarak hür olmak, insanca yaşa¬yabilmek için önce bileklerimizdeki şu ağır zincirleri kırmamız şarttır.</p>
<p>kardeşler,</p>
<p>diyeceksiniz ki, bu işi nasıl yapacağız? bizi amerikan uydusu, peyki, durumuna düşüren anlaşmaları feshetmek için senin büyük meclise girmen gerek. çünkü tam bağımsız bir devlet olmamızda yalnız senin menfaatin var. tıpkı yoksul köylüye toprak dağıtılmasında olduğu gibi; tıpkı dış ticaretin, bankacılığın, sigortacılığın millet malı yapılmasında olduğu gibi; tıpkı millî gelirin hakça bölüşülmesinde olduğu gibi&#8230; bü¬tün bu işlerde menfaati, hakkı olan sensin. şu halde bu işlerin basanla-bilmesi için de senin temsilcilerinin büyük meclise girmesi gerektir. büyük meclise senin temsilcilerin girmezse, bugünkü hayatında bir de¬ğişiklik olmasını boş yere bekleyeceksin.</p>
<p>düşün bir kere 1946&#8242;dan beri hükümetler senin oylarınla iş basma geliyor, yine senin oylarınla devriliyor. ama büyük meclise sen kendi temsilcilerini bugüne kadar sokmadığın için hükümetleri iş basma ge¬tirip devirmekten sana bir fayda gemliyor. çünkü şimdiye kadar oylarını verdiğin partilerden hiç bîri senin partin değildi. onlar ağaların, kapkaççıların menfaatlerine öncelik veren partilerdi. yine de öyledir.</p>
<p>bunun böyle olduğu, hükümetleri sen seçtiğin halde senin yoksul haya¬tında hiç bîr değişiklik olmamasından bellidir</p>
<p>emekçiler,</p>
<p>bu seçimlerde durum başka. şimdi, seçimlere senin öz par¬tin, türkiye işçi partisi de katılıyor. bizim partimizin milletvekili adaylarına bir göz at; 382 kişi bunlar. bu 382 kişinin 216 sı senin gibi kol emekçisi, ekmeğini bedeni ile çalışarak kazanan yurttaş. yani işçi, yani ırgat, yani yoksul köylü, yani zanaatkâr, yani teknisyen, yani küçük esnaf&#8230; geriye kalan 166&#8242;sı da hayatlarını se¬nin yoluna koymuş kafa işçileri: yani senin haklarını savunan, senin içinden çıkıp okuyabilmiş olan aydınlar, halktan yana avu¬katlar, doktorlar, mühendisler, emekli subaylar, öğretmenler, ya¬zarlar&#8230; yani namuslu aydınlar. aşağıdaki rakamlar iyice incele.</p>
<p>bak öteki partilerin listelerinde senden olan, yani yoksul halkın içinden çıkmış ya da yoksul halktan yana kaç milletvekili adayı var?</p>
<p>sana biz söyleyelim: ap&#8217;de 8, chp&#8217;de 18, ckmp&#8217;de 41, mp de 33, ytp&#8217;de 25 kişi. bunlar da sırf senin oyunu avlamak için üstelere kon¬muş, karşılarında türkiye işçi partisi var diye birkaç emekçiyi listele¬rine serpiştirmişler. sonra bunları da seçilecek yerlere koymamışlar, dikkat et. türkiye işçi partisinin listelerinde yer alan 216 kol emekçi¬sinin 9vi ilk dört sırada bulunuyor, yani seçilecek yerlerde.</p>
<p>buna karşılık öteki partilerin listeleri tüccarlar, toprak ağaları ve onlar hesabına çalışan sermayeci avukatlar, mühendisler, müteahhitlerle doludur. gözlerinin önüne serdiğimiz bu gerçeği, oy verirken sa¬kın unutma. tüm oylarını türkiye işçi partisi&#8217;ne verdin mi, mecliste senden 382 milletvekili olacaktır. ve senden olan bu milletvekilleri seni bugünkü yoksulluğundan kurtaracak kanunları en kısa zamanda çıkar¬tacaklardır. türkiye’mizi ileri bir toplum haline getirmek, tam bağım¬sızlığa yeniden kavuşturmak için gereken bütün adımlan atacaklardır.</p>
<p>kardeşler, çilekeş yurttaşlar,</p>
<p>her işin başı senin, temsilcilerinin, yani emekçi halkımızın iktidara gelmesidir. çünkü bağımsızlığı da, reformları da, sosyal adaleti de, de¬mokrasiyi de ancak senin temsilcilerin gerçekleştirebilir. çünkü bu iş¬lerin başarılmasında yalnız senin menfaatin vardır. ve yaratıca güç yal¬nız sendedir, emekçi halkımızdadır.</p>
<p>şimdi sana tip&#8217;in iktidara gelince yapacağı, muhalefette kalırsa ya¬pılmasını isteyeceği işleri bir bir anlatalım:</p>
<p>1 — dıs-politika:<br />
türkiye işçi partisi tam bağımsızlığı bütün meselelerimizin çözümü için temel şan sayar. bundan dolayı tam bağımsızlık haysiyetli bir var¬lık hâlinde yaşamanın şartı olduğu kadar ekonomik kalkınmanın da temel şartıdır. türkiye işçi partisi emperyalizmin, sömürgeciliğin, devletlerin içişlerine karışılmasının ve her türlü harp kışkırtıcılığının ke-sinlikle karşısındadır.<br />
türkiye işçi partisi tam bağımsız, yüzde yüz millî bir dış politika izleyecektir. bu, kurtuluş savaşının atatürk politikasına dönüştür. böyle bir politika birleşmiş milletler anayasası ilkeleri ışığında bütün devletlerle karşılıklı saygı ve tam eşitlik esasına göre ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanlarda dostluk münasebetleri kurmayı amaç bilir.</p>
<p>bundan dolayı türkiye işçi partisi:</p>
<p>a) yabancı devletlerle yapılmış bütün antlaşma ve sözleşmeleri, özellikle amerika birleşik devletleri ile imzalanmış ikili antlaşma ve sözleşmeleri gözden geçirecek ve bunlardan mîllî bağımsızlığımız ve millî menfaatlerimizle bağdaşmayanları derhal yürürlükten kaldıracak¬tır.</p>
<p>şöyle ki;</p>
<p>türkiye cumhuriyetinin imzalamış olduğu bu antlaşmalara daya¬narak yabancı devletlerin elde ettikleri siyasî, ekonomik, malî ve kazaî mahiyetteki her türlü imtiyazlara son verilecektir. yabancıların kurdu¬ğu askerî üsler kaldırılacaktır. misak-ı millî toprakları üzerinde mem¬leket dışı statüsüne tabiî bir karış toprak kalmayacaktır. böylece artık büyük meclisin kararı olmadan yurdumuzda üslenmiş yabancı devlet¬ler tarafından bir savaşa sürüklenmemiz ihtimali de kesinlikle ortadan kalkacaktır.</p>
<p>b) komşu devletlerle dostluk münasebetleri kurmak ve geliş¬tirmek atatürk dış politikasının temel ilkesi olmuştur. bu ilkenin mirasçısı olan türkiye işçi partisi sovyetler birliğiyle münasebetlerimizin iyileştirilmesi için son zamanlarda atılan adımları memnunlukla karşılar. ve bu yöndeki gelişmelerin karşılıklı say¬gı, itimat ve menfaate dayanan samimî dostluk münasebetleri şeklini almasını ister. ayrıca romanya, bulgaristan, yugoslavya ve arnavutluk ile yakın münasebetler kurulmasını tarafların men¬faatlerine uygun görür. emperyalist entrikalar yüzünden yunanistan’la bozulmuş olan münasebetlerimizin atatürk devrindeki seviyeye ulaştırılmasını, ırak, suriye ve bütün arap devletleriyle kardeşçe münasebetler kurulmasını zorunlu görür, iran ve pakistan’la münasebetlerimizin tam bağımsız, antiemperyalist dış poli¬tika mihveri etrafında yeniden ele alınmasını ve sağlam dostluklar hâlinde geliştirilmesini amaç bilir. türkiye işçi partisi özellikle millî kurtuluş savaşı yapmış veya yapmakta olan milletlerle mü¬nasebetler kurulup geliştirilmesini dış politikamızın temel bir he¬defi sayar. amerika birleşik devletleri dâhil, büyük-küçük bütün devletlerle, tam bağımsızlık ve egemenlik esasları dairesinde münasebetlerimizin karşılıklı menfaat, saygı, eşitlik, içişlere karışmama ilkele¬rine göre yeniden düzenlenmesini ve samimî dostluklar hâlinde geliş¬tirilmesini gerekli görür. milletlerarası anlaşmazlıkların barışçı yollar¬la çözümlenmesini ister.</p>
<p>kıbrıs meselesi ve türkiye işçi partisinin tezi:<br />
c) kıbrıs davasının türkiye’nin ve kıbrıs’taki türk topluluğu aley¬hinde gelişmesi ingiliz ve amerikan emperyalistlerinin yunanlı ortak¬larını desteklemelerinin bir yonucudur. oysa bizim hükümetlerimiz kıbrıs davasını yine de amerikalıların ve ingilizlerin yardımı ile çözmek istemişler ve bu istekleri kıbrıs davasını büsbütün bîr çıkmaza sokmuştur,</p>
<p>türkiye işçi partisinin bu meseledeki görüşü şudur:</p>
<p>kıbrıs meselesini her şeyden önce emperyalistlerin elinden çekip almak, bunun için de emperyalizme karşı olan devletlerin bu davada bizi desteklemesini sağlamak şarttır. bu maksatla türkiye işçi partisi, millî menfaatlerimize ve kıbrıs’taki türklerin menfaatlerine en uygun çözüm şekli olmak üzere kıbrıs&#8217;ın yabancı üslerden temizlenmesini, silahsızlandırılmasını ve milletlerarası garanti altında her iki topluluğun haklarına saygılı, bağımsız bir devlet olmasını teklif etmektedir. ve türkiye işçi partisi, yalnız ilgili tarafların, yâni türkiye’nin, yunanistan’ın ve kıbrıs’taki türk ve rum topluluklarının temsilcileriyle bir¬leşmiş milletlerden bir temsilcinin bir yuvarlak masa toplantısı yapmasını ister.</p>
<p>2 — millî savunma:</p>
<p>türkiye işçi partisi barışçıdır. halkımızın hiç bir milletin topraklarında gözü yoktur. herhangi bir saldırı savaşım düşünmez. ve bir saldın savaşma âlet olmaz. ancak saldırıya uğradığı zaman yeniden bir millî kurtuluş savaşı yapacaktır. bundan dola¬yı savunma politikamızın amacı bağımsızlığımızı, millî varlığımıza, anayurt topraklarının bütünlüğünü ve cumhuriyetimizi koru¬maktır. saldın nereden ve kimden gelirse gelsin, gücü ne olursa olsun. anayurt toprakları milletin son ferdine kadar inatla karış karış savunulacak; yeni bir milli kurtuluş savaşı verilip zafere ulaştırılacaktır.</p>
<p>bunun için silâhlı kuvvetlerimiz halkla en yakın dayanışma ve işbirliği içinde, modern millî kurtuluş savaşı stratejisi ve taktiğine göre dona¬tılıp eğitilecektir. gerekli silâh ve malzemeyi yabancıya muhtaç olma¬dan kendi kaynaklarımızdan elde etmek için millî silâh sanayiinin hızla geliştirilmesi sanayileşme programımızın amaçlarından biri olacaktır.</p>
<p>üçüncü bir dünya savaşının insanlığa getireceği sayısız ve tarifsiz acılan ve felâketleri açık olarak gören ve kavrayan türkiye işçi partisi savaşın kanun dışı edilmesini ve genel silâhsızlanmaya gidilmesini ister.</p>
<p>türkiye’miz gibi geri kalmış bir ülkenin kısa zamanda kalkınıp ilerlemesi ancak devamlı bir barış düzeninin kurulmasıyla mümkün olacak¬tır. bundan dolayı herkese inan ve güven verecek milletlerarası denet altında nükleer denemelerin durdurulmasını, nükleer silâhların yok edilmesini ön gören, klâsik silâhlan içine alan genel silâhsızlanmayı ba¬rış düzeninin gerçekten kurulması için şart sayar.</p>
<p>3 — kalkınma:</p>
<p>iktisadi kalkınma, bir taraftan yoksul halkın sefaletten kurtuluşu ve sosyal adaletin sağlanması, diğer taraftan da dünya milletleri içinde bağımsız, eşit ve haysiyetli varlığımızı korumanın şartıdır. bu sebepten hızlı bir kalkınma sağlamak türkiye işçi partisinin baş davasıdır. kal¬kınma deyince, ileri memleketlerin sanayileşme ve her sahadaki üretim düzeyine ulaşmayı anlıyoruz. bu, üretimde en yeni tekniklerin kullanıl¬masını ve temel ağır endüstrilerin yurt içinde kurulmasını gerektirir. böyle yapılmazsa, türkiye’mizin kendi gücü ve gayretiyle kalkınmasını gerçekleştirmesine imkân kalmaz ve yabancı desteğine muhtaç, ikinci üçüncü derecede bir memleket olmaktan kurtulamaz.</p>
<p>türkiye böyle bir kalkınmayı kapitalist yoldan gerçekleştiremez.  bu yol en az yüz elli yıl önce kapanmıştır. cumhuriyet devrinin 40 yıl¬lık kapitalist yoldan kalkınma çabalarının beyhudeliği de bunu teyit etmektedir. gerçekten, bunca yıllık çabalara, dış yardımlara, çeşitli teşvik ve himayelere rağmen özel sektörde beklenen sanayileşme ham¬lesi sağlanamamıştır, özel sektörün bu güçsüzlüğünü telâfi etmek için, memleket kapıları yabancı özel sermaye yatırımlarına açılmış ve “ortak pazar”a girmek gibi akıl almaz yollara sapılmıştır. bunlar millî bir sa¬nayi kurmamızı bütün bütün çıkmaza sokmuştur.</p>
<p>hâlbuki türkiye’miz hızlı bir kalkınmanın ön şartlarına sahiptir. türkiye işçi partisi kalkınmamızı yurdumuzun ve dünyanın gerçekleri¬ne uygun olarak, halktan yana plânlı bir devletçilikle yürütecektir. bu sistemde kamu sektörü esastır. ağır endüstri ile büyük işletmeler devlet eliyle kurulup işletilecektir. ancak bu her şeyin devletleştirileceği şek¬linde anlaşılmamalıdır. özel sektördeki gerçek sanayici ve millî ekono¬miye hizmet eden müteşebbislerle, uzun müddet olumlu bir işbirliği yapılacaktır. diğer bir deyimi türkiye işçi partisi türkiye’nin ekono¬mik hayatının uzunca bir süre karma ekonomi çerçevesi içinde yürütülmesi zorunluluğunu kabul eder ancak bu karma ekonominin şimdikinden farkı, yönetim ve denetime emekçilerin de katıldığı kamu sektö¬rünün gittikçe büyümesi ve millî ekonominin ağırlık merkezini teşkil et¬mesidir. buna karşılık özel sektör gittikçe önemi azalan bir yardımcı durumunda olacaktır. bu sürenin uzunluğunu tarihî gelişme tayin ede¬cektir.</p>
<p>a — demir çelik ve ağır sanayi:</p>
<p>türkiye işçi partisi zaten büyük ölçüde devlet sermayesiyle kurulup, özel sektöre peşkeş çekilmiş olan ereğli demir çelik tesislerini ve benzerlerini devletleştirecektir. makine yapan ma¬kine sanayiine ve kimya sanayiine öncelik verilecek, bunlar mil¬let malı olarak millet yararına millet eliyle hızla kurulup gelişti¬rilecektir.</p>
<p>b — yabancı özel sermaye:</p>
<p>yabancı özel sermaye, yerli sanayiimizin kurulup gelişmesini ön¬leyen başlıca bir unsurdur. memleketimizdeki tecrübe, yabancıların memlekette hemen hiçbir ciddi sınaî tesis kurmadıklarını, yeni ve mo¬dern üretim usulleri getirmediklerini, buna karşılık aşın kârlar yapa¬rak bunları yurt dışına transfer ettiklerini ortaya koymuştur. türki¬ye işçi partisi iktidara gelince, yabancı özel sermayeyi millileştirecek ve mevcut yabancı sermayeyi teşvik kanununu derhal yürürlükten kal-dıracaktır.</p>
<p>c — ortak pazar:</p>
<p>ortak pazar üyeliği, yurdumuzun kapılarını yabancı sermaye yatırımlarına açan diğer bir yoldur. ortak pazarın ikinci bir kötülüğü de, yerli sermayenin de yurt dışına çıkmasını serbest bırakmasıdır. bugün çeşitli kontrollere rağmen sermayenin dışarıya kaçmakta olduğu göz önüne alınırsa, ortak pazarın tam üyesi haline geldiğimiz zaman yerli sermayenin ne hızla dışarı akacağını tahmin etmek güç değildir. ortak pazarın üçüncü kötülüğü de gümrükleri ve her türlü dış tica¬ret tahditlerini ortadan kaldırarak, yerli sanayimizi ortak pazarın sa¬nayileşmiş üyelerinin rekabeti karşısında himayesiz bırakmasıdır. bu durumda mevcut sanayimizin de çöküp gideceği muhakkaktır. bütün bu iktisadi mahzurlarına rağmen geçmiş iktidarların ortak pazar&#8217;a girmekte bunca ısrar göstermeleri, türkiye’nin bugünkü sosyal yapısı¬nı, yani toprak ağalarının ve kapkaççı sermaye çevrelerinin nüfuz ve hâkimiyetini teminat altına almak ve toplumcu bir gelişme yolunu ka¬patmak düşüncesidir.</p>
<p>türkiye işçi partisi, bütün bu sebeplerle, ortak pazara üye olmamıza kesinlikle karşıdır. ve iktidara geldiği zaman ortak pazardan çıkacaktır. bu takdirde ortak pazar üyeleriyle olan ticarî münasebetlerimizi özel anlaşmalarla geliştirecektir.</p>
<p>d — petrol  ve madenler:</p>
<p>türkiye’de petrolün bulunduğu ilk defa türk uzmanları tarafın¬dan söylenmiştir. petrolü bulan, çıkaran, tasfiye edenler de gene türk uzmanları, mühendisleri ve işçileridir. bugün en çok petrol çıkaran türkiye petrolleri anonim ortaklığı’dır. ayrıca, petrol sondaj âletleri¬nin de türk uzmanları tarafından yurt içinde yapılması imkânları var¬dır. hâl böyleyken, kendi petrollerimizi kendimizin çıkarıp işleyemeyeceğimizi ve yabancı şirketlere muhtaç olduğumuzu iddia etmek, her türlü temelden yoksundur. bu gibiler, milletinin yaratıcı gücüne inanmayan, ya da yabancılara aracılık etmekle geçinen zavallılardır.<br />
türkiye işçi partisi meclise girer girmez petrol kanununun yürürlükten kalkması için sonuna kadar savaşacaktır ve petrollerimizin münhasıran devlet eliyle çıkarılmasını, tasfiyesini ve da¬ğıtımını sağlayacaktır. diğer madenlerimiz için de esas olan bu¬dur. yani millet malının millet eliyle millet yararına işletilmesidir.</p>
<p>e — iktisadi devlet teşekkülleri:</p>
<p>iktisadî devlet teşekkülleri bugünkü halleriyle büyük şikâyet konusudur. buralarda yatan 50 milyarı aşkın sermayenin gereği kadar verimli çalıştırılmadığı söylenmektedir. bu iddiaların, hiç değilse kıs¬men haklı olduğu muhakkaktır. çünkü gelmiş geçmiş siyasî iktidar¬lar bunların iyi işlemesini engellemişlerdir. gerçekten bu teşekküllerde esas itibariyle bazı sınıf ve zümrelerin yararına transferler yapan bir fiyat politikası rakip edilmektedir. diğer bir deyimle bu teşekküllerin zararları özel sektörün yaptığı kârların kaynağıdır. ayrıca bu teşekküller, basit parti politikası oyunlarına da âlet edilmekte ve başlarındaki idareciler sık sık değiştirilerek rasyonel bir işletmecilikten ve kâr im¬kânından yoksun bırakılmaktadır.</p>
<p>türkiye işçi partisinin devletçiliği bugünkü devletçilikten ve tür¬kiye işçi partisinin iktidarındaki iktisadî devlet teşekkülleri de bugünkülerden kesin olarak farklı olacaktır. türkiye işçi partisinin halk ya¬rarına plânlı devletçiliği iktisadi devlet teşekküllerinin bugünkü sosyal ve politik bozuk yapıdan gelen arızalarını kökünden kaldıracak ve verimli bir işletme idaresinin kurulması yollarını açacaktır,</p>
<p>f — dış ticaret:</p>
<p>dış ticaret, türk ekonomisinin en hassas ve önemli bir kilit nokta¬sıdır. bu sektörde her yıl asgari iki milyar civarında bir kâr teşekkül etmekte ve bu muazzam meblâğ pek küçük bir azınlığın cebine gir¬mekte ve kısırlaşmaktadır. ayrıca köylümüzün ihraç mahsullerini değerlendirmek, yeni sınaî mamullerin ihracını sağlayacak rasyonel bir ihracatı teşvik politikası tatbik edebilmek için ihracatın esas itibariyle devlet kurumlan eliyle yapılmasında büyük yarar vardır. dış tica-ret hemen hiç emeksiz çok büyük kârlar sağlayan bir sektördür. eme¬ği en yüce değer sayan ve ekonomik faaliyetlerin ancak halk yararına yürütülmesini isteyen partimiz bu bakımdan da dış ticaretin özel şa¬hıslar elinde olmasına karşıdır. nihayet bugünkü dış ticaret düzeni çeşitli kombinezonlarla döviz kaçakçılığı yapılmasına imkân vermek¬tedir. her yıl bu suretle kaybedilen dövizin küçümsenmeyecek miktar¬larda olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>bu sebeplerden türkiye işçi partisi iktidara geldiği zaman dış ti¬careti devletleştirecek ve buradan sağlanan muazzam kârların, halkın yararına kullanılmasını sağlayacaktır.</p>
<p>b — bankacılık ve sigortacılık:</p>
<p>iktisadî faaliyetlerin ağırlık merkezinin kamu sektörüne kaydı¬rılacağı ve dış ticaretin devletleştirileceği bir düzende bankacılığın özel ellerde bulunmasının biç bir manası kalmayacaktır. ayrıca kredilerin plân çerçevesi içinde dağıtımı da bankaların devlet elinde olmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>sigorta şirketleri de memleketimizde emeksiz para kazanmanın bir vasıtasıdır. bu sebeplerle türkiye işçi partisi bankacılığı ve sigortacığı bütünüyle devletleştirecektir. banka kredilerinin diğer büyük bir önemi, küçük esnaf, zanaatkâr, köylü müstahsili fırsatçı aracı tüc¬carın ve tefecilerin pençesinden kurtaracak tek araç olmasıdır, gerçekten, banka kredileri müstahsile zamanında ve yeteri miktarda ve¬rilmemektedir. böylece küçük müstahsil çok ağır şartlarla tefecilere gitmekte, ya da mahsulünü çok düşük fiyatlarla aracı tüccara kaptırmaktadır. türkiye işçi partisi iktidara gelince küçük müstahsilimizi ezen bu büyük soyguna son vermek üzere gerekli kooperatifleri ku¬racak ve banka kredilerim yalnız müstahsillerimizi desteklemek için kullanacaktır.</p>
<p>h — vergi reformu:</p>
<p>türkiye işçi partisi vergileri bir taraftan kamu sektöründe sermaye birikiminin, diğer taraftan da sosyal adaleti sağlamanın başlıca bir vasıtası sayar. vergi gelirlerini arttırmak için, vergi kanunlarındaki kaçakçılığa imkân veren boşlukları doldurmak ve idarî kontrolü sağlamak îçin derhal ciddî tedbirler alınacaktır. bunun yaraşıra, yoksul halkın sırtına yüklenmiş olan ağır vergi yükü hafifletilecek ve her halde asgari ücretlerden vergi alınmayacaktır.</p>
<p>emekçilerden tasarruf bonosu için kesinti yapılmayacak, beyannameli mükelleflerin tasarruf bonoları da vergi haline sokulacaktır.</p>
<p>ı — bölgeler arası denge:</p>
<p>memleketimizin çeşitli bölgeleri aynı derecede gelişmiş değildir, doğu ve güney doğu bölgelerimiz batı bölgelerine kıyasla çok daha geri kalmış durumdadır,  o kadar ki, buralara mahrumiyet bölgesi denilmektedir.</p>
<p>türkiye işçi partisi, doğu ve güney doğu illerimizin bu utanç, verici durumuna en kısa zamanda son vermek üzere yeni sınaî tesislerin kurulmasında, okul, hastane ve her türlü bayın¬dırlık işlerinde bu bölgeye öncelik tanıyacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi aynı zamanda, halkımızın köylerden şehirlere, özellikle büyük şehirlere göç etmesinin sebep olduğu gelişi güzel şe¬hirleşmeye son verecekler. köylerden şehirlere doğru olan bu göç hareketini sanayileşmenin kaynağı ve dayanağı olarak değerlendirecek ve düzenleyecektir.</p>
<p>4 — toprak meselesi:<br />
türkiye’de 3 milyon köylü ailesi vardır; çalışan nüfusumuzun  % 70 ten fazlası geçimini tarım işleriyle, tarla işleriyle sağlıyor. oysa bunlardan 510 bin ailenin hiç toprağı yoktur; ırgatlık, rençberlik ede¬rek geçinmeğe çalışırlar. 2 milyon 122 bin ailenin de işlediği toprak parçaları 1 ile 100 dönüm arasındadır. yani çoğunluğunun işledikleri toprak, ailelerini geçindirmeğe yetmemektedir. buna karşılık 30 bin, 50 bin, 100 bin dönümlük ve 100 bin dönümden aşkın, memleket ka-dar geniş topraklar bir avuç toprak ağası ailenin elindedir. bu duruma kesinlikle son verilmesi kalkınma davamızın temel meselesidir. çünkü tarımda üretimin arttırılması sanayileşmemize destek olacağından başka işsizliğin kısmen önlenmesi de gene toprak ve tarım reform¬larının bir an önce gerçekleştirilmesini zorunlu kılar.</p>
<p>türkiye işçi partisinin toprak reformu anlayışı ekonomik ve poli¬tik olmak üzer iki hedef gütmektedir:</p>
<p>toprak reformu ile hem topraksız veya toprağı yetmeyen köylü aileleri toprağa kavuşturulacak ve tarımda verim arttırılacaktır, hem de toprak ağlarının yoksul köylü vatandaş ve genellikle memleket po¬litikası üzerindeki antidemokratik, tutucu ve gerici nüfuz ve hâkimi¬yetleri sona erdirilecektir. türkiye işçi partisi iktidara gelince, anaya¬samızın emrettiği gibi derhal çıkarılacak toprak kanunu ile topraksız ve toprağı yetmeyen köylüler, üzerinde çalıştıkları toprağa sahip ola¬caklardır. bunun için büyük toprak sahiplerinin ellerindeki topraklar kendilerine en çok beş yüz dönüm bırakılarak anayasanın öngördüğü şekilde kamulaştırılacaktır. kamulaştırılan bu topraklar ve bugüne kadar ağalara peşkeş çekilen hazine toprakları parasız olarak köylüye dağıtılacaktır. ve tapuları ellerine verilecektir.</p>
<p>toprak reformu kanunu merkezdeki uzmanlardan kurulu teşkilatı ile köy kurulları tarafından birlikte uygulanacaktır. topraksız ve toprağı yetmeyen köylüler kendi aralarında köy kurullarını seçecek¬lerdir. köy kurulları toprak reformunu bölgelere, tarımın çeşidine, toprağın verimliliğine göre kanunun tespit ettiği esaslar dairesinde uy¬gulayacaktır. ailesini geçindirecek kadar toprağı bulunan orta halli köy¬lülerin toprağına dokunulmayacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi iktidara gelince toprak reformu bölge bölge değil, bütün memlekette derhal uygulanacaktır. ve toprak dağıtımı sürüncemede bırakılmayacaktır. hileli ve danışıklı yollara başvuran büyük toprak sahiplerinin bütün tertiplerini boşa çıkaracak tedbirler birer birer alınacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisinin iktidara gelmesiyle toprağa kavuşan yoksul köylüler ile orta halli köylü ailelerine, bugüne kadar toprak ağaları¬nın faydalandıkları banka kredileri, ucuz tohumluk, gübre, ilâç gibi yardımlar yapılacak; bunlar traktör, biçer-döver gibi araçlardan yararlandırılacaktır. bu maksatla memleket çapında devlet tarım istas¬yonları kurulacaktır. böylece hem verim artacak, hem de fakir köy¬lü tefecilerden, faizcilerden kurtarılacaktır. ayrıca devlet, mahsûlü değerine satın alarak fakir köylüyü kapkaççı tüccardan kurtaracaktır</p>
<p>5 — çalışma ve sosyal güvenlik:</p>
<p>türkiye işçi partisi, anayasamızın öngördüğü köklü dönüşüm¬lerle insanın insanı sömürmesine son veren bir düzen kuracaktır.  bu düzende işçiler ve bütün emekçi halkımız emeklerinin tam karşılığım alacaktır. türkiye işçi partisi haftada beş gün ve 40 saat çalışma esass¬ın kabul eder. bu çalışma süresi için, yapılan işe uygun ve işçi aile¬sine insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlayacak mik¬tarda ücret ödenir. bundan fazla çalışıldığı takdirde fazla mesai sayı¬lacak ve zamlı ücret ödenecektir.</p>
<p>ücretler «oynak merdiven» sistemine göre hayat pahalılaştıkça ona paralel olarak arttırılacaktır.</p>
<p>iş kanunu, deniz-iş kanunu, sendika kurma, grev hakkı bugünkü anayasamıza aykırı kısıtlamalardan tamamiyle temizlenecek; çalışma hayatına tam bir demokratik ruh ve düzen hâkim kılınacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi, zaten anayasamızda da bulunmayan ve işve¬renlere işçiyi aç bırakmak suretiyle pazarlık imkânını veren lokavt müessesesini kesinlikle yasaklayacaktır<br />
.<br />
bugünkü iş kanunu yürürlükten kaldırılacak ve işçinin yararına olarak yeni bir iş kanunu çıkarılacaktır. yeraltı işçileriyle sağlık için tehlikeli iş kollarında çalışan ağır işçiler için özel hükümler geti¬rilecektir. yeniden düzenlenecek iş kanunu, tarım işçilerine ve tek işçi çalıştıran yerlere de uygulanacaktır. ancak çıraklığın özellikleri göz-önünde tutularak usta ile çırak arasındaki münasebetler ayrıca dü¬zenlenecektir.</p>
<p>işsizlik sigortası kurulacak ve bütün sosyal sigortalar ve diğer sosyal güvenlik tedbirleri, işçi, köylü, zanaatkâr, küçük esnaf, memur ve dar gelirli serbest meslek sahiplerini ve ailelerini kapsayan şekil¬de genişletilecektir. böylece hiç bir emekçi yurttaş hastalık, kaza, ölüm, işsizlik ve ihtiyarlık hallerinde kaderiyle baş başa yalnız bırakılmayacak, toplumun yardım ve himayesine kavuşturulacaktır. sosyal sigorta kanunu bu amaçla değiştirilecektir. sosyal sigorta fonlarının, işverenlere kredi şeklinde çarçur edilmesine türkiye işçi partisi ke¬sinlikle son verecektir. bu fonlar yalnız işçiler yararına harcanacak¬tır.</p>
<p>6 — gençlik ve eğitim:</p>
<p>gençlik, özellikle yüksek öğrenim gençliği yurdumuzun ilerici, di¬namik kuvvetleri arasındadır. bütün az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizde de gençlik hareketleri tümünde anti-emperyalist, halkçı bir ni¬telik taşımaktadır ve bu niteliği gün geçtikçe kuvvetlenmektedir. top¬lumun ilerleme ve kalkınma isteklerini dile getirmede, bunları mem¬leket halkoyuna ve dünyaya duyurmada, halkı uyandırmada ve ikti¬dar çevreleri üzerinde bir baskı grubu etkisi yapmada gençlik teşek¬küllerinin önemi büyüktür.</p>
<p>esasen yüksek öğrenim gençliğimiz 27 mayısı ve yeni anayasamı¬zı getiren toplumsal şartların gelişip belirgin hale gelmesinde büyük rol oynamış ve zamanın baskı idaresine karşı demokratik hak ve hür¬riyetleri canını tehlikeye sokarak, kurbanlar vererek savunmuştur.</p>
<p>27 mayıs&#8217;tan bu yana da gençliğimiz, sömürücülüğe ve emperyalizme karşı, halktan ve emekten yana olan her harekette başta gelen bir un¬sur olmuştur.</p>
<p>türkiye işçi partisi iktidara gelince türk gençliğini köyde ve kentte, çalışma ve öğrenim hayatında demokratik esaslar üzerinden teşkilâtlandıracak, gençliğin memleket hayatında ve kalkınmasında da¬ha etken bir rol oynaması şartlarını sağlayacaktır.</p>
<p>gençlik meselesi eğitim meselesi ile doğrudan doğruya ilintilidir. türkiye işçi partisinin görüşüne göre eğitimde ilerleme ve gelişme ite ekonomik kalkınma birbirine bağlıdır ve birbirini karşılıklı etkiler. çünkü daha çok ve daha iyi okullar yapmak, öğretmen yetiştirmek, öğretim araçları temin etmek bir mali imkân meselesidir. ve ancak emekten yana plânlı bir devletçilikle eğitimin imkân ve araçları hızla ve memleket çapında temin edilebilir. yeni kuşaklar hem verim¬li bir üretim veya hizmet unsuru olarak, hem de kişiliği bütünleşmiş, kültürlü, bilinçli birer yurttaş olarak yetiştirilecektir. bu maksatla bütün eğitim müesseseleri toplumun üretim hayatiyle doğrudan ilişki¬ler kurulacak şekilde yeni bir düzene sokulacaktır. genel kültür eği¬timi ile meslekî öğretim kaynaştırılarak verilecektir. köyde kentte çalışan gençlere de meslekî bilgilerini, genel kültürlerini ve kişisel istidat ve kabiliyetlerini geliştirmek imkânlarını sağlayacak gece okul¬ları, bilim, sanat, edebiyat, teknik enstitüleri açılacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi, toplumun çeşitli sınıf ve tabakaları arasında görülen eğitim imkânları eşitsizliğini ortadan kaldıracaktır. her de¬receden okular ve üniversiteler devletin malî imkânları geliştikçe tüm parasız hale getirilecektir. geniş bir burs sistemi uygulanacak, yatı¬lı devlet okulları çoğaltılacaktır. köyde, kentte üstün kabiliyetli halk çocuklarım bulma ve bunlara, kabiliyetlerine uygun bütün eğitim ve yetiştirme imkânlarım sağlamak üzere tedbirler alınacaktır.</p>
<p>çocuk ve gençlerin eğitimi yaraşıra yetişkinlerin eğitilmesi ve ye¬tiştirilmesi de önemle ele alınacak, bir halk eğitim teşkilâtı kurula¬caktır. orta ve yüksek öğrenimin özelliklerini kapsayan kısa devreli halk akademileri açılacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi köy enstitülerini yeniden açacaktır. türkiye işçi partisi, köy enstitülerinin, köyde eğitim meselesini çözecek, mem¬leket gerçeklerine en uygun ve yüzde yüz millî ve başka yerlerde ben¬zeri olmayan bir eğitim metodu olduğuna inanır. köy enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacı ile aynı ilkelere uygun olarak öğretim ya¬pan yüksek köy enstitüsü&#8217;nü de yeniden açacaktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi, kültürel bağımsızlığın, politik ve ekonomik bağımsızlık kadar önemli olduğuna inanır. bunun için her seviyede eğitim ve bilimsel araştırma kurumlarımız yabancı devletlerin malî ve kültürel nüfuzundan kurtarılacak, millî bir eğitim ve araştırma siste¬mi kurulacaktır.</p>
<p>7 — demokrasi ve temel ilkeler:</p>
<p>türkiye işçi partisi yukarda açıklanan ve memleketimizin kalkın¬ması için şart olan işleri en geniş bir demokratik anlayışla ve aşağıda¬ki ilkelerin ışığı altında yürütecektir:</p>
<p>a — her şey insan için; emek en yüce değerdir:</p>
<p>işçi partisi her şeyin insan için olduğuna inanır. maddî ve manevî bütün zenginliklerin yaratıcısı da insandır, onun yaratıcı eme¬ğidir. bundan dolayı türkiye işçi partisi, emeği toplumda en yüce de¬ğer olarak kabul eder. bütün nimetler emeğe göre paylaştırılmalıdır. haklar, yetkiler emek değerine göre kazanılmalıdır. atatürk’ün de¬diği gibi &#8220;çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. yoksa arka üstü tatmak ve bayatım çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içinde hakkı yoktur, yeri yoktur.&#8221; atatürk böyle diyor, bu¬nun içindir ki türkiye işçi partisi her vatandaşın, harcadığı emeğe gö¬re değer almasını ve kazancının gene harcadığı emeğe göre hesaplan¬masını zorunlu görür. türkiye işçi partisi, millî geliri vatandaşlar, sı¬nıflar ve bölgeler arasında paylaştırırken emeği biricik ölçü olarak kabul etmektedir. emek sadece ekonomik bir değer değil, aynı zaman¬da ahlâkî bir değerdir.</p>
<p>türkiye işçi partisi şu inançtadır ki, emeği en yüce değer sayan bir toplum düzeninin kurulması yepyeni bir insan-anlayışının doğma¬sına sebep olacaktır. kardeşçe dayanışma ve işbirliği esasına göre yep¬yeni bir hak ve ödev anlayışı ile hareket eden vatandaşlarımız demok¬ratik, toplumcu ve tam bağımsız bir türkiye’nin kuruluşunda en yük¬sek derecede yaratıcı bir güç hâline geleceklerdir. sosyal münasebet¬ler insana saygı ve sevgi temeli üzerine kurulacaktır. ve böylece yep¬yeni bir iktisadî ve politik düzende yaşayan vatandaşlarımız insanı en son dereceye kadar yücelten, en temiz ahlâk kurallarına bağlanmış bulunacaklardır.</p>
<p>b — «hayatta en hakiki mürşit ilimdir»</p>
<p>türkiye işçi partisi her işte bilimin en sağlam yol gösterici oldu¬ğuna inanmaktadır. insanlar bilim ve teknik sayesinde daha çok hür¬riyete ve mutluluğa kavuşmak için tabiatı, toplumu ve kendilerini değiştirme gücüne sahip olurlar. insanlar bilim kanunlarım bula bula dünyayı gittikçe daha güzel, daha iyi, daha doğru ve kendileri için da¬ha yararlı hâle getirmişlerdir ve getirmektedirler. hâlbuki sömürücü ve çıkarcı düzenden yana olan partiler, bilimin bu imkânlarından, temsil ettikleri sınıf ve zümrelerin çıkarlarıyla çatıştığı için yararlana¬mazlar. çünkü toplum düzenini halk yararına değiştirmek bunların işine gelmez. türkiye işçi partisi nüfusumuzun yüzde 99&#8242;unu kapsa¬yan büyük emekçi kütlesinin partisi olduğundan bu niteliği icabı ka¬tıksız olarak bilimden yanadır. ve bundan dolayı türkiye işçi partisi, politikasını bilime göre çizer ve gene bilimin ortaya koyduğu gerçek¬leri göz önünde bulundurarak yürütür.</p>
<p>c — milliyetçilik ve halkçılık:</p>
<p>türkiye işçi partisi milliyetçiliği halkçılıktan ayrı düşünmez. mem¬leketin bütün fertlerim kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün sayar. milletimizi dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip kişiliği olan bir üyesi olarak, bilimde, teknikte, kültürde,    ekonomide ve toplum hayatının her alanında daima yüceltmeyi amaç bilir.</p>
<p>türkiye işçi partisi milliyetçiliği dünya halklarının, insanlık, de¬mokrasi, hürriyet, bilim ve ilerleme yolunda kardeşçe ve barış içinde yarışmalarının itici, manevî kuvveti sayar. her halde türkiye işçi partisinin milliyetçilik anlayışı vatandaşlarımız arasında din, mezhep, dil, ırk ayrılıkları bakımından eşitsizlikler yaratılmasına kesinlikle karşıdır.</p>
<p>türkiye işçi partisi başka milletleri aşağı gören emperyalizmin yayılma politikasına bayraktık eden, saldırgan, faşist milliyetçilik an¬layışını kökten reddeder. kökü millî kurtuluş savaşımızda bulunan milliyetçiliğimiz, antiemperyalisttir ve halkçıdır.</p>
<p>d — din ve lâiklik:</p>
<p>türkiye işçi partisi vatandaşın dinî inançlarına içtenlikle saygı duyar. anayasa teminatı altında olan dinî inançlarından dolayı hiç bir vatandaşın ibadeti yasaklanamaz ve hiç bir vatandaş dinî inançların¬dan dolayı kınanamaz, hor görülemez. kamu düzenine veya genel ah¬lâka veya bu amaçlara aykırı olmayan ibadetler, dinî ayin ve törenler serbesttir.</p>
<p>türkiye işçi partisi doğrudan doğruya halkımız tarafından kurul¬muş bîr parti olduğu için üyelerinin büyük çoğunluğu müslüman’dır. küçük bir kısmı da başka dinlerden veya felsefî inançlara sahip olan türk vatandaşlarıdır. bundan dolayı çıkarcı çevreleri türkiye işçi partisine yönelttikleri dinsizlik suçlaması bîr iftiradan ibarettir. hal¬kın partisi elbette ki onu kuran, onu geliştiren ve yaşatan halkın di¬nine samimiyetle saygı duyacaktır. bu gayet tabiî bir hâldir.</p>
<p>beri yandan türkiye îşçi partisinin gerçekleştirmek kararında olduğu ekonomik, sosyal, politik toplum düzeninin dinî inançlarla çe¬lişen bir yanı yoktur. esasen hiçbir din, sömürücülerin, çıkarcıların eline düşüp de ilk saf şeklini kaybetmediği sürece, çalışan insana karşı değildir. dinimiz ve öteki dinler ilkeleriyle her zaman çalışanın yanında ve sömürücünün karşısında olmuşlardır. dinin ilkeleri cümle kötülüklere karşı olmaktır. müslümanlık ta, dinler arasında sosyal yardımlaşmaya, sosyal adalete en çok yer vereni, fakir fukaranın, ezilmişin hakkı yenmişin en çok yanında olanıdır.</p>
<p>ancak türkiye işçi partisi, halkımızın temiz dînî inançlarının çir¬kin politikacılar ve çıkarcılar tarafından istismar edilmesine, dünya isleriyle din işlerini birbirine karıştırılmasına ve böylece masum va¬tandaşlarımızın toplum reformlarına karşı çıkarılmasına izin vermez ve vermeyecektir.</p>
<p>hiç kimse dinî inançları istismar ederek, devletin sosyal, ekonomik, politik ve hukukî temel düzenini din kurallarına dayattırmağa kalkışamaz lâikliğe aykırı olan bu gibi davranışların türkiye işçi partisi kesinlikle karşısındadır,</p>
<p>fakat türkiye işçi partisi iktidara gelince vatandaşlarımız dinî ve felsefî inançları bakımından bugünkü ile kıyaslanamayacak derece de hür ve serbest olacaklardır.</p>
<p>e — mülkiyet</p>
<p>türkiye işçi partisi, mülkiyet ve miras haklarını tanır. vatandaş¬ların yarına güvenle bakabilmeleri, insanca yaşayabilmeleri için MAL, mülk, ev bark sahibi olmalarım zorunlu görür, bugün yokluk içinde yaşayan vatandaşı bir eve kavuşturmak, ihtiyaç duyduğu matları yeteri kadar tüketecek duruma getirmek başlıca amacımızdır.</p>
<p>ancak, türkiye işçi partisi, hiç kimsenin malına mülküne daya¬narak vatandaşı sömürmesine göz yumamaz.</p>
<p>mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına da olmak gerekir. çünkü mülkiyet, hak sahibine ödevler de yükler. türkiye işçi partisi millî ekonominin kilit taşı durumunda olan büyük üretim araçlarını (demir çelik tesisleri gibi, petrol gibi, madenler gibi, aslında millete ait olan servetleri) millet malı hâline getirecek ve halkın eliyle millet yararına işletecektir. çünkü bunlar özel kişilerin mülkü olarak işle¬tildiği takdirde, insanın insanı sömürmesine yol açmaktadır; halk kitlelerinin mal, mülk edinmesine engel olmaktadır. bu durum ayrıca ilerlemeyi, ekonomik kalkınmamızı kösteklemekte ve başta işsizlik ol¬mak üzere türlü ekonomik ve sosyal âfetlere yol açmaktadır.</p>
<p>bugün mülkiyet hakkım savunur görünenler ve türkiye işçi partisini mülkiyete karşı imiş gibi gösterenler aslında küçük bîr azın¬lığın mülkiyet hakkını savunmaktadırlar; köyde kentte büyük halk çoğunluğunun insanca yaşayabilmek için gerekli mal mülkten mah¬rum, yoksulluk içinde yaşamasını ise hiç umursamamakta, hattâ en¬gellemektedirler.<br />
bundan dolayıdır ki, türkiye işçi partisi büyük üretim araçları¬nın özel mülk olmasına prensip itibariyle karşıdır. bunun dışında türkiye işçi partisinin amacı vatandaşı daha çok mal mülk sahibi etmek¬tir.</p>
<p>t — aile ve kadın:</p>
<p>türkiye işçi partisi aileyi toplumun temel müessesesi, sayar. gele¬cek nesiller ilk terbiyeyi aile çevresinde aldığı için ailenin düzenli, mutlu, kültürlü bir hayat seviyesine eriştirilmesine önem verir. bu¬gün hayat pahalılığı, gelir darlığı, geçim sıkıntısı ailelerde geçimsiz¬liklere yol açmakta, aile hayatını huzursuz kılmaktadır. ana ve babalar çocuklarının ihtiyaçlarını gönüllerinin dilediği gibi karşılayama¬mak, onları okutamamak mutsuzluğu içindedirler. yoksul halk çocuk-ları daha okul ve oyun çağındayken ve okumak, oynamak, tatil ayla¬rını zevkle geçirmek onların en tabiî hakkıyken, ailenin geçimine yar¬dımcı olabilmek için en ağır iş şartları altında fabrikalarda, atölyeler¬de, tarlalarda çalışmak zorunda kalıyorlar. daha ergin çağa gelmeden hayatın bin bir çilesi, maddî ve manevî tehlikeleriyle karşılaşıyorlar.</p>
<p>türkiye işçi partisi iktidara gelince aileyi bu durumdan kurtara¬caktır. türkiye işçi partisinin gerçekleştireceği ekonomik ve kültürel kalkınma ile aile müessesesi kuvvetlenecek, aile refaha ve mutluluğa ulaşacaktır.</p>
<p>kadının gerek aile içinde ana olarak, gerek yurdumuzun bütün çalışma ve üretim alanında en ağır hayat şartlan içinde bulunduğu bir gerçektir.</p>
<p>mevcut kanunların kadına tanıdığı haklar sağlam bir ekonomik ve sosyal temele dayanmadığı için, toplumumuzda kadın, en çok sö¬mürülen varlıktır.</p>
<p>türkiye işçi partisi, her alanda kadın haklarını sağlam temellere dayayarak türk kadınına lâyık olduğu özgür ve şerefli yeri kazandıracak, özellikle ekonomik eşitsizliğe ve kadını hor gören anlayışa son verecektir. çalışan kadının aile hayatı içindeki ödevlerini yerine ge¬tirmesine engel olan şartlan değiştirecektir.</p>
<p>g _ türkiye işçî partisinin demokrasi anlayışı:</p>
<p>türkiye işçi partisi siyasî demokrasiye bağlıdır. iktidarın seçim¬le el değiştirmesini öngörür. beri yandan türkiye işçi partisi halkın oylarıyla iktidarı aldıktan sonra muhalefetin temel haklarına saygılı olacaktır ve halkın güvenini kaybettiği zaman yani seçimleri kaybet¬tiği vakit iktidardan çekilecektir,</p>
<p>türkiye işçi partisi gerekli gördüğü köklü dönüşümleri, reform¬ları gerçekleştirirken anayasamızda yer alan temel insan haklarına yani düşünce, söz, toplantı ve basın hürriyetlerine, dinî ve felsefi inanç hürriyetlerine, bilim ve sanat hürriyetlerine ve sendika grev, toplu sözleşme, hak ve hürriyetine, kısacası anayasadaki bütün hak ve hürriyetlere en derin saygıyı gösterecektir.</p>
<p>ancak şu var ki, demokrasiyi bundan ibaret sayarsak emekçi hal kımızın yoksulluğuna ve türkiye’nin geri kalmışlığına çare bulmak mümkün olmaz. çünkü köklü dönüşümler ve reformların gerçekleş¬tirilmesi sadece bir kanun işi değildir. emekçi halkımızın bu reform¬ları benimsemesi ve istekle uygulaması şarttır. bundan dolayı de¬mokrasinin dört yılda bir seçimlere katılmaktan ibaret bir mesele olmaktan daha ileri götürülerek halkımızın günlük hayatına mal edil¬mesi zorunludur, türkiye îşçi partisinin demokrasi anlayışına göre halkımız, işyerlerinden başlamak suretiyle köylerde, mahallelerde, be¬lediyelerde, il meclislerinde ve tabiatıyla büyük mecliste yurt işleri¬nin ve toplum işlerinin yürütülmesine aktif olarak katılacaktır. ancak bu takdirde memleket yönetiminin halktan kopması ve kırtasiyeci¬liğe boğulması önlenmiş olur.</p>
<p>demokrasi herkesçe bilinen bir tarife göre halkın halk için, halk tarafından yönetimi demektir. halkın halk tarafından, halk için yönetimi ise emekçi halk temsilcilerinin büyük meclise girmesini ve emekçi halkın insanca yaşamasına, özgürce yaşamasına engel olan ekono¬mik, sosyal ve politik bütün engelleri kaldırmasını zorunlu kılar, bundan dolayıdır ki türkiye işçi partisinin demokrasi anlayışı en geniş manasıyla halkı kavrayan ve halkı yurt işlerinde günlük hayatı boyunca söz ve karar sahibi eden bir rejimin adıdır. yoksa dört yılda bir sandık başlarına gitmekle demokrasi rejiminin tam işlediğini sanmak bugünkü haksızlıkların, bugünkü yoksulluk ve geriliğin devamına ancak bir mazeret bulmaktan ibarettir.</p>
<p>bugün demokrasi savunucusu ve «milli irade» nazariyesi taraftarı gibi görünenler, aslında demokrasinin bu gerçek anlayışına karşı olan¬lar, anayasamıza düşman olanlardır. milli irade ve demokrasi, ancak anayasamızın getirdiği ilkelere ve atatürk devrimlerine sadakatle hatta anayasanın ilerisinde söz konusu olur. bir avuç çıkarcı demokrasiyi savunur görünürken aslında halkımızın uyanmamasını istiyorlar. ve millî iradenin tecellisi diye kendi çıkarlarım sürdürebilecekleri ekonomik sosyal ve politik bir rejimi savunuyorlar ve bunun adına da demokrasi diyorlar.</p>
<p>türkiye işçi partisi demokrasinin böylece yozlaştırılmasına ve bir azmağın menfaatine işleyen bir rejim yapılmasına asla izin ver¬meyecektir. türkiye işçi partisi demokrasiyi politik, sosyal ve ekono¬mik yanlarıyla en geniş anlamda kavramaktadır ve iktidara gelince de bu genişlikte uygulamak azmindedir.</p>
<p>bildirimizdeki en önemli noktaları kısaca özetliyoruz:</p>
<p>- türkiye işçi partisi milli bağımsızlığımıza gölge düşüren bü¬tün antlaşmaları feshedecektir. türkiye’nin dış politikasını atatürk dış politikasına döndürecektir.</p>
<p>-yurdumuzdaki bütün yabancı üsleri kaldıracaktır.</p>
<p>- dünya barışının kurulması için silahsızlanma meselesinin çözüme bağlanmasında gerçekten gayret sarf edecektir.</p>
<p>-eşitlik, karşılıklı menfaat ve saygı esasına göre, başta kom¬şularımız olmak üzere bütün dünya devletleriyle dostluk münasebet¬leri kuracaktır.</p>
<p>- türkiye îşçi partisi kıbrıs meselesinde, yabancı üslerden te¬mizlenmiş ve milletlerarası denet altında silahsızlandırılmış türk ve rum topluluklarının eşit haklarına dayanan bağımsız, federatif bir kıbrıs devleti tezini savunmaktadır.</p>
<p>-millî savunma gücümüzü daha da arttırarak yurt topraklarının ve cumhuriyetimizin korunmasında en etkin bir seviyeye çıkara¬caktır.<br />
-<br />
- toprağı olmayan ya da yetmeyen köylülere parasız toprak dağıtacak ve tapularım ellerine verecektir. toprak ağalarının elinde en çok 500 dönüm bırakılacaktır.</p>
<p>- tarımda verimi arttırmak için köylülere her türlü teknik ve mali yardımda bulunulacaktır. köylü, tefecinin ve aracı tüccarın elin¬den kurtarılacaktır.</p>
<p>-petrol kanunu yürürlükten kaldırılacak, verilen imtiyazlar ka¬nunlarla geri alınacaktır. milletin malı olan petrolümüz ve madenleri¬miz iç ve dış sömürücülerin elinden kurtarılacak, millet malı olarak halk yararına işletilecektir.</p>
<p>- demir çelik sanayii millet malı yapılacak ve bu gibi işletmeler halkın eliyle, işçilerin denetiminde, halk yararına çalıştırılacaktır.</p>
<p>- yabancı sermayeyi teşvik kanunu derhal yürürlükten kaldırı¬lacaktır. yabancı şirketler millileştirilecek, ortak pazardan çıkılacak¬tır.</p>
<p>- türkiye işçi partisi kapitalizme karşıdır. türkiye işçi partisi halktan, emekten yana ve halkın doğrudan doğruya denetimine ve yönetimine katıldığı bir plânlı ekonomi sistemi uygulayacaktır. bu sistemde halk yararına olan kamu sektörü ağır basacaktır. özel sek¬tör, plânın ön gördüğü yatırım hedeflerine uygun olarak çalışacaktır. ve millî ekonominin yararlı bir kesimi haline sokulacaktır.</p>
<p>- vergi adaleti mutlaka sağlanacaktır. verginin ağır yükü zen¬gine yükletilecek, herkesten kazancına göre vergi alınacaktır. asgari ücretten vergi alınmayacak ve bu ölçü bütün kazançların vergi indi¬riminde esas alınacaktır.</p>
<p>- tasarruf bonoları kaldırılacaktır.</p>
<p>- toplu sözleşme, grev, sendikalar, îş deniz-iş, sosyal sigorta kanunları, anayasaya tam uygun bir şekilde, yani işçinin yararına de¬ğiştirilecektir. lokavt yasaklanacaktır.</p>
<p>- haftada 40 saat çalışma esası uygulanacaktır ve bu çalışma süresi için işçiye ailesini insanca yaşatabilecek bir ücret ödenecektir,</p>
<p>-ücretler oynak merdiven sistemine göre düzenlenecektir. ya¬ni, hayat pahallaştıkça ücretler de otomatik olarak artacaktır.</p>
<p>-işsizlik sigortası kurulacaktır ve bütün yaşlılara emeklilik hakkı tanınacaktır.</p>
<p>-herkes sosyal sigortalardan yararlandırılacaktır. tarım işçi¬sinin teşkilâtlanması, toplu sözleşme ve grev haklarını şehirli işçi gibi kullanabilmesi imkânları sağlanacaktır.</p>
<p>-sosyal sigorta fonları yalnız emekçiler yararına kullanılacak işverenlere kredi olarak verilmeyecektir.<br />
-<br />
-eğitim eşitliği sağlanacaktır. bu maksatla kabiliyetli halk çocukları bütün ihtiyaçları devlet tarafından saklanarak üniversiteyi bitirene kadar okutulacaktır.</p>
<p>-köy enstitüleri açılacaktır.</p>
<p>- millî eğitim ve kültür yabancı devletlerin her türlü nüfuzun¬dan kurtarılacaktır. kültür ve sanat müesseseleri halkın istifadesine açılacaktır.</p>
<p>- türkiye işçi partisi doğu ve güney doğu bölgelerinin kalkın¬masına öncelik verecektir.</p>
<p>- türkiye işçi partisi bütün temel hürriyetlere saygılıdır. ve her¬kesin saygılı olmasını sağlayacaktır. özellikle dini, felsefî ve siyasî inançların tam özgürlüğü gerçekleştirilecektir. kamu düzenine aykırı olmamak ve politikaya alet edilmemek şartı ile bütün vatandaşlar dî¬ni ve felsefî inançları bakımından bugünkünden çok daha hür olacaklardır.</p>
<p>- türkiye işçi partisi mülkiyet ve miras haklarını tanır. ancak, hiç bir kimsenin malına mülküne dayanarak başkalarını sömürmesine müsaade etmez.</p>
<p>sonuç</p>
<p>emekçi kardeşler, vatandaşlar;</p>
<p>biz öteki beş partinin beşinin de karşısındayız. beşinden de te¬melden ayrıyız. çünkü biz emekçilerin partisiyiz.</p>
<p>elbette bu beş partinin beşi de tıpatıp birbirinin aynı değil. ara¬larında birçok bakımlardan farklar var. adalet partisi, son büyük kon¬gresinde açıklandığı gibi özel teşebbüsçüdür. toprak reformuna kar¬şıdır. ve dış politikada amerika’ya bağlılığın devamını istemektedir. kısacası amerikanın, toprak ağalarının, kapkaççı tüccarların menfa¬atlerine senin menfaatlerinden daha önce yer veren bir partidir. adalet partisi özel teşebbüsçü&#8230; özel teşebbüsçüyüm dedi mi bir parti, emekçinin karşısında yer alıyor demektir. ne demek özel teşebbüs serbestliği? sen de politikacıların dilini çoğu zaman anlamıyorsun. biz sana açıklayalım özel teşebbüsü, özel teşebbüs serbestliği demek, büyük işler çevirme serbestliği demektir, istediğin malı dışardan ge¬tireceksin, bir takım faturalar düzenleyeceksin, burada birkaç kere el değiştireceksin ve böylece bu ithal malını, tutalım bir traktörü, yüz¬de yüz elli, iki yüz kârla satacaksın. kim yapabilir, kim çevirebilir bu gibi işleri kardeşler? cebinde meteliği olmayan senin harcın mı bu işler. bu işleri cebinde parası, arkası olanlar çevirir. ithalâtçılık, ihra¬catçılık yapan onlardır. köylünün toprağını gasp eden, mahsulünü yok pahasına kapatan hep onlardır. milyonluk kredileri bankalar onlara açar, sana değil. milli petrolümüzü amerikan ingiliz kumpanyalarına peşkeş çeken ve bu işten komisyon alan onlardır; madenlerimizi ya¬bancılara devretmeğe hazırlananlar onlardır; «vatandaşın haklan genişletilemez» diyen yani yoksul halkın bugünkü perişanlığı sürüp git¬sin diyen onlardır. ve senin karşına çıkıp «biz senin partiniz, sana refah getireceğiz» diyen, fakat aday listelerine senden olanları değil de, top¬rak ağalarını kapkaççıları, amerikancıları dolduran gene onlardır, öy¬leyse oyunu verirken dikkatli ol. oyunu ağalara, kapkaççılara, yabancıya aracılık edenlere, komisyonculara, simsarlara kaptırma. kaptıra¬cak olursa bil ki, yoksulluğun, perişanlığın, işsizliğin daha dört yıl devam edecektir</p>
<p>gelelim chp&#8217;ye: halk partisi atatürk&#8217;ün kurduğu parti, en eski par¬ti. programıyla halkçı, devrimci, yani ortanın solunda, özel sektörü destekleyen devletçiliği ile de ortanın sağında&#8230; atatürk’ten sonraki chp iktidarları ise, daima ortanın sağında, hem de çok sağında olmuş¬tur.<br />
şimdi muhalefete geçtiğinden beri genel başkanları chp’nin ortanın solunda olduğunu söylemektedir. partinin ileri gelenleri arasında bu görüşü savunanlar olduğu gibi karşı çıkanlar da vardır. beri yandan kıbrıs buhranından sonra halk partisi tek taraflı dış politikanın kötü¬lüklerini kavramaya başlamıştır. türkiye’yi daha bağımsız bir hale getirebilmek için zemin yoklamalarına girişmiştir. sovyetler birliğiyle yıllardır donmuş olan münasebetlerimizin normale dönmesi için ilk adımları atmıştır. bütün meselelerimizin çözümü bağımsız bir dış po¬litikaya dayandığından, bu son gelişmeyi chp&#8217;nin lehine kaydediyoruz ve bu tutumunun devamını temenni ediyoruz.</p>
<p>ckmp, mp ve ytp&#8217;nin üzerinde ise ayrıca durmayacağız.</p>
<p>kardeşler, emekçi yurttaşlar;</p>
<p>aslında iki parti var: biri ağaların, kapkaççıların çıkarlarını savu¬nan partiler, biri de senin, emeğin partisi olan türkiye işçi partisi.</p>
<p>10 ekim seçimleri bundan önceki seçimlere benzemiyor. çünkü bu seçimlere tarihimizde ilk defa olarak senin öz partin, türkiye îşçi par¬tisi katılıyor; hem de ağaların, kapkaççıların partilerini şaşkına çevire¬rek katılıyor. bu seçimlerde bütün ağırlığınla sen varsın. bu seçimler işçiler, ırgatlar, köylüler, esnaflar, zanaatkârlar ve toplumcular var. türkiye’de 1877 den beri seçim yapılmıştır. 87 yıldır seçim sandıklarının başına gitmişsin. önceleri iki dereceli idi seçimler. sen ikinci seçmenleri se¬çerdin, onlar da milletvekillerini seçerlerdi. osmanlı devleti zamanın¬da ikinci seçmenlerin de, milletvekillerinin de varlıklı kimselerden ola¬cağı kanunda yazılı idi. yâni meclîse sen giremezdin. 1946&#8242;dan beri mil-letvekillerini artık doğrudan doğruya seçiyorsun. ama bugüne kadar karşına çıkanlar, yâni seçime giren partiler arasında senden olanı bu¬lunmadığı için, oylarınla hep başkalarını, senden olmayanları soktun büyük meclise. 10 ekimde ilk defa öz partine, türkiye işçi partisine oy vereceksin.</p>
<p>emekçi kardeş,</p>
<p>gözlerini aç, kendi partini tanı. bugüne kadar seni aldattılar; yi¬ne de aldatmağa çalışıyorlar. seçimlere türkiye îşçi partisi de katıl¬dığı için onlar da sana onun ağzı ile konuşmağa başladılar; toprak vereceğiz diyorlar; işçiye iş vereceğiz, dolgun ücret vereceğiz diyor¬lar; küçük esnafa kredi vereceğiz diyorlar; herkes için ihtiyarlık si¬gortası kuracağız diyorlar; vergileri herkesin gücüne göre alacağız diyorlar.</p>
<p>kardeşler,</p>
<p>bunları sana söyleyen baylara sor!  niçin bugüne kadar bu işler¬den hiç söz etmediler? iktidarda oldukları halde niçin bu işleri yap¬madılar? biz sana cevabını verelim: çünkü karşılarında senin partin. türkiye işçi partisi yoktu. türkiye işçi partisi, senin yararına olan iş¬leri yapacağım söylediği için onlar da aynı şeyleri söylüyorlar. ama i bir noktaya dikkat-et:  kurt vaatlerini sen çok dinledin. her seçimde, sana parlak nutuklar çektiler, ama yapmağa gelince bir şey yapma¬dılar. yapamazlardı. çünkü yapacağız dedikleri şeyler, onların çıkarla¬rına aykırıdır. toprak ağası, köylüye toprak verir mi hiç? fabrika sa¬hibi işveren, işçinin daha çok ücretle daha az çalışmasına yanaşır mı hiç? tefeci, küçük esnafa, köylüye ucuz kredi açılmasını ister mi hiç işitemez kardeşler. bunlardan dolayı bütün bu işleri, bütün bu reformları senden yana olan,  senin çıkarma olan işleri ancak sen kendin, senden olan, senin temsilcilerin yani yalnız türkiye işçi partisi yapar.</p>
<p>kaçtır tekrarlıyoruz: bizim aday listelerimizle öteki partilerin listele¬rini karşılaştır. bizim listemizde yalnız kol ve kafa emekçileri, senden olan adaylar var. ve kol işçileri çoğunlukta, 382 adayımızın 216 si, yani yüzde 57 si işçi, ırgat, köylü, zanaatkâr, küçük esnaf ve kol iş¬çisi. geri kalan 166 si da kafa işçisi ve senden yana olan namuslu ki¬şiler, senin yoluna baş koymuş aydınlar.</p>
<p>emekçi yurttaşlar,</p>
<p>10 ekim seçimleri bundan önceki seçimlere benzemiyor. demok¬rasi denilen idare şekli ilk olarak bu seçimlerle gerçekleşme yoluna girecek. demokrasi halkın, halk tarafından, halk için idaresi olduğu¬na göre büyük millet meclisine emekçiler girmedikçe, yurt işlerinde eli nasırlılar ve toplumcular söz ve karar sahibi olmadıkça demokrasi sözden ibaret kalır. demokrasi perdesi arkasında ağalar ve kapkaç¬çılar soygun ve vurgunlarına devam ederler. 10 ekim seçimlerinde demokrasimizi temeline oturtmak senin sırtında oynanan oyuna (pay¬dos!) demek senin elindedir. oylarını uyanık olarak verirsen, kendi öz partin olan türkiye işçi partisini seçersen yeni bir hayat başlaya¬caktır. yoksullar için, çilekeş emekçi halkımız için, yeni bir hayat hepi¬miz için&#8230;</p>
<p>türkiye işçi partililer meclise girdi mi, artık bütün kirli işler gün ışığına çıkacak. dönen dolaplar gözler önüne serilecek. yabancılarla or¬taktık kurup hileli işlerle seni soyanlar adaletin pençesine teslim edilecek. ve iktidara gelince meclisten yalnız senin menfaatlerini koru¬yan kanunlar çıkacaktır.</p>
<p>emekçiler, yurttaşlar,</p>
<p>10 ekim seçimi bundan öncekilere benzemiyor. türkiye işçi partisi senin öz partin, biricik toplumcu partimiz. büyük meclise girecek ve anayasamız, şimdiki iktidarların yuvarlak masa toplantılarında, protokollerde sadakat yemini edip de, hırpalanmasın dîye olacak, rafa kaldırdıkları anayasamız, senden yana olan halkçı, devrimci, sosyal adaletçi, demokratik anayasamız ilkeleriyle eksiksiz tastamam uygulanmağa başlayacaktır. ve de en önemlisi millî bağımsızlığımızla, haysiyetimizle bağdaşmayan, bizî amerikanın peyki, uydusu hâline koyan bütün antlaşmalar feshedilecektir. türkiye’miz tam bağımsızlığına kavuşacaktır.</p>
<p>işçiler, ırgatlar, köylüler, zanaatkârlar, küçük esnaflar, subaylar, memurlar, atatürkçüler,</p>
<p>biz toplumcuyuz. toplumcu olmak halkla tek bir vücut hâlinde olmak demektir. bizim halkçılığımız halka dışardan bakmak, halka dı¬şardan yardım elini uzatmak demek değildir. bizim halkçılığımız, hal¬kın içinde olmak ve halktan kopmamaktır. toplumculuk her işte, her yerde, her zaman halkla beraber olmanın, halkı her işte, her yerde, her zaman söz ve karar sahibi etmenin yoludur. toplumculuk halkın kendi¬ne sahip çıkması, halkın iktidarı almasıdır. toplumculuk kula kulluk etmenin son bulmasıdır.</p>
<p>sen neden bir başkasının kulu kölesi olursun? çünkü senin topra¬ğın yoktur. ya da aileni geçindirmeğe yetmez elindeki toprak. gider ağanın toprağında ırgat, maraba, azap, ya da yarıcı olursun. artık sen kendine sahip değilsindir. artık karın, çocukların, her şeyin ve senin kendin, ağanın mallan olmuşunuzdur. ağa artık her şeydir, sen ailenle artık ağanın kullarısınızdır.</p>
<p>ya da sen şehirde yaşıyorsundur.    köyden göçmüşündür şehre. şehirde iş peşinde koşarsın. înşaatta çalışırsın; fabrika kapılarında sıra beklersin veya yabancı diyarlara gidersin iş bulmak için. ve fabrikada sana ait olmayan makinelerde sana ait olmayacak çeşitli mallar yapar¬sın. ürettiğin bu mallar senin alın terin, senin göz nurun olduğu halde, sen bunları kullanamazsın. kumaş dokursun ama sırtındaki gömlek yırtıktır, pantolonun yamalıdır. ve sen her gün işten atılmak korkusu içinde yaşarsın, artık sen hür, özgür bir insan değilsin. hayatı işvere¬nin, patronun bir işaretine bağlı bir tutsaksın.</p>
<p>sen küçük esnafsın, zanaatkârsın, tutalım küçük bir kunduracısın. kösele, deri, çivi fiyatlarını büyük patronlar tayin eder. bunlar sana ge¬lene kadar kaç aracının elinden geçer ve fiyatları daha&#8217; da yükselir. sen işini yürütebilmek için krediye muhtaçsın. oysa bankalar sana muh¬taç olduğun krediyi vermezler. açılan kredinin faizi de seni boğar. son¬ra malını değerine de satamazsın, hâlbuki kundura fabrikalarının re¬kabeti de seni ölüme mahkûm etmiştir.</p>
<p>demek ki kardeşler, dertlerimizin kaynağı, toprakların, madenlerin, bankaların, ticaretin ve fabrikaların bir avuç sermayecinin tekelinde toplanmış olmasıdır. emeğini değerlendirecek olan vasıtalar, araçlar senin elinde değil. senin elinde yalnız emeğin var. senin emeğini de¬ğerlendirecek vasıtalar bir avuç kapkaççının malı. bundan dolayı sen hep bu bir avuç sermayecinin eline bakar durumdasın.</p>
<p>emekçi kardeşler,</p>
<p>toplumculuk işte bu duruma son veren düzenin adıdır. anayasa¬mızın emrettiği gibi toprak köylüye dağıtılacaktır; madenler, ormanlar millet malı olarak halk eliyle millet yararına işletilecektir. dış tica¬ret, bankacılık ye sigortacılık da millet yararına işleyecektir. bir avuç vurguncunun sağladığı milyarlık kârlar halka hizmet için harcana¬caktır. dış ticaret, bankacılık ve sigortacılıktan elde edilen milyarlık kârlarla hastaneler, okullar, koy yolları yapılacak köye su getirile-cektir. toplumculuk, demir çelik sanayii gibi millî ekonominin kilit taşı durumunda olan büyük işletmelerin de millet malı olarak hal¬kın eliyle ve millet yararına işletilmesi demektir. böylece vatandaş kendine ait araçlar, vasıtalarla kendisi için çalışan hür bir emekçi durumuna gelir. bir başkasının kulu kölesi olmaktan kurtulur.</p>
<p>toplumculuk, hayatın, işin, gücün ve de. sağlıkla ihtiyarlığın si¬gortalı olması demektir. toplumculuk insanca yaşamak, boş zamana kavuşmak, boş zamanlarını insanca değerlendirmek, daha çok mal mülk sahibi olmak; toplumculuk, okumak, yazmak, cehaletten kurtul¬mak, kültüre kavuşmak demektir.<br />
toplumculuk hürriyet demektir. insanı köleleştiren zincirlerin kopmasıyla insanlar özgürlüğe kavuşacaklar ve kazandıkları insanlıklarını yeniden ve daha zenginleşmiş olarak bulacaklardır.</p>
<p>toplumculuk ahlâk demektir. kardeşçe dayanışma hâlinde elan ve insanı en yüce değer olarak tarayan bir toplumda ahlâk kuralları yepyeni bir temel üzerine oturur.</p>
<p>toplumculuk doğruluk demektir. toplumculuk insana saygı ve sevgi demektir. hiç kimseye zorla bir iş yaptırmamak demektir. top¬lumculuk yurtseverlik, milletseverlik, insan severlik demektir. top¬lumculuk bütün milletlerin kardeşçe, barış içinde yaşaması demektir. dinler, mezhepler, ırklar arasında kardeşlik demektir.</p>
<p>kardeşler,</p>
<p>şimdi toplumculara kimlerin, neden iftiralarla, taşlar ve sopalar¬la saldırdıklarını anlıyorsun değil mi? çıkarcılar, kurulu düzenin bo¬zulmasını istemeyenler, toplumcuları kötülerler.</p>
<p>bunlar ırz, aile düşmanıdır, bunlar hürriyet düşmanıdır, din düş¬manıdır, bunlar vatan düşmanıdır derler. sen uyanmayasın diye her yalanı söylerler, sana bindiğin dalı kestirirler. ama artış ne yapsalar nailledir, boştur.</p>
<p>gün işiyor. sen ak koyunlara kara koyunu artık ayırt etmeğe başladın. bak bu partiyi bir avuç emekçi burdu ve dört buçuk yılda para siz pulsuz, hem de iftiralara, suçlamalara, taşlı sopalı saldırılara rağ¬men işte bugünü bulduk. 51 ilde seçimlere katılıyoruz. her yerde tür¬kiye işçi partisini konuşuyorlar. artık türkiye işçi partisi gerçek bir güç haline geldi. ve bu seçimlerde sen ona oy vereceksin. senden olan¬lar büyük meclise girecekler ve güzel, mutlu günler başlayacak? emekçinin baş tacı olduğu ailesi, çoluğu çocuğuyla efendice yaşadığı mutlu günler sürdüğü, ileri, toplumcu, bağımsız türkiye’yi el birliği ile mutlaka kuracağız.</p>
<p>yaşasın emekçiler, yaşasın türkiye.</p>
<br />Posted in siyaset, tip  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/solkanat.wordpress.com/666/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/solkanat.wordpress.com/666/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=solkanat.wordpress.com&amp;blog=4897423&amp;post=666&amp;subd=solkanat&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://solkanat.wordpress.com/2009/01/20/turkiye-isci-partisi-1965-secim-bildirgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
